William Golding, insanlığa olan inancını kaybediyordu. Felsefe hocasıyken Kraliyet Donanması'na geçen teğmen, İkinci Dünya Savaşı’nda bir İngiliz muhribinde çalışırken sürekli arkadaşlarının gaddarlığıyla yüz yüze geliyordu.
İngiltere’ye döndüğünde, Soğuk Savaş süper güçlerinin birbirlerini nükleer yok oluşla tehdit ettiklerini görünce insan doğasının temellerini sorgulamaya mecbur kalmıştı. Şiddetin kaçınılmazlığıyla alakalı bu derin düşünceler, onun ilk ve en ünlü romanına ilham verecekti: "Sineklerin Tanrısı"na.
21 yayıncı tarafından reddedildikten sonra roman, nihayet 1954’te yayımlandı.
Roman, başlığını Beelzebub’dan alır: Golding’in kitabının merkezindeki iki konu olan gurur ve savaşla ilişkilendirilmiş bir iblis. Roman, tuhaf yerlerde gemi kazası geçirmiş çocukları anlatan ve popüler olan klasik ada macerası hikâyelerinin kasvetli bir hicviydi. Bu hikâyelerdeki kahramanlar, yeni çevrelerinin oluşturduğu tehlikelerden kurtularak doğaya hakim olmayı başarıyorlar.
Bu tür, ayrıca zamanın birçok İngiliz eserinde bulunan ve çocukların adanın yerlilerine
sözde daha üstün İngiliz değerlerini öğrettiği problematik sömürgeci yaklaşımı da destekliyordu.
Golding’in hicvi, en çok sevilen ada macerası hikâyelerinden biri olan R.M. Ballantyne’ın Mercan Adası’ndan yer ve karakter isimlerini açıkça kullanacak kadar ileri gidiyor.
Romanı okumuş olsanız bile beş dakika içerisinde romanla ilgili ilginç bilgiler edinmek için videoya tıklayabilirsiniz.
(TED-Ed)






