Seni son gördüğüm yerde, ayağımın altında kaçışan karıncaları incittiğimin farkında bile değildim. Sert bir rüzgâr, boğazımda biriken yaman öksürük…
Gece gökyüzünde kayan yıldızlar gibi hayatıma aniden girdiğinde ne diyeceğimi bilemedim ama yine de yıllardır buna hazırlık yapan biri gibi bir kerede senin o şaşırtıcı ve birbiriyle uyumlu sarı saçlarından cesurca söz açabilmiştim. Bu küçük, sevimli övgü seni mutlu etmeyi başarmış, yüzünde tatlı bir tebessümle bana bakıp utanmıştın. Kafa karıştırıcı, öngörülemez hallerin beni heyecanla ve bilinmeyen gizemli duygularla sana sımsıkı bağlamayı başarmıştı. Bundan korkmuş hatta paniğe kapılmıştım. Bu derin bağlılığın bir gün beni mutsuz edeceğini bazen bilirdim fakat ne olursa olsun sana bağlanmaktan kendimi geri çekememiştim. Gördüğüm bu güzel sarı saçlı kadın bana kendimi ve mutluluğu hatırlatmıştı.
Daha farklı bir zamanda benim sana hazırlanmamı beklemeden gidişine üzüldüysem de beni asıl paramparça eden şey sana yalan söylemem olmuştu. Bana duyduğun güveni yok eden yalanım için tek söyleyebileceğim: Tüm bunlar seni kaybetmemek içindi.
Hiçbir söz, eylemin seni bana geri getirmeyecek biliyorum. Hiçbir söz, eylem karşına geçip rüzgâra karşı oradan oraya savrulan sarı saçlarını dikkatle ve sevgiyle izlememi sağlamayacak. Üzgünüm her şeyden… Yaptığım tüm hatalar, düzeltilemeyecek bütün kusurların hepsi senin içindi.
Alışkanlık mı bu, yoksa iyileşmeyen bir hastalık mı? Sen içinde bulunduğum, yaşama sevincimi kaybettiğim, insanlardan kaçtığım, yalnızlığı seçtiğim bu hayatta bana umut olan ve beni buradan çekip alabilecek tek güçlü kişiydin.
Seni son gördüğüm yerde; saf, narin güzelliğinle telaş içinde koşuştururken ben de seninle aynı heyecanı duymuştum. Göz göze geldiğimiz kendimden geçtiğim o eşsiz an da tatlı bakışların sanki yüzyıllardır beni tanıyormuş gibi gelmişti, mutlu olmuştum bununla.
Seni bulmuşken havalara uçan bir çocuk gibi sevinç içinde aslında kendimi kandırdığımı, kendime yalan söylediğimin farkındaydım. Sen bir masalın en heyecanlı yerinde ortaya çıkıveren dünyayı güzelleştirmeye, değiştirmeye çalışan bir peri kızı gibiydin, ben ise bütün gövdemle yaralanmış, gücünü kaybetmiş biriydim. Son bir hevesle kalbimde bıraktığın nefes kesen atışlarla tekrardan küllerimden doğmak için sabırsızlanmıştım.
Sen kuru, soğuk bir sözle vedalaşıp gittin, kızgın veya kırgın değilim, üzgünüm. Aldığım kararların, alamadığım kararların karşılığında sarı saçlarının kokusunu içimin en derinine, beynimin en köşesine çekip koklamadan vedalaşıp ayrılmıştık. Seni kaybedince pişmanlığım yüzüme acı acı vurmuş, kendimi suçlamıştım.
Seninle son konuşmamızın ardından önümde duran sararmış otları, yeşil ağaçları izledim, ağustos böceklerinin ıslıklarını şaşkınlıkla dinledim. Doğanın basit, gamsız yaşamına özendim, üzüntüm gittikçe arttı. Sarı saçlı kadının yüzündeki masumiyeti, sesindeki saflığı aklıma getirdim, o anları zihnimde tekrar tekrar yaşadım. Bir süre sonra bazı anları hatırlamadığımı hissetim, aramızdaki bağın silindiğini düşünmek bana ait olduğum yalnızlığı sarsıcı şekilde hatırlattı.
Bana kızıp öfkelenirken çok haklıydın. Haklı olman beni daha çok üzüyor. Seni sarı saçlarınla sevmek isterdim. Önce hatıralar silinirken yavaş yavaş süzülüp giden zamanın içinde sesini, yüzünün çizgilerini tıpkı uzak mavi dağları unutmaya başladığım gibi unuttum.
Bir rastlantı merdivenlerde göz göze gelip hayata aynı anda bakmamız ne güzel bir işaretti. Rastlantıların beni bu kadar derinden etkileyebileceğini düşünmezdim. Sabahları güne senin tatlı saçlarınla uyanmayı, ellerinin saçlarımın arasında edepsizce dolaşmasını, sinema salonlarından birlikte el ele tutuşarak çıkmayı, izlediğimiz filmin değerlendirmesini yaparken tercihlerimizin benzerliğini karşılaştırmayı çok isterdim.
En başında duyduğum bazı izlenimlerin daha sonra aslında karşıma çıkan bu rastlantıların hepsinin birer anlamı olduğunu fark ettim. Cennetten gelmişçesine sarı saçlarının masumiyeti simgelediğini öğrendiğimde tuhaf bir hayrete düştüm. Yüzünün ve sesinin saflığıyla birleşen sarı saçların beni yalnızca şaşkınlığa uğratmadı, hayranlık ve saygı da uyandırdı.
İki masum, yetişkin ve aykırı bireyin birbirini beğenip hayaller kurması bana aşkın sonsuz gücünü anımsattı. Benim esmer yüzüm, siyah sakallarım senin sarı saçlarınla tam bir zıtlık içinde özel bir görüntü oluşturmuştu. Bu da bizi diğerlerinden ayırıp farklı kılardı. Bütün gövdemle, aklımın tüm sınırlarıyla, geniş sabrım ve hala aşka inanan kalbimle seni sevmeye başladığımı itiraf etmeliyim.
Kötülükle örülmüş dünyada hala senin gibi iyi insanların yaşadığını bilmek beni mutlu ederken senden uzak olduğumu düşünmek beni derin bir sükûnete sürüklüyordu.
Şimdi seni ilk gördüğüm yerdeyim. Unutulmaz bakışın artık yok, gözlerim seni arıyor, sana benzeyen bir şeyler bulmak için umutsuzca çırpınıyorum. Belki son bir defa aramızda yaşanan trajedi üzerine oturup konuşabiliriz.
Şimdi seni son gördüğüm yerden çok uzakta biraz efkârlı biraz düşünceliyim. Neleri kaybettiğimi değil de seninle neler başarıp kazanabileceğim hayali tümüyle aklımı başımdan aldı. İçine kapandığım yalnızlığım ve senin minik hatıran ile kendi kabuğuma çekildim. Elimden bir şeylerin gelemeyeceğini bilmek güç ve üzüntü verici.
Sarı saçların ve unutulmuş bir ezgiyi andıran sesinle az da olsa seni tanımak nasıl güzeldi. Seninle vedalaşırken bir daha asla eskisi gibi olamayacağımı anlayıverdim.






