Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Nisan 2022

Öykü

Sokağa Bakmak

Nihat Kopuz

Paylaş

6

0


I

Sokağa bakıyorum. Karşımda bir kahvehane, önünde sandalyeler… Saat sabahın dokuzu, hava hafif sert. Sandalyelerin birinde paltosuna sarılı ihtiyar bir adam. Sabah güneşi bedenini ısıtmaya başlamış. Yanağı avucunun içinde, dirseği sandalye kolunda, gözleri yumulu. Uyumuş mu, hayatı mı dinliyor, bilinmez. İhtiyarın oturduğu kahvehaneye komşu bir demir ocağı var. İçeriden çekiç sesleri geliyor. Aralıklarla iniyor çekiç kızgın demire. Şaşmadan, saniye atlamadan iniyor. İhtiyar ürkecek, uyuyorsa şimdi uyanacak diyorum her seferinde. Olmuyor. Her darbede kıpırtısız, eski halinde kalıyor ihtiyar. Cebimden iki lira çıkarıp masaya koyuyorum. Hafif eğimli yokuşu inip caddeye karışıyorum.

II

Sokağa bakıyorum. Uzunca bir yol. Ta ötelerde yol dikleşiyor. Tam ortasında ihtiyar bir adam yürüyor. Kafasında siyah bir şemsiye. Yağmur yağıyor. Kafamı göğe kaldırıyorum. Kararmış siyah bulutlar görüyorum boşluğu örten. Yan masadaki adam benimle birlikte kafasını göğe kaldırmış olacak ki konuşuyor: “Birazdan güğümden boşanır gibi dökecek hava. Şu an yağan yağmurdan bile sayılmaz.” Parmağıyla göğü işaret ediyor: “Bak şuraya, nasıl da kararmış bulutlar.” Kafamı evet anlamında sallıyorum adama, sonra kıpırdıyorum sandalyede. Sandalyenin ayakları gıcırdıyor parke taşın üzerinde. Kahveci yanıma geliyor. “Alırım mısın bir çay daha?” diyor. “Alırım,” diyorum. Gözlerimi şemsiyeli adama çeviriyorum. Sokağın sonuna gelmiş, kara bir lekeyi andırıyor şimdi.

III

Sokağa bakıyorum. Uzaktan, elinde boya sandığı olan bir çocuk bana yaklaşıyor. Devrilir gibi yalpalıyor. Yorgun. Hava kararmak üzere. Önüme kadar gelip duruyor.

“Boyayayım ağabey?”

“Boyarsın acele etme,” diyorum.

İskemlelerden birini çocuğa uzatıyorum otursun diye. Boya sandığını yere koyup oturuyor.

“Çay içer misin?”

“İçerim.”

“Bir de poğaça alayım sana, aç mısın?”

“Olur.”

İki küçük elini ayakları arasına sıkıştırıyor, omuzlarını çökertip bekliyor. Utanıyorum yüzüne bakmaya. Lafa girmeye, üç beş şey söylemeye çekiniyorum. Karşımdaki görüntü olmasa, böyle omuzlarını gömmese neler neler söylerdim şimdi! Çay ve poğaça imdadıma yetişiyor. Yemeye başlıyor çocuk. Çaktırmadan izliyorum onu. Çayını yarı edince, poğaçası bitince lafa giriyor:

“Boyayayım mı ağabey, şimdi?”

“Boya,” diyorum çocuğa. İşe koyuluyor. Susmaya devam edip onu izliyorum. Ufacık parmakları var. Kirli tırnakları… Kimsenin kendi oğluna yakıştıramayacağı bir pantolonu, burunları yırtık ayakkabıları var. Siyah saçlarına bakıyorum. Uzun kirpiklerine, biçimli beyaz yüzüne. Tertemiz bir vicdan görüyorum onda, dev gibi bir yürek…

IV

Sokağa bakıyorum. Puslu bir hava. Yol ortasında bir karga. Ağzında bir poşet. Çekiştirip duruyor poşeti. Yavaşça yaklaşıyorum kargaya. Ürküp kaçmasın diye yavaş yavaş yaklaşıyorum. Fark ediyor beni. Poşeti bırakıyor. Gözlerini bana dikiyor. Bir adım daha atsam uçup gidecek. Bir ağaç oluyorum o an. Karga işine devam etsin diye bir ağaç… Kanıyor numarama. Gagasıyla başlıyor poşete yeniden saldırmaya. Ne var acaba poşette diyorum kendime, uzaktan seçemiyorum. Sonra köşedeki bakkaldan tombul, kel kafalı bir adam fırlıyor dışarı. “Vay hayvan oğlu hayvan,” diyor kargaya, elindeki değneği yola sallıyor. Karga uçup yüksekçe bir dama konuyor. Oradan poşeti gözlemekte şimdi. Kel kafalı adam baldırları sallana sallana poşetin yanına geliyor. Bana bakarak söyleniyor:

“Şuraya bak, bok etti güzelim yiyeceği.”

Adama yaklaşıyor, elindekine bakıyorum. Bir cips poşeti.

Dükkândan aşırmış demek. “Ne güzel etmiş,” diyorum içimden. “Böyle hayvan oğlu hayvanların bütün poşetlerini delmeli!”

 Adama ses etmeden yürüyorum. Sonra dönüp kargaya bakıyorum. Karga da damdan bana bakıyor.

V

 Sokakta yürüyorum. Gece. Dar bir sokak. Sarı sokak lambaları önümü aydınlatıyor. Parke taşlar ıslak. İki metre üstümde ev pencereleri. Boy hizama düşen tahta ev kapıları. Ev içlerine kulak veriyorum. Çeşit çeşit sesler. Her evde bir telaş. Hayal ediyorum sarı ampul altında aydınlanan odaları: Kiminde mutfakta akşam yemeği telaşı. Kiminde bir dede kahverengi koltuğuna kurulmuş torununa masal anlatıyor. Sigara içiyor bir baba öteki evde. Başka bir evde ise matematik yapıyor bir çocuk. Yarınki ödevini yetiştirecek.

Sokağın sonuna geliyorum. Dönüp yürüdüğüm yola bakıyorum: Gece. Dar bir sokak. Sarı sokak lambaları bir nöbeti tutuyor. Kara taşlar ıslak ve parlıyor. Evler boy boy dizili. Ne güzel diyorum içimden. Şu daracık sokakta bile onca mutluluk var!

VI

Sokakta yürüyorum. Yağmurlu bir öğle sonrası. Karşıdan bir kadın geliyor. Başında kırmızı bir şemsiye, üstünde kahverengi bol bir pantolon, sırtında siyah bir mont. Vakit geçtikçe yaklaşıyoruz birbirimize, yaklaştıkça da beliriyor yüzlerimiz birbirine. Kadın bana bakmıyor. Kafası yerde yavaşça yürüyor. Kadına bakıyorum ben. Ta öteden merak etmiştim güzel mi diye. Yanımdan geçip gidiyor. Dünyanın en güzel kadını diyorum içimden.

VII

Sokakta yürüyorum. Güneşli bir gün ve saatlerden öğle. Dünyanın en kalabalık sokağı burası. İnsanlar cıvıl cıvıl, insanlar mutlu. Bir baba bir çocuğun elini tutmuş. Bir erkek bir kadına sımsıkı sarılmış. Esmer bir çocuk köşe başında mızıka çalıyor. Başka bir çocuk çikolata yiyor ona bakarak. Bir delikanlı yürürken kitap okuyor. Masalarda çay içiyor ağızlar. Güzel bir kadının dudakları değiyor bardağa. Yürüyorum dünyanın en kalabalık sokağında. Ve sonunda bir tramvay beliriyor yolda. Arkasında takılı çocuk parmakları.  

VIII

Sokakta yürüyorum. Sokağın bittiği yerde başlıyor uzunca bir kaldırım. Göğe kadar uzanıyor sanki dipten bakınca. Ortalarında iki çocuk oturuyor basamakların. Veriyorum kendimi göğe doğru. Usul usul yaklaşıyorum küçük parmaklara. Yaklaştıkça seçiliyor cinsiyetleri. Biri oğlan çocuğu, on yaşında var. Diğeri kız, olsa olsa yedi yaşında. Atınca bir adım daha üç kişi oluyoruz basamakta. Bana ilgileri yok, olmayacak da, hemen anlıyorum. Bir süre bakıyorum oyunlarına. Ne rahatsız oluyorlar ilgimden ne de dikkat ediyorlar bana. Yürü git diyorum kendime. Eşek kadar adamsın çocuk senin neyine.

Tepeye tırmanıyorum. Önüm şimdi düz bir yol. Arkamı dönüp bakıyorum. Ufalmışlar ve halen oyun oynuyorlar.     

IX

Sokağa bakmak bir resim çizmektir göğe. Bir fotoğrafa sığdırmaktır ayı, bir masal anlatmaktır evrene.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Eleştiri Ne Âlemde?Maurice Blanchot
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gizem Arman

9 Aralık 2025

Özgürleştirici Bir Deneyim Olarak Kita..

Bazen hem okuru hem yazarı tarafından bırakılan en anlamlı miras, bazen bir kırılma anında tutunacak dal, bazen daha başlığıyla bile teselli eden bir dosttur kitap.“Kitap okudukça sıkıntım dağılıyor, ciğerlerim oksijenle doluyordu ..

Devamı..

Carver Bowlby ile Tanışmış mıydı?

Nurhan Şahinkaya

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024