Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Mayıs 2020

Söyleşi

Şengül Can: "İnsanların hikâyelerini anlatmak yerine, onları anlamaya çalıştım."

Didem Erdiman

Paylaş

7

0


Bütün çabalarımız aslında o bitmeyen, tamamlanamayan, eksik kalan çocukluğa dair.

Öykü göremediğimiz bir detayı gösterir, hiç karşılaşmadığımız birini anlarız öykü sayesinde, onu tanırız. Bu kişiyi severiz ya da hoşlanmayız bu kişiden. Ama hikâyesi kalır, duygusu kalır. Bu anlamda toplumla ilişkiler her zaman sıkıntılı gelişir. Ben bir görev olarak herhangi bir sınıfı anlatmıyorum. Ama anlattığım kişiler genelde toplumun empati geliştirmek istemediği kişiler. Ben anlamak, tanımak için yazıyorum bir yandan. Yazar bakışı, politik bakış, toplum bakışı, insan bakışı hepsini bir kenara bırakıp dünyaya öyle bakmaya çalışıyorum.

Şengül Can’la yazarlık serüvenini, bir cümlenin dili, düşünceleri ve duyguları nasıl zenginleştirdiğini, Devamsız’daki öykülerini konuştuk, kadın sorunlarına, kimlik arayışlarına değindik.

Didem Erdiman: Edebiyat mezunusunuz.  Sarkaç adlı dosyanız Varlık Yayınları'nca kitaplaştırıldı ve 2013 Yaşar Nabi Ödülü'nü  aldı. İkinci kitabınız olan Devamsız Can Yayınları'ndan çıktı. Sizin için öykü yazmak ne anlama geliyor, öykü anlayışınızdan bahseder misiniz?

Şengül Can: Öncelikle okuma eylemi benim hayatımın vazgeçilmezi oldu. Çünkü orada yeni dünyalar keşfettiğimi fark ettim, kendi gerçekliğimin dışında bir dünyanın kapılarını araladı kitaplar. Bu nedenle kitaplara yöneldim. Yazı da arkasından geldi. Bu da, bir çeşit gerçekleri değiştirme biçimiydi. Yeni şeyler yazma tutkusu beni okuma eyleminin de derinliklerine götürüyordu. Türk Dili ve edebiyatı mezunuyum. Bu benim dil ile olan ilişkimi geliştirse de, okulda aradığım şeyi bulamadım. Bu durum bende karamsarlık yarattı. Neyse ki edebiyat dergileri vardı. Çalışmalarıma oralarda devam ettim. Otuz yaş altı olması ve dosyayı kitaplaştırması nedeniyle Yaşar Nabi Nayır Öykü yarışmasına katıldım. İlk yazmaya başladığım dönemlerden şimdiye kadar hep yazmak noktasıyla ilgilendim. Yazar olmak başka bir şeydi. Yazarlığa özenmedim hiç. Edebiyatı, okumayı ve yazmayı sevdim. Bu da dil ile olan ilişkimi sorgulamama neden oldu. Öykülerim dilden doğuyor.

şengül can

DE: Sıradan insanın içinde saklı kalan duyguları çok iyi tahlil ediyor ve buradan yola çıkarak ayrıntılarla bu gizli ve karanlık kalmış yanları öyküleştiriyorsunuz. Öykülerinizi dikkatli okuduğumda gözlem yeteneğinizin kuvvetli olduğunu ve psikolojik tahliller yapabildiğinizi görüyorum. Öykülerinizi nasıl tasarlıyor ve yazıyorsunuz?

ŞC: Çok kalabalık bir aile de büyüdüm. Çocukluğum köyde ve kenar mahallelerde geçti. Genelde iyi bir gözlemci olduğumu düşünüyorum. İnsanların hikâyelerini anlatmak yerine, onları anlamaya çalıştım sanırım. Bu anlama hali de psikolojik tahliller olarak yansıyor metinlere. Bense daha iyi bakmaya ve düşünmeye çalışıyorum. Kenar mahalledeki insanların hikâyelerini anlatmak yerine onları sevmek, nefret etmek, tanımak, gerçeklerini görmek/göstermek istedim. Tam olarak bir yazma tekniğinden bahsedemem. Her öykü daha farklı çıkabiliyor. Ama bir karakter ya da bir an üzerinden yazmaya çalışıyorum daha çok. Önce olay örgüsünü çıkartıp sonrasında dil ve ritim üzerine detaylıca çalışıyorum. Asla tek bir seferde yazamam. Dil çalışması yapıyorum sürekli.

DE: Devamsız adlı kitabınızı "Kelimelerimin anayurdu büyükanneme" diyerek çok kıymet verdiğinizi anladığım aile büyüğünüze ithaf etmişsiniz. Öykülerinizde kendinize özgü bir diliniz ve çok özel bir anlatım tarzınız var. Bunun ortaya çıkmasında ve kullandığınız dili bu kadar etkili oluşturmanızda ailenizin ve yaşadığınız yerin nasıl bir etkisi oldu, özellikle büyükannenizin öykülerinize katkısı nelerdir? 

ŞC: Çok katkısı olduğunu düşünüyorum. Yazdığım dili duymak, o sözcükleri etrafımda birilerinin konuşması benim için en büyük etken sanırım. Büyükannemin dili, yani anadilim de benim çocukluğum. Genelde öykülerin başlangıcında çocukluk var. Bütün çabalarımız aslında o bitmeyen, tamamlanamayan, eksik kalan çocukluğa dair. Onun kelimeleri ile büyüdüm. Bu benim imge dünyamı da çok zenginleştirdi. Bir örnek vermek istiyorum. “Evime kimse gelmiyor.” ile “kapımı kimse açmıyor.” cümlesi aynı anlama gelmiyor. İkincisini kullanmayı tercih ederim, bu cümle sadece dili değil, düşünceyi ve duyguları da zenginleştiriyor. Bir de genel olarak 50 Kuşağı’nın etkisi var. Onları okumasaydım, bu şekilde bir üslup geliştiremezdim. İyi ki yazmışlar.

şengül canr

DE: Bir Evi En Çok Ne zaman Terk Edersin? adlı oyununuz 2018 yılında seyirciyle buluştu. Tiyatronun ve oyun yazarlığının size ve öykülerinize katkıları nelerdir?

ŞC: Sarkaç ve Devamsız’dan sonra Bir Evi En Çok Ne Zaman Terk Edersin’i yazmıştım. Şu an yazdığım öykülerde diyalog da kullanıyorum. Akıcı ve gerçek diyaloglar yaratmaya katkısı oluyor oyun yazmanın. Karakterle çokça zaman geçirdiğin için roman yazmaya daha yakın buluyorum oyun yazarlığını. Eğer hikâyeyi ve karakterleri sevdiysem günlerce başından kalkmadan oyun yazabilirim. Çünkü karakterle zaman geçirmek çok keyifli. Oyun yazarken çok fazla da oyun metni okudum. Yaratıcı ve cesur metinlerle karşılaştım. Öyküler de bunları bulmak gittikçe daha zor hale geliyor.

DE: Didem Madak ve Leyla Erbil'in sizin için özel bir yeri olduğunu "Ağabeyim Bir Fesleğen mi?" ve "Ölü" adlı hikâyelerinizde görmek mümkün. Türk ve Dünya Edebiyatı içinde sizi en çok etkileyen yazarlar kimlerdir? 

ŞC: Daha önce de söylediğim gibi, 50 Kuşağı. Daha çok Leyla Erbil, Sevim Burak, Ferid Edgü, Tomris Uyar. Bunun dışında Bekir Yıldız var, dünya edebiyatından Cortâzar, Kafka ve Dostoyevski ve Virginia Woolf diyebilirim. Şiir çok sevdiğim için birçok şairi okuyorum.

DE: Öykülerinizde kadın sorunları, aile içi yoksunluk, kimlik arayışı ve yüzleşme gibi toplumsal ve bireysel sorunlara dikkat çekiyorsunuz. Ancak bunları doğrudan anlatmıyor, ayrıntılarda çok güzel saklayarak ima ediyorsunuz. Bu konudaki düşüncelerinizi ve günümüz bireylerinin toplum içindeki yerini nasıl gördüğünüzden bahseder misiniz?

ŞC: Öykü türünün bir şeyleri doğrudan anlatacak bir tür olduğunu düşünmüyorum. Eğer öyle olsaydı ben gazeteci olurdum. Okurlar da haber okurdu. Ben etkiyle ilgileniyorum daha çok. Öykü göremediğimiz bir detayı gösterir, hiç karşılaşmadığımız birini anlarız öykü sayesinde, onu tanırız. Bu kişiyi severiz ya da hoşlanmayız bu kişiden. Ama hikâyesi kalır, duygusu kalır. Bu anlamda toplumla ilişkiler her zaman sıkıntılı gelişir. Ben bir görev olarak herhangi bir sınıfı anlatmıyorum. Ama anlattığım kişiler genelde toplumun empati geliştirmek istemediği kişiler. Ben anlamak, tanımak için yazıyorum bir yandan. Yazar bakışı, politik bakış, toplum bakışı, insan bakışı hepsini bir kenara bırakıp dünyaya öyle bakmaya çalışıyorum. Çocukluğum ve gençliğimin büyük bölümü İstanbul’un kenar mahalle diye tabir edilen yoksul semtlerinde geçti, tanıdığım birçok kadın evişçisi ya da konfeksiyon işçisiydi. Erkekler genelde serbest meslekle uğraşıyorlardı, ya da bir fabrikada çalışıyorlardı. Çok fazla geçim sıkıntısı ve ruhsal sorunlar en büyük dertti. En yakın çevremden başlamak üzere özellikle kadınların sorunları çok büyüktü.  Bunların bir kısmını öykülerimde yansıttım. Kadınlara ses vermeye çalışmak bir yanıyla. Ama çok hikâye var. Yazacak mıyım? Buna mecbur hissetmiyorum kendimi. Bazı şeyleri yaşarken yazmayı düşünmezsin. Dışardan bakamazsın kolay kolay. Ama tanıdık olduğum olaylar yine metinlerime bir yerlerden sızacak. Benim için de doğru olan bu. Hakikat adanmışlık olmadığında ortaya çıkıyor bence. Hakiki edebiyatta öyle.

şengül can

DE: Öykülerinizde şiirsel bir anlatım göze çarpıyor. Kısa cümleler, imgeler ve soyutlamalar var. Deyimler ve bazı yöresel konuşmalar da kullandığınız oluyor. Diyalogların önemi nedir ve öykülerinizde dili kullanırken özellikle seçtiğiniz bir teknik var mı?  

ŞC: Yazarken dilde, kendi adıma beni tatmin eden, anlatım biçimimi başka bir alana taşıyan, başka bir boyuta taşıyan (ilerleten sözcüğünü özellikle kullanmak istemedim) bir öykü beni ikna edebiliyor. Olay her ne kadar ilgi çekici olursa olsun, son okumalarım dil üzerine oluyor. Bu arayışlarıma da genelde şiirde karşılık buluyorum. Ya da edebiyatla alakasız başka bir kitapta. Sözlük okumaları yapıyorum arada. Ve Anadolu ağızlarını nerede duysam kulak veriyorum. Çocukluğumdan kalan bir miras var evet. Bundan dolayı şanslıyım. Geri kalanı da araştırma. Bu sıralar Yaşar Kemal’in kitaplarını okuyorum. Sözlüğe bakma ihtiyacı duymuyorum çoğu yöresel konuşmalarda. Bu durum beni mutlu ediyor.

DE: Neler okuyorsunuz? Tavsiye edebileceğiniz yazar ve kitapları nelerdir? 

şengül canŞC: Şu sıra zorunlu evde kalma durumları ortaya çıktığı için. En başta uyum sağlayamadım. Sonra yapacak pek de bir şey yoktu. Kedim Hermes ve ben evdeyiz. Okuyup yazmaya çalışıyorum. Malina’yı ilk gençlik yıllarımda okumuştum ama neredeyse hatırlamıyordum. Onu okudum. Önemli bir roman. Hiç Kimse  Buraya Senin Kadar Ait Değil uzun zamandır aradığım yetkinlikte ve özgünlükte öykülerden oluşuyor. Yakın dönemde çıkan Retro Öyküler’i okuyorum. İçerden yazılmış öyküler  beni bu dönemde etkiledi doğrusu. Ausgang romanına yeni başladım. Eleştirmenler “yavaş roman” diye tanımlamışlar, bu döneme eşlik edecek sanırım.

DE: Son olarak edebiyatın hayatınızdaki yeri nedir ve bundan sonraki projelerinizden biraz bahseder misiniz?

ŞC: Sarkaç ve Devamsız arasındaki uzun zamanda bu soruyu kendime çokça sordum. Anlam ve cevap bulma adına düşündüm. Ama anlam yazmak sanırım. Yakın dostum Mehmet Ersoy’un dediği gibi, nükleer bomba düşmüş olsa bile, eğer ki hayattaysan, bir yaprağa yaz, ya da bir ağaca konuş, demişti. Bir sohbetimizde. Ben de bunu yapmaya devam edeceğim. Şimdi yeni öyküler yazıyorum. Bir kısa roman çalışmam var. Ve bir de oyun. Devamını zaman gösterecek.

Şengül Can, Devamsız, Can Yayınları, Aralık 2019

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Özcan Alper ve Emin Alper: Rüzgârın Ha..Semih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Uğraş Abanoz

25 Nisan 2025

Kara Bir Vardı Bir Yok

Yakup gün boyu susardı, kimse aklından geçenlerin ne olduğunu bilmez, sormaya cesaret edemezdi. Rıhtıma inen dar sokakta, barakadan bozma bir evde otururdu. O, denize açılınca balıklar kaçışırmış, saatler, rotalar ona göre ayarlanırmış. Yakup'un ışığı hep yanardı, karada demirk..

Devamı..

mevsimî

Tan Doğan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024