Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Kasım 2020

Öykü

Sessizler

Gülnur Özdemir

Paylaş

0

0


Çatal kaşık şıkırtıları, kadın seslerine karışıyor. Kadın sesleri… İkişerli üçerli kümelenmiş kadınlardan oluşan sohbet grupları var. Yalnız her şey ilk anda göründüğü kadar keskin çizgilerle birbirinden ayrılmıyor. Arada bir, atomlar arası elektron alışverişi gibi, kümelerdeki kadınlardan biri bir anda başka bir kümenin sohbetine dahil olup, oradaki işlevini başarıyla tamamlayıp, kaldığı yerden kendi kümesindeki sohbete devam edebiliyor. Çok kulakları var. Biri mahalle butiğine alışverişe gittiğinde, onlara göstermiş olduğu lütfun takdir edilmek bir yana, oldukça bariz bir kayıtsızlıkla hatta saygısızlıkla karşılaştığından dem vuruyor. Biri yüz bininci kez kaynının, düğününde çıkardığı rezaletleri anlatıyor. Takılmayan altınlar da cabası. Biri bacak bacak üstüne atmış, bir derdi olmadığını ispatlamaya çalışırcasına, tabaktaki bulgur salatası üzerine dakikalardır konuşuyor. Çok gürültü var. “Çay alır mısın?”, “Tabağını uzatsana”, “Tarifi ne zaman göndereceksin?” “Takma canım, benim de başıma geldi”… Her biri havada çarpışıyor.

 Zeliha Hanım halinden memnun, kendine uygun bir küme bulmuş, kısırını kaşıklıyor. Yeni moda örgü modelleri üzerine bir sohbete dahil olmuş. Yalnız kendini sohbete tam olarak verebilmiş değil. Oğlan okuldan çıkmış olmalı. Zil çaldı çalacak. Unutmasa bari. Hoş, evleri uzak değil ve oğlunun şaşkın hallerinden ötürü ona güvenmeyip bugün Esma Hanımlarda oturmalarda olacağını, çıkışta oraya gelmesi gerektiğini iyice tembihledi ama yine de kulağı kapıda olsa iyi olur. Çalan zilin sesiyle tedirginliği nispeten sona eriyor. Tam olarak değil çünkü kapıyı açmak için kalkmaya yelteniyor. Esma Hanım gücenmiş gibi, “Aşk olsun Zeliha abla, ben bakarım, sen otur,” diyor ve kapıya bakıyor. Gelen oğlu. Rahatlıyor.

Oğlan çekingen bir tavırla içeri giriyor. Onun gibi bir genç için en cazip ortama girmediği kesin. İçeride çok kişi var. Çok hızlı konuşuyorlar. Oğlanın başı dönüyor. Annesini gözleriyle yakalayacakken iki ses birden duyuyor.

“Hoş geldin, nasılsın, ne var ne yok görmeyeli?”

“Sana tabak hazırlayalım da burada mı yersin, eve mi koyalım?”

Birinden başlayıp ikisine de cevap vermek istemekte. İkisi de onu birer gözünden yakaladı. Cevaplamak için birini seçmeli. Yapamıyor. Yemek istese… Acıktı, ancak isterse tabaktakilerin bütün kalorileriyle birden bitmesi gerekecek. Yoksa değil mi? Otursa… Kendini ilgilendirmeyen sohbetlerin arasında kalacak. Onlarca sıkıcı soruya da cevap vermek zorunda kalacak. Eve istese? Annesi kızar. Yemek konusu hiç yokmuş gibi yapmalı. Peki ne yiyecek? Annesi bütün gün buradaydı. Evde yemek yoktur. Yoksa var mıdır? Öğleden önce yaptıysa… Kendi yapıp yemeli. Yarın sınav var. Kaybedecek vakti yok ki. “Bir yumurta kıracaksın be oğlum… Sanki börek açıp onu yiyeceksin…” Oturmaya yelteniyor. Yeltenirken vazgeçiyor, yarım oturuşunu sonlandırıp kalkıyor: Geç giderse kedi aç kalacak. Bu kararsızlıklardan bıktı. Biri hatır mı sormuştu? Tam ağzını aça…

“Sibel ablana cevap versene oğlum, sana nasılsın diyor.”

Annesi memnuniyetsiz bir tavırla konuşuyor. Kadınlar görgülü ve anlayışlı olma fırsatı bulmanın sevinciyle ve yerinde davranmanın abartılı gururuyla: “Amaan, Zeliha Abla, üstüne gitme çocuğun. O daha genç, öğrenir zamanla,” diyorlar. Oğlan aslında ne yapılır ne yapılmaz biliyor. Çok seçenek var. Güçlükle ağzını açıp bir cümle söylüyor: “Anahtarı versene anne.”

Zeliha Hanım suratsızca anahtarı uzatıyor. Oğlan iyi akşamlar türünden bir şeyler söyleyip gidiyor. Kedi açtır. Dış kapıyı açıp merdivenlerden inmeye başlıyor. Giderken avare görünüyor: Değil. Geçerken bir bakkaldan süt alıp kediye verse… Üzerinde yeterince bozukluk var. Dolapta da süt olsa gerek… Çıkıp tekrar inmeli. Nereden baksa dört dakika… Yarın sınav var. Daha ders çalışacak. Evdeki süt bozulur mu? Oğlan israf konusunda titiz. Ya çıkıp baktığında evde süt olmadığını görürse? Geri dönüp bakkala gitmeli. Tekrar eve çıkmalı. Oldu mu sana on dört dakika? Düşünürken de vakit kaybediyor mu? Hayır, hem yürüyor hem düşünüyor. Ancak iyice aşağı indiğinde, onu durduran bir şey oluyor. Çıktığı kapı açılıyor ve Esma, ismiyle seslenerek: “Yiyecek bir şeyler koyacaktık, beklemedin. Hadi gel de al,” diyor.

Zeliha Hanım oğlunun geri geleceğinden habersiz, arkadaşlarına dert yanmaya başlamış bile.

“Bizim oğlan…” diyor sıkıntıyla. “Hep böyle. Arkadaşları gibi gözü açık değil. Çok üzülüyorum. Bir şey sorunca kal gelmiş gibi bakıyor. Dersleri falan iyi ama hayat da dersten ibaret değil ki. Kışlık mont alalım diyorum, susuyor. Ne yemek yapayım diyorum, bir şey demiyor. Buraya gelirken bile bana illallah dedirtti. Anahtarı sana vereyim diyorum, ses yok. Okuldan çıkınca oraya gel diyorum, ses yok. Teyzenlere git, yok, yok, yok! Sonra demin yaptığı gibi surat asıp çıkıyor. Buraya gelmesini ben söyledim de kurtulduk. Yoksa bakışmaktan evden çıkabileceğimiz yoktu.”

“İlahi Zeliha abla, olur bunlar gençlikte. Bir bakarsın büyümüş, bu anlattıklarını hatırlamıyorsun bile.”

“Öyle diyorsun da bizimki hiç büyümeyecek gibi. Bu şaşkın hallerinden biraz kurtulsun, biraz dünyaya açılsın diye babası bir tatile göndermekten bahsetti geçen gün, ama bizimki ne dese beğenirsiniz? Hiçbir şey!”

Oğlan, annesinin söylediklerini duyuyor. Yiyecekleri alıp giderken kedinin nasıl besleneceğiyle ilgili düşüncelerine yenileri eklenmiş durumda. Şimdi biraz öfkeli. Kışlık mont mu? Kışlık mont fiyatlarını çoktan inceledi. Geçen yılın sezon sonu fiyatlarını da hatırlıyor. Üstündeki bir yıl idare eder mi etmez mi? İki tane olsa biri yıkandığı zaman… Yenisini önemli yerlerde giyse… Alacak. İnternetten mi alsa, gidip görerek mi alsalar? Geri gönderme seçeneği her zaman var ama çok bekleyecek. Beklesin, daha kışa var. Bir iki hafta içinde önemli bir yere gider mi? Önemli nereye gidiyor ki sanki… Tam ağzını açıp annesine tamam diyecekken annesi uflayıp puflamaya başlıyor. Oğlan şaşkın, odasına dönüyor. Hem ne yemek yapılması gerektiğini ne bilsin? Haftalık bir liste yapmalı… Kaloriler, vitamin ve mineraller hesaplanmalı. Ama kime göre? Evde üç kişi yaşıyor. Bunun kadını, erkeği, ergeni, yetişkini var. Hem evdeki yiyecekler sıfırdan bir liste yapılmasına mâni. Onlar bitmeden yeni malzeme alınırsa muhakkak israf olur: Olmamalı. Tam bunları söyleyecekken anne söylenmeye başlıyor. Anne söylenmeye, baba nutuk atmaya, arkadaşlar gülmeye başlıyor. Fırsat vermiyorlar; gülüyorlar, konuşuyorlar. Allahım ne kadar hızlı konuşuyorlar! Kedi hiç konuşmuyor. Süt gelecekse sütü bekliyor. Mama gelecekse mamayı… Oğlanın kararını bekliyor. Fakat o şimdi neredeyse kediyi bile unutacak durumda. Çok öfkeli. Nerede ne yeneceği de hemen bilinip söylenecek, nereden ne alınacağı da, hafta sonu ne yapılacağı da. Hele şu tatil konusu açılmasın! Sevdiği şehre trenle mi gitse? Yolculuğun tadını çıkara çıkara… Ama tren cumartesi saat 9.00’da ve yolculuk üç saatini alacak. Geceden otobüse binip sabah inerse 7.00’de orada ama o kadar erken inip ne yapmalı? Müze henüz açılmamış oluyor. Hem yollarda perişan olmuş olacak. Yoksa olmayacak mı? Yolda uykusunun gelmesi için çarşambadan başlayarak uyku saatlerini ve çay kahve düzenini ayarlamalı. Sabah da indiğinde turistik ilçeye giden minibüslerle gider otele yerleşir. Biraz dinlenip geri gelir, müzeyi ille görmeli. Gidiş dönüş birerden iki saat. Trenle gitse aynı hesaba mı geliyor? Trende hiç olmazsa biraz okur. Okumak önemli. Hem minibüse iki kere fazladan para vermemiş olur. Ama çanta sırtında kalacak. Kalsın, genç adam, içine de taş koymayacak ya. Yine de rahat gezmek cazip. İl merkezinde bir otelde kalsa? Günlerce minibüsle git-gel yapacak. Onu asıl ilgilendiren ilçenin sahili ve ara sokakları. İlde göreceği pek bir şey yok. Acaba öyle mi? İnternetten biraz araştırmalı. Kalacağı yerleri gecelere bölse… Merkezde otel fiyatları farklı mıdır? Müze önemli ve deniz kenarı… Minibüs de canının istediği her saatte kalkmadığından sık sık bekleme süreleri olacak. Olsun. Kitap okur, yemek yer… Nerede ne yenir? Yemeği takma şimdi. Hayır tak! İyisi nerede ve ucuzu… Yöresel yemeklerin hası nerede? Şehirde yapacak başka ne var? Zaman israfı olmamalı. Yanına kitap alacak ve kahve… Dönüş konusuna girmemeli bile… Hayır girmeli! Tren saatleri ve bekleme süreleri… Gecikme payları ve minibüs saatleri… Bilet fiyatları ve okunacak kitaplar… Müze ve ara sokaklar… Sahil, fotoğraf makinesi, yöresel yemekler… Uykusuzluk, kahve, gezilecek yerler… İnce giysiler, pijamalar, kitaplar… Tarihi yapılar, antik kent, müze kart, otel fiyatları… Otobüs molaları, trafik çevirmeleri, yedek mayo, yol arkadaşlıkları, bulmacalar, ıslak mendiller, şarj cihazları, okuma lambası, tur rehberleri, fren balataları, molada unutulmalar, çabuk biten ince kitaplar, ağırlık yapan kalın kitaplar sivrisinekler güneş kremleri D vitamini yöresel tatlılar pet şişeler kanser tehlikesi tren kazaları pamuk oranları ekonomik güven endeksi kırkikindi yağmurları yön bulma uygulamaları telefon hafızası hediyelik eşyalar ağrı kesiciler futbolcu seçmeleri Büyük Hun İmparatorluğu…

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yusuf Atılgan'ın Unutulmaz Romanı Anay..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

David Gurnham

17 Şubat 2025

Kafkaesk Bir Postane Skandalı

Biri iftira atmış olmalıydı ki, yanlış herhangi bir şey yapmamış olmasına rağmen bir sabah aniden tutuklandı.* İngiliz posta müdürü Harjinder Butoy’un hikâyesi tam olarak böyle başladı. Hırsızlık suçlamasıyla 2007 yılında tutuklanan Butoy, 2008 yılında mahkeme tarafından..

Devamı..

Alplerin Ötesinde

S. E. Breitegger

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024