Sabun
20 Kasım 2019 Öykü

Sabun


Twitter'da Paylaş
0

"Her zaman bekleriz," dedi adamın terli elini sıkarken. Yüzünde değişmez gülümsemesi vardı. Sanırdınız ki, hayatta yegâne isteği, herkesin arayıp bulamadığı ama onun sahip olduğu ulu amaç, danışman olmaktı. Aman Allahım, bu kadın danışman olmak için yaratılmıştı. Adam çıkar çıkmaz çöktü sandalyesine. Fısıltıyla, "Geberin hepiniz," dedi. İyi oyuncuydu. Yüzlerine bildiği en arsız küfürleri (çok fazla küfür bilirdi) haykırmak istediği insanları öyle güzel ağırlardı ki, şirkete sırf o sizi ağırlasın diye gitmek isterdiniz.

Tuvalete gitmek için yerini arkadaşına bıraktı. Asansöre binmedi, merdivenlere yöneldi. Merdivenleri çıkmıyor, adeta eziyordu. Tuvalete girdi. Sarı, kırmızı, siyah, düz, kıvırcık, toplu, açık saçlı çeşit çeşit kafanın arasından en sondaki kabine yürüdü. Kimse fark etmemiş, selam vermemişti. Rahatladı. Zaten bir danışmanı kim neden fark etsindi? Dudaklarındaki o rujların bir maaşına tekabül ettiğini ve bu hiyerarşide her zamanki fark edilmeme isteğinin gereksiz olduğunun farkındaydı. Eteğini ve külotlu çorabını sıyırdı. Bacak hizasına indirip, klozete oturdu. Ritüeline hazırdı. Gömleğinin cebinden çalışma masasında, yatağının başında, kitaplığında, çantalarında, kısacası elinin ve gözünün ulaşabileceği her yerde bulunan parmak kadar küçük, kare, beyaz sabunlarından birini çıkardı. Koklamaya başladı. İşte, olmuştu. Üstünde ömründe gördüğü, hatta hiç görmediğini o an fark ettiği kadar dinlendirici, duru bir gökyüzü vardı. Kanyonun oyuk ve dik yamaçları ile gökyüzü birleşiyor, ortaya bedî bir görüntü çıkarıyordu. Tek başınaydı. Geniş bir kayanın üzerinde. Ayakları çıplaktı. Bunu sevmedi, hemen değiştirdi. Çıplak ayaktan nefret ederdi. Evet, evet şimdi ayaklarında incecik bir ayakkabı vardı. Olmuştu. Kayaların üzerlerinden suya değmemeye dikkat ederek, minik adımlarla atlayarak ilerlemeye başladı. İleride, suların coşkuyla akmaktan sıkılmışçasına gittikçe azaldığı, kayaların genişlediği yerde tek kişilik ama genişçe siyah bir minder onu bekliyordu. Tam o kayaya göre bir minderdi bu. Üzerinde ince siyah bir pike vardı. Tüm sükûnetiyle mindere doğru ilerledi. Pikeyi yuvarlayıp başının altına koyarak uzandı. Gri bulutlar ve ılıktan soğuğa dönmeye yüz tutmuş dingin rüzgâr yüzünü okşuyordu. Usulca gözlerini kapattı. Sağ eli çoktan suya uzanmıştı. Gözlerini açmıyor, suların parmaklarının arasından kayıp gitmesini sadece hissetmeyi tercih ediyordu. Miskinleşmişti. Huzur her zaman uykusunu getirirdi. Elini sudan çekmeden sağına döndü. Cenin pozisyonu almasına rağmen rüzgâr onu usulca okşamaktan vazgeçmiyor, sarhoşluk etkisi veren huzur vücudunun her yerine eşit şekilde sirayet ediyordu. Aniden her şey silindi. Tuvaletin kapısı çalınıyordu. Aceleyle üstünü toparladı. Sabununu cebine sokup, çıktı. Aynaya bakmamaya özen göstererek ellerini yıkadı. Yerine döndüğünde her şey olması gerektiği gibiydi. Taktı maskesini ve kocaman gülümsemesiyle konuştu: "Hoş geldiniz, nerelerdeydiniz?"


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR