Refik Durbaş'ın Bıraktıkları
2 Aralık 2018 Edebiyat

Refik Durbaş'ın Bıraktıkları


Twitter'da Paylaş
0

Refik Durbaş, bütün hayatı boyunca şiir sanatının namusu, insan onurunun simgesi olmayı bilen bir şairdi.

Daha bir hafta önceydi. 26 Kasım günü akşamı Ankara’da Türk Tabibler Birliği Genel Merkezi’nde Behçet Aysan Şiir Ödülü Seçici Kurulu olarak toplanmıştık. Aday kitaplar üzerinde bir süre tartıştıktan sonra bu yılın ödülünün Şayeste (Islık Yayınları) adlı kitabı için Refik Durbaş’a verilmesini kararlaştırdık.

Sıra ödül gerekçesinin yazılmasına gelmişti. Hepimiz onu ve şiirini anlatan cümleler söyledik. Sıra Ali Cengizkan’a geldiğinde, o bizlere yüksek sesle, kitabın arka kapağında da yer alan “Mülteci” adlı şiiri okudu:

 

Denizin üstü gemi

dümeninde dolunay

geminin altı deniz

ambarı dolu mülteci

 

Ay çalındı geceden

 

Denizin üstü karanlık

beşi bebek yetmiş çocuk

karanlığın altı dehliz

arkadaşları bir kara balık

 

Ay çalındı gemiden

 

Denizin üstü soğuk

sınırı dikenli tel

denizin altı oyuk

alın yazıları ecel

 

Ay çalındı geceden

 

Sonra da ekledi: “Bir vicdan şiiridir, Refik Durbaş’ın şiiri, çağın vicdanının sesidir.”

O âna kadar belki düşünmemiştim bunu ama öylesine karşılık buldu ki, tanıdığım Refik Durbaş’la. Elli yılı aşkın şiir hayatı boyunca şiiri hep köşe bucak dolaşarak, yurdunda ayak basmadığı köşe bucak bırakmamış bu insan, şiirlerinde hem insanlık vicdanını aramış, hem de o vicdanın sesi olmuştur.

1960 Kuşağı şairleri içinde onu kuşağının bütün öteki şairlerinden ayıran özelliği halka kimsenin olmadığı kadar yakın olabilmesidir. Kuşağının şairleri daha çok soyut bir halk sevgisiyle, şiirler yazdıkları halkı pek de tanımadan yüceltirken, o halkın içinde, onun günlük hayatının ayrıntılarından oluşan bir şiir ördü.

refik durbaş​​​​​​​

Refik Durbaş, şiirler yazmasının yanında edebiyat dünyasının da içinde, o dünyayı hem keşfetmeye, hem yansıtmaya çalışan bir yazardı. Gazetecilik mesleği ona bu işte yardımcıydı. Türk edebiyatının büyük ustalarına yetişmiş, onlarla arkadaş olmuştu. Onlarla konuşmalar yaptı, “şiirin gizli tarihi”ni yazıya döktü. O güne dek kimseyle konuşmamış Ahmed Arif, Refik’e bir kitap boyu içini döktü.

Refik Durbaş, edebiyat tarihine ilişkin birçok bilinmeyeni yazıya döktü ama kendi tarihi için aynı şeyi yaptığını tam olarak söyleyemeyiz. Çobanlar ve sürüleriyle birlikte Doğu Anadolu’da yaptığı yolculuklar, Araplar karakoyun istemedikleri için satılacak koyunların sınırda akkoyun-karakoyun olarak ayrılması; yollardaki mayınlar üzerlerinde patlamasın diye bozuk yollarda 160 kilometre üzerinde hızla gidilme zorunluluğu; akşamları kalınan kasaba otellerinin reception’larında yazılı, “silahlarınızı reception’a teslim ediniz” yazıları… binlerce binlerce renkli ayrıntının, hayat parçasının kahramanıydı Refik Durbaş.

O denli doğal bir çocuksuluğu vardı ki, inanılmaz şeyler, onun için çok sıradandı. 70’li yaşlara yaklaştığında doktorlardan böbreklerinin artık çalışmadığını öğrendiğinde, “Bugüne kadar ben hiç su içmedim,” demiş, sonra da, “Orhan Kemal, her sofraya oturuşunda önce bir bardak su içerdi; şimdi anladım nedenini,” diye de eklemişti.

Ama hiçbir zorluk, onun yaşama sevincine ket vuramazdı. Çok sıcak günlerden birinde arayıp, “Ne yapıyorsun bu sıcaklarda?” diye hatırını sormuştum. Keyifle cevaplamıştı: “Haftada iki gün diyalize gidiyorum. Yatıyorum klimanın altına, püfür püfür kitabımı okuyorum.”

Refik Durbaş, bütün hayatı boyunca şiir sanatının namusu, insan onurunun simgesi olmayı bilen bir şairdi.

Dili Türkçe’de, ülkesi Türkiye’de, şiirleri kadar insanca gülümseyişinin ışıkları içinde yaşayacak


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR