Ruh Çağırma Oyunu
24 Haziran 2019 Öykü

Ruh Çağırma Oyunu


Twitter'da Paylaş
0

Fındıklar dallardan düşmeye başlamış, dedi babam. Fındık zamanı geldi sonunda diye sevindim. Sabahtan annem fırından sıcacık ekmekler aldırdı bana. Nenem şehir ekmeğini pek sever. Arabaya doluştuk sabah saatlerinde. Ben her zaman cam kenarına otururum. En sevdiğim yer köy yolunun başlangıcı. Köy havasını taa buradan duyarım. Dere kenarından dut ağacının dibine doğru renk renk çadırlarını kurmuş, çamaşırlarını asmış fındık günlükçüleri. Çocuklar ellerinde bir sopayla suyun kenarında oyun oynuyor. Fındık zamanı çoluk çocuk bir ay bu köyde ikamet eder. Kocaman kömüşler dereye girmiş, serinliyor.

Köprüden geçerken annem kömüşlere bakıp, “Kömüş yoğurdu da yaparım size,” dedi. Gözlerim parladı.

Sohbet ederek ilerlerken birkaç küçük şelale geçtik. Bidonlara su doldurmak için köye en yakın çeşmeye varınca araba iyice yavaşladı. Çeşme bozuktu. Dağlardan inen su buz gibiydi. Babam bir yaprak koydu dağlardan aşağı inen suyun önüne. Su yaprağın üstünde toplanıp uç kısmından aktı. İlk defa yapraktan çeşme görüyordum. Sularımızı doldurduk. Babamın çeşmesini orada bırakıp yola devam ettik. Küçük küçük çiçekler açıldı yollarda, çimenlerin arasında. Armutlar dallarını sarkıttı. Fındık dalları tarlalardan taşmıştı, birkaçının koluna çarptık arabamızla. Dağı aşınca nenemin evi göründü. Ev görününce babam kornaya basmaya başladı. Ta uzaklardan geldim sana, demekti bu. Korna sesini duyanlar camlardan bakmaya başladı. Camdan bakan herkese bir korna daha çaldı babam. Bu da size de selam, demekti.

Eve varınca sarıldık, öpüştük, gülüştük. Akşam tüm akrabalar eve dolunca çay servisi bana kaldı. Liseli olacaktım bu yazdan sonra kız kısmı iş yaparak kendini göstermeliydi ne de olsa. Annem mutfakta kek hazırlığındayken ben kırılmış fındık ve cevizleri sehpaların üzerine koyup çay servisine başladım. Nenemin gizlisi saklısı yoktur. Çayını yudumlarken anneme doğru, "Musa da iki yıla imam oluyor inşallah. Vasiyetimdir, bu kız Musa'yla evlenecek," dedi.

Çay servisine devam ederken Musa'yı hatırlamaya çalıştım. Onu bir ya da iki kez görmüştüm. Musa, yatılı okula başlamadan önceydi. Bir keresinde yokuşa tırmanma oyunu oynarken yanımıza gelmişti. Cebinde biriktirdiği ikiz fındıkları göstermişti bize. Kazanana bunlardan verecekti. Ben ilk defa ikiz fındık görmekle beraber bu kadar çok ikiz fındığı bir arada bulmanın şaşkınlığı içindeydim. Oyunu kazanamamıştım ama o ikiz fındıkları bir ipten geçirip bana kolye yapmıştı. Çok gülmüştük. Misafirler gidince gecenin karanlığında kuzenlerle baş başa kaldık. Sırayla korkunç cin peri hikâyeleri anlatılmaya başlandı. Ara sıra kalbimiz duracak gibi oluyor, soluğumuz kesiliyor bunu anlayan kuzenim kendimizi kaptırdığımızı fark edince hikâyenin en can alıcı yerinde "booommm" diye bağırıp aklımızı alıyordu.

İkinci hikâyeye başlamadan önce korkmadığımızı ve inanmadığımızı belirten, “Ayşen bu hikâyeleri nerden uydurdun?” desek de nenemin gençliğinde evin kenarına işedikten sonra ağzının yamulduğunu, yengemin havada yürüdüğü de akraba sohbetleri esnasında kulağımıza gelirdi. Ayşen yanıma sokuldu, kulağıma eğildi. "Yarın akşam annemlerle Asiye teyzelere gideceğiz, sen de gelsene, kızlarını biliyorsun, çok tatlılar. Biz burada siz gelmeden önce çok güzel arkadaş olduk,” diye fısıldadı. Fısıldamasının nedeni, sanırım Asiye teyzenin Musa’nın annesi olmasıydı. "Tamam, gelirim," dedim. Köyde akşam gezmeleri pek güzel olurdu. "Hem orda ruh çağıracağız,” dedi, sıradan bir şey söyler gibi. Hem şaşırdım hem korktum. “Yok, artık,” dedim ama merakım korkumdan ağır bastı. “Sayıları ve harfleri hazırladım.” Lazım bir işin bir ucundan tutuyor gibi ciddiydi sesi.

Ertesi akşam Asiye teyzelerde çaylar eşliğinde herkes patlamış mısırlarını yiyorken biz evin kızlarıyla salona yakın bir odaya çekildik. Kapıdan girip çıkan çocuklar arada bir dikkatimizi dağıtsa da Ayşen konsantre olmaya devam ediyordu. Sayıları, harfleri, evet, hayır kelimelerini koyabileceğimiz bir düzenek olmadığından mutfaktan bir sini alıp üstüne yerleştirdik. Ayşen’in elinde bir kahve fincanı vardı onu da sininin üstüne koydu. Ciddi ve öğretici bir tavırla fincanı işaret ederek, “Parmaklarınızı,” dedi. “Herkes işaret parmağını fincanın üstüne koysun sırayla soru sormaya başlayacağız,” diye devam etti konuşmasına. Kendinden emin spiritüel bir uzmanlıkta veriyordu her bilgiyi. Ayşen bizim parmaklarımızın bir kuvvet tarafından harflere ve sayılara yöneleceğini çağrılan ruhun bize bu şekilde cevap vereceğini de ekledi konuşmasına. Heyecanla bekliyorduk.

Ruh çağırma ritüeli dualarla başladı. Dua bitince gözlerini fincana dikerek sordu: "Ey ruh, burada mısın?" Fincanda bir hareketlenme oldu, biz de şaşkındık ve kontrolümüz dışında parmağımızın tam altında ilerleyen bir fincan vardı. Fincan, “Evet,” yazılı kâğıda doğru gitti ve durdu. Ablam, “Kızlar kim yönetiyor bu fincanı kim parmağıyla oraya itti,” dedi. “Biri bastırdı fincana,” diye de diretti. “Kimse yönetmiyor, Zeliha abla.” “Niye öyle bir şey yapalım,” dedi kuzen. Çekildi, bir kenara oturdu ablam. “Ben inanmıyorum,” deyip ellerini göğsüne doğru bağladı. “Ben katılmayacağım, siz oynayın, nasıl inanıyorsunuz ya, çok saçma," demeden de yapamadı. Hevesimizi kursağımızda bırakmaya bayılırdı. O sırada Musa televizyonun yanındaki kutudan bir şey almak için odaya girdi. Bizi görünce ablamın yanına oturup oyunu izlemeye başladı. Soru hakkı Zeynep'indi. “Büyüyünce ne olacağım,” dedi kahve fincanına bakarak. Fincan ö'ye doğru gitti. Sonra ğ ve r. Öğretmen yazısı süzüldü, parmaklarımızın arasından. Zeynep çok sevindi. Şermin, “Halam evlenecek mi?” diye sordu. Fincan “hayır” yanıtına doğru gitti. Otuzunu geçkin halasının da açıkçası pek isteyeni yoktu. Sıra bana gelince yutkundum. Gözlerim parladı nereden aklıma geldi bilmiyorum. “Evleneceğim adamın adı ne,” diye sordum. Fincan “m” harfine doğru gitti. Kuzenimle göz göze geldik. Ablaları yanımda. "u" ya doğru gitti fincan. Aman Allah olacak iş mi? Fincan “s“ harfine doğru ilerledi sonra sinsice “a” ye. Kızların Musa diye bağırmasıyla Musa kıpkırmızı oldu ve odadan kaçar gibi gitti. O geceden sonra onu hiç görmedim. Yalnız, bir seher vakti, fındığın sonuna doğru elinde bavulu bizim evin önünden usulca geçip giderken arkasından bakakaldım.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR