Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

28 Ağustos 2018

Öykü

Şahin Ay • Değerli Madenler

Şahin Ay

Paylaş

3

0


Bu hayatta beni mutlu eden şeyler sayılıdır. Kirazı, vişneden ayırt edebilenlere özenirim. Ayakkabı seçiminde özenli davranırım. Air tabanlar benim için önemli, bir çeşit amortisör. On bir yaşında o zamanın parasıyla dört milyar bonservis ve Preze Avni aracılığıyla İstanbul'a geldim. Burada bir kadın sevdim. Sonra bir kadın daha sevdim. Azer Bülbül'ü dinledim. Mesleğimdeki onuncu yılımı sevdiklerimle beraber kutladığım gece hayatımda ilk kez içtim, ertesinde cezaevine girdim. Arpa ve tokatçılık muhabbetlerinden sıkıldığımı anlayınca, siyasilerin koğuşuna geçmek için talepte bulundum. Cezaevi yönetiminden izin çıktı. Sağ olsunlar onlar da iyi yaklaştılar ve koğuş değiştirdim. Hırsızlık yapmamam konusunda pek çok nasihat dinledim, Robin Hood'un anne tarafının Tokyo göçmeni olduğunu öğrendim, bir ara koğuşta çaycılık yaptım. Birtakım derslerde fikirlerimi beyan ettim. Katı hal fiziği anlatıldığı zaman oldukça aktiftim. Kristallere oldum olası ilgim vardı. Birçok insan gibi ben de ilk kitabımı cezaevinde okudum. Hayatım değişmedi.

Hapisten çıkınca insanları incitmemem gerektiği sonucuna vardım ve kapkaççılıkla başlayan kariyerimi, askıyla devam ettirmeye karar verdim. Bir süre askıya çıktıktan sonra, tufaya yöneldim ve kariyerimin en büyük patlamasını tufada yaptım. Sektörde saygı görüyordum; çünkü alarmsızlar için en iyi zamanım 7.42 idi. Bu tüm zamanların en iyi derecesi olabilir. Sonra çoluk çocuk işin içine girdi. Bir iki kez sırf 7.42'nin altına inebilmek için balyozla kilidi eğmeye çalıştılar. Güce ve çelik kapılara olan inancım sarsıldığı için bir dönem sektörden elimi ayağımı çektim. O dönem anahtarcı dükkânına takıldım. Anahtarcılık benim için amcaydı. Baba yarısı. Kapısını açamayan herkes, çilingir yerine beni çağırmaya başladı. Yeni kapıların hepsini en geç yirmi saniyede açabilirken, eski kapılarda daha fazla zamana ihtiyaç duyuyordum. Hırsızlık yapacak olanların ev sahibi gibi davranıp bana kapıyı açtırmaları ve sonrasında evi talan etmeleri bombası patlayınca, ben bu saatten sonra yokum dedim ve şehir değiştirdim. Bu benim değil sektörün ayıbıydı, başkasına tamam da, sektörün içinden biri ketenpereye getirince insanın çok zoruna gidiyor. Yeşil sahalara yeniden dönmem gerektiğinin farkına vardım. Ama bu zaman zarfında içeridekiler ve dışarıdakiler arasında çok yoğun nüfus geçişi olmuştu. Yenilerle anlaşamayacağımın farkındaydım.

"Sürekli olarak yaşadığın şehirde kafana göre hiçbir şey yapamazsın, çünkü seni hemen bulurlar ve köpükleme yaparlar. Herkes birbirinden ayıktır ve sana asla bir şey yedirmezler. En fazla bir hafta kalıp o şehri terk etmelisin, terk etmezsen bütün zulalarını patlatırlar," demişti Goşto Nedim. İlk ustam, her gün düzenli el egzersizleri yaptıran ve her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatan, karşılığında sadece tek bir sigara isteyen temiz kalpli büyük adam... Mekânın cennet olsun. İstanbul'u terk ettikten sonra ilk durağım Adana'ydı. İş yapmak çok zordu, çünkü neredeyse sokak sokak herkesin mıntıkası belliydi. Ev sahipleri de ayıktı. Yedinci katın balkonuna demir parmaklık yapanlar ve çelik kapıyı elekle sağlamlaştıranlar çoğunluktaydı. Dört gün orada takıldım. Ekmek çıkmadı, Antep'e geçtim. Antep, biraz daha rahat görünüyordu. Gündüzler fena değildi de geceleri inanılmaz soğuktu. En nefret ettiğim havalar bunlardı, çünkü gece ve gündüz arası sıcaklık farkları sürekli susatırdı. Yapacak bir şey yoktu, cepte de beş kuruş para kalmamıştı. Yerim yurdum belli olmadığı için elektroniklere dokunamıyordum. Havayı dert etmemeye çalışıp ilk iki gün sadece gezdim ve iyi bir yuva bulmaya çalıştım. Üçüncü günümde nihayet ekmek çıkabilecek, kapısında güvenliği olmayan bir bina buldum ve karşısındaki kafeye kuruldum. Piçler çayı bile beş liraya satıyordu. Başladım taklacı güvercinleri gözlemleme derneği başkanlığına. Havanın kararmasını bekleyecektim, çünkü ışığını açmayan evler birinci çinkoyu yapmış olacaklardı. Önümdeki çizelgeden balkona çıkanları ve balkonda kebap yapanları kafadan eledim. Elimde beş daire kalmıştı. Karanlık şehre çöktüğünde hepsi ışıklarını yakarlarsa eğer oturduğum kafeden kaçmaktan başka çarem kalmayacaktı,çünkü adisyonda altı çay ve bir su vardı. Yan masada iki kadın ile iki erkek oturuyordu. Mizah konusunda düpedüz kötüydüler. Kadınlardan birinin ya adı ya da lakabı Balkon'du. Bir ara lavaboya doğru yöneldim, muhtemel bir tehlike ânında içinde bulunduğun mekânı iyi bilmen son derece önemlidir. Tuvaletin kapısı kapalıydı. Beklemeye başladım. Bir çocuk daha geldi. Arkamda durdu. Kafenin içinde kapısı küçük kulübe tarzı yerler vardı. "Usta, ne bunlar," diye sordum. "PlayStation," dedi. "Ses çıkmasın diye yapmışlarsa pek başarılı olamamışlar, yalıtımı çok kötü." Gülümsedi çocuk.

"Kız arkadaşıyla geliyor millet, genelde kapıyı kilitleyip daha rahat oynuyorlar, biri diğerini yendiği zaman yenilen milletin önünde küçük düşmüyor böylelikle,"

"Ha öyle mi, peki saati ne kadar?"

"Altmış lira."

"Vay be!" dedim.

O arada tuvaletteki çıktı. Ben demin muhabbet ettiğim çocuğa dönerek, "Acilse sen geç," dedim ama o eliyle beni buyur etti. Benim için önemli olan şeye baktım. Evet, tuvalet penceresi dışarıya açılıyordu, gelmişken ufak su da döktüm. Beş liralık çayı işemek bile zoruma gitti. Yerime döndüm. Biraz oyalandım. Sigara paketimde sadece tek sigara kalmıştı. Onu çıkardım. Garson benden önce davrandı yine, yaktı sigaramı. Dumandan halka yaptım, kaşık yaptım, garson bile yaptım.

Karanlık çökmeye başladı. İçeride bir hareketlilik oldu. Anormal bir durum olduğu belliydi. Yerimden doğruldum. Tam olarak göremedim ve tekrar yerime oturdum. Yan masamdakiler kalkıp olay mahalline gidince ben de masada duran sigara paketinden bir dal sigara alıverdim. Onlar gelene kadar içersem daha iyi olacaktı. Garson da kargaşanın ortasında olunca mecburen sigaramı ben yaktım. Hava karardı. Apartmana bakınca şoke oldum. Bir ev hariç diğerlerinin ışığı mahyalardan aşağı kalmıyordu. Işığı yanmayan ev ise en son kattaydı. Karanlık ev sayısı üç dört tane olmuş olsaydı beklemeye değerdi belki, bir ev olunca beklemenin bir anlamı yoktu. Birazdan bir yerlerden çıkıp gelirlerdi, ben de boş insan değildim neticede, saatte on papel masrafım vardı. İçerideki sesler artmaya başladı. Ağlama sesi duymaya başladım. "Ambulansı aradınız mı," diyen bir başka ses daha kulağıma çalındı. Yerimden kalktım ve içeriye doğru yürüdüm. Çocuğun biri yere çömelmiş, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Sürekli sigaramı yakıp duran garsona, "Hayırdır, ne oldu," diye sordum.

"Beyefendi, içeride kadının biri önce sancılanmış sonra da bayılmış," dedi.

"PlayStation’da mı?"

"Evet."

Kafedeki herkes orada toplanmıştı. Kadın kulübenin içinden dışarıya taşınmıştı. Çocuk, kadına bakmadan ağlamaya devam ediyordu. Ne ağlama! Sıfır ciddiyet. Boynu, kulağı ve dudakları komple ruj olan kötü çocuk ve gözyaşları. İçeriye doğru yönelmek istedim. Kulübenin kapısında duran bir adam, "Birader, içeri geçme," dedi. Spikerin sesi geliyordu hâlâ. Yüksek bir sesle, "Balotelli!" diyordu. “Mario Balotelli.” Ambulans geldi. İçinden iki kadın koşarak içeri geldiler, sarı yelekli. Çocuk da onları görünce yerinden doğruldu. Yatan kadının kalbini, nabzını, nefesini kontrol etmeye başladılar. Sedyeyi içeriye taşıyanlar oldu. Kadınlardan biri ayağa kalktı. "Eks bu, polisi arayın," dedi. Derin bir sessizlik oldu. Çocuğun ağlaması kesildi. O an yanımda duran iki kişinin konuştuklarına kulak verdim. "Ben demedim mi sana eks atmış?" “Ben demedim mi sana eks olmuş.” Diğeri de onu tasdiklercesine hafifçe başını salladı. Yerime döndüm. Acilen bir sigara içmeliydim. Gitmişken evlere de göz ucuyla baktım. Durum aynıydı. Yan masadaki pakete yöneldim. İçinden bir sigara daha alıp yaktım. Derin bir nefes çektim. Öksürmeye başladım. Haram mal işte! İçeriye girmeden kapıdan bakmaya başladım. Polis bekleniyordu, sağlıkçılar kadının yüzünü örtmüşlerdi ve çocuğun başında bekliyorlardı. Masama döndüm. Ceketimi elime alıp yan masaya yöneldim. Masanın üzerinde duran cüzdanın içine baktım. Bin yüz elli lira vardı. Bin yüz lirasını aldım. Adisyonda çarpılar halay çekiyordu, yüz lira bırakıp elliyi geri aldım. Masada duran iki cep telefonunu da kapattıktan sonra ceketin iç cebine koydum. Bir sigara daha alarak masama döndüm ve adisyonumu alıp kasaya doğru sakince yürüdüm. Olaydan son derece etkilenen başka kızlar vardı, gözyaşlarını tutamayan ve onları teselli etmeye çalışan sevgilileri. Gevşekler. Gözlerim garsonu ararken sırtımda bir el hissettim. İçim titredi bir an. "Pardon," dedi kadının biri.

"Buyrun," dedim.

"Polar var mı acaba?"

 "Bilmiyorum, ben burada çalışmıyorum,"

"Ha öyle mi, pardon o zaman. Beyaz gömlek olunca şey sandım bende, pardon kusura bakmayın, çok pardon."

Gülümsedim güzel ve kibar kadına. Uzaklardan kasaya doğru gelen garsonu beklemeye başladım. Adisyonu uzattım. "Otuz beş lira,” dedi. Bir yüzlük uzattım. Paranın üstünü verdi. Beş lira bahşiş bıraktım.

"Kusura bakmayın lütfen bu tatsız olay için," dedi.

"Ne kusuru kirvem, senin sikin sağ olsun," dedim.

Garson önce utanır gibi oldu, sonra herkes gibi oldukça sıradan bir biçimde gülümsedi. Ben kafeden çıkarken uzaktan polis sireni duyulmaya başladı. Muhtemelen yarım saat geçmişti. Zamanlama da sıradandı. Hızlı adımlarla yürümeye başladım. Son düzlüğe girerken yan masamda oturan Balkon'un masaya bırakmayarak büyük bir ayıba imza attığı antika telefonla konuştuğunu gördüm. Daha doğrusu önce görüp sonra duydum. "Anne apartmanın önündeyim, yok anne, ışık yanmıyor babam daha gelmemiş, evet anne, yok yok, ya tamam ya..."

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

“Delilik de bizim akıllı seçimimiz ols..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Mercan Barışkan

20 Eylül 2025

Alt Kat

Sigara uğruna…Açık bahçe kapısının tam önüne denk gelen, her seferinde lanet okuduğum o eski püskü sandalyede bir bacağımı kıvırıp altıma almış oturuyordum. Sevgi Hanım dün akşam yemek saatinde gizlice üst kata çıkıp gördüğü ilk odaya, yani benim odama girmiş, tüm sigaralarımı çalmıştı. Nasıl..

Devamı..

İstanbul’a 1 Saat Mesafede Kamp Kurula..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024