Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

9 Temmuz 2024

Edebiyat

Sürrealist Sanatçı Leonora Carrington’ın Uzun Süredir Görmezden Gelinen Sanatı Nihayet Hak Ettiği İlgiyi Görüyor

Joanna Moorhead

Paylaş

0

0


Carrington’ın kuzeni soruyor: bu kadar yetenekli bir kadın yaşamı süresince neden bu kadar az tanındı?

Hemen hemen yirmi yıl önceydi, babamın yaklaşık yetmiş yıldır aileyle irtibat kurmayan kuzeniyle tanışmak için beş bin mil kadar seyahat ettim. O zamanlar Leonora Carrington epeydir yaşamakta olduğu Meksika’da tanınıyor ama ismi kendi ülkesinde, yani İngiltere’de neredeyse hiç bilinmiyordu. Ailesi ve ülkesi tarafından ihmal edildiği ölçüde sanat dünyası tarafından da görmezden gelinmişti.

Geçen yirmi yılda hikâye epey değişti. Bu yıl New York Sotheby’s, resimlerinden birinin yirmi sekiz milyon dolara satışına tanıklık etti ve İngiliz tarihinde eserlerine en yüksek bedel biçilen kadın sanatçı ünvanını aldı. Son yıllarda eserleri sadece New York’ta değil, Madrid, Kopenhag, Dublin, Mexico City ve Tate Liverpool’da sergilendi. Önümüzdeki ay Sussex Newlands House Gallery’de açılacak olan sergi Carrington’ın düşleri andıran tuvallerinin ve sürreal yazınının ötesine geçerek çalışmalarının genişletilmiş bir haline yer verecek. Zira Carrington ressam ve yazar olmasının yanı sıra aynı zamanda bir heykeltıraş, mücevher ve duvar halısı tasarımcısı, litografi sanatçısı, oyun yazarı, dekor ve kostüm tasarımcısıydı.

Seksenli yıllarda feminist sanat topluluğu The Guerrilla Girls, “Kadın sanatçı olmanın avantajları” başlıklı ironik bir liste hazırlamıştı. “Artılar” arasında, “Kariyerinizin seksen yaşından sonra da ilerlemeye devam edeceğini bilmek” ve “eserlerinizin çoklu kopyası çıkarılan eserler haline gelmesi” yer alıyordu.   Carrington için de durum tam olarak böyle oldu. 2006 yılındaki ilk tanışmamızdan sonra onu 2011 yılındaki ölümüne kadar her yıl, bir çok kereler ziyaret ettim. Kimi zaman mutfak masasında oturur, onun eserlerinin de tıpkı yakın arkadaşı Frida Kahlo’nunkiler gibi bez çantalara, buzdolabı mıknatıslarına, tişörtlere ve eşarplara dönüşeceğinin şakasını yapardık. Bütün bunlar aramızdaki bir şakaydı ama şu an bahsettiklerimizin hepsi, hatta daha fazlası var. Carrington da 1954 yılında öldüğünde ismi neredeyse hiç bilinmeyen Kahlo gibi ancak zaman içerisinde tanındı. Bazı sanatçıların ötekilerden niçin daha fazla rağbet gördüğüyse gerçekten de çok katmanlı ve karmaşık bir olgu.

leonora carrington öykü edebiyat

Carrington’ın da tıpkı Kahlo gibi sıra dışı bir yaşam öyküsü var: 1937 yılında İngiltere’den ayrılarak Paris’e, sevgilisi Max Ernst ile birlikte yaşamaya gitti. Picasso, Dalí, Duchamp ve Miró’nun da içlerinde olduğu sanat çevresinin en genç üyesiydi. Ernst ile birlikte Güney Fransa’da, bugün bile sanat eserleriyle süslü olan bir çiftlik evinde geçirdiği on sekiz ayın ardından Ernst Nazi subaylarınca tutuklandı ve Leonora İspanya’ya kaçmak zorunda kaldı. Hatta aynı dönem, bir süre Madrid’deki akıl hastanesinde tedavi gördü ve savaşta harap olmuş Avrupa’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne, oradan da Meksika’ya kaçtı.

Kahlo gibi Carrington’ın eserleri de kendi deneyimlerinin birer yansıması. Hatta bir seferinde bana hem yazılarının hem de resimlerinin aslında kendi biyografisiyle iç içe geçtiğini söylemişti. Fakat özellikle son yıllarda bilinir olmasının asıl sebebi, kendi dönemi bakımından pek önem arz etmeyen, hatta eksantrik görülen kaygılarının günümüzde bir hayli revaçta olması: ekoloji, feminizm, yaşam formları arasındaki bağlar, kurumsal dinlere bağımlı olmayan bir maneviyat. Bugün bu temalara hepimiz aşinayız ama bundan seksen yıl önce durum oldukça farklıydı ve bu tarz endişeler ancak Carrington gibi az sayıdaki sanatçının odağındaydı.

Tarihte iz bırakan sanatçılar genelde deneysellikleriyle bilinir:  sınırları zorlar, yeni şeyler dener ve bir şeylerin yapılma şeklini derinden sarsarlar. Konfor aramazlar, dünyayı merak eder sürekli bir şeylere meydan okurlar. Bunların hepsi Carrington için de geçerliydi. Salvador Dalí ve René Magritte ile birlikte onun da hamisi ve yakın arkadaşı olan Edward James’in 1975 tarihli bir yazısında belirttiği gibi, “yeni şeyler deneme merakından hiçbir zaman feragat etmedi ve bunun sonucunda da içindeki yaratıcı, keşfedip çeşitlendirdiği yüzden fazla teknikle ifade etti.”

Küratörlüğünü üstlendiğim bu yeni sergi, Carrington’ın çoğu daha önce Birleşik Krallık’ta sergilenmemiş yetmişten fazla eserini bir araya getiriyor. Bunların arasında Carrington’ın, Fırtına’nın 1950’li yıllardaki bir tiyatro prodüksiyonu için tasarladığı bir dizi maskenin yanı sıra S. Anski’nin Between Two Worlds isimli oyununun kostümleri için yaptığı litografilerden oluşan bir koleksiyon yer alıyor. Sergi, aynı zamanda Carrington’ın tiyatro ve oyun yazarlığına olan yakın ilgisini gözler önüne seriyor. İçerisinde Penelope ve Judith’in de olduğu, güçlü kadın karakterlerin başrolü üstlendiği çeşitli oyunlar yazdı. 1970 yılında yazdığı, açgözlü derebeylerin kadınlar da dahil olmak üzere gezegendeki bütün kaynaklara el koyduğu The Story of The Last Egg isimli oyunuysa adeta Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü (1985) isimli eserinin habercisi niteliğinde.

Serginin temelinde Carrington’ın asi ruhu var. Çocukken gönderildiği manastır okullarından sırayla kovulurken rahibelerin onu, “hiçbir şekilde iş birliği yapmadığı” gerekçesiyle uyardığını hatırlıyor. Ailesi onun 1936 yılındaki sosyeteye takdim seremonisi sonrasında “uygun” bir koca bulmasını umut ediyordu ama o gidip boşanıp yeniden evlenmiş, (Carrington ailesinin standartlarına göre) beş parasız bir sanatçıya, Ernst’e aşık oldu. Ernst ile birlikte yaşamak için Lancashire’daki aile evinden ayrıldığında babası Harold, giderse bir daha o ailenin parçası olmayacağını söyledi ve gerçekten de ailesini bir daha hiç görmedi. 

Ve Carrington yaşamı boyunca her daim bir asi olmaya devam etti. Yetmiş yıl süreyle yaşadığı Meksika’da, ülkenin geleneksel sanat düzenine başkaldırdı. 1942 yılında New York’tan ayrıldığındaysa sürrealizmin “resmi” kanadıyla bağlarını tamamen koparmış ve belki de bu yüzden sanat tarihçileriyle gazetecilerin ekseni dışında kalmıştı. Ellili ve altmışlı yaşlarında bir süre New York ve Chicago’da yalnız yaşadığı dönemler ara sıra öylesine fakir duruma düşüyordu ki, bana söylediğine göre kalori almanın en ucuz yolu olduğundan sık sık dondurma yiyordu.

Onunla tanıştığım sıralar, yani seksenli ve doksanlı yaşlarının sonlarında isyanı daha ziyade yaşlılığa karşıydı ve bir sonraki hayatının hikâyesini Sırdaş Trompet’te çoktan yazmış olduğundan, hayatın sanatı taklit etmesi an meselesiydi: bütün klişeleri yerle bir eden Sırdaş Trompet bundan yaklaşık elli yıl önce yayımlandı ve günün birinde Kutsal Kâse’yi aramaya karar vererek kaçacakları Laponya’da örgü bir çadırda kalmayı tasarlayan eksantrik huzurevi sakinleriyle akıllarda yer etti.

Carrington yaşamı süresince çalışmayı bir an olsun bırakmadı. Mexico City’de yakın bir zamanda restore edilerek müze haline getirilen evinde kendine ait geniş bir stüdyosu vardı ama o belli bir alana bağlı kalmak yerine evin her yerini kullanıyordu. 1950’li yıllarda, neredeyse on yıl süreyle dokumacılık yapan bir aileyle birlikte yaşadı. Üstelik yalnız değildi. Yanında Meksika’ya geldikten sonra tanıştığı fotoğrafçı kocası Chiki ile oğulları Gabriel ve Pablo da vardı. Son yıllarında sağlığı resim yapmaya elvermeyince yine boş durmak istemedi ve bu sefer de heykele yönelerek kendi resimlerindeki figürlerden tuhaf ve büyüleyici heykeller yarattı.

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Oscar 2022: En Çok Dalda Aday Gösteril..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Çetin Devran

10 Mart 2025

Gerçeklerden Kaçarken Kendimize Söyled..

Eğer hayatınızdaki bazı kalıpları kırmak, geçmişte yaptığınız hatalardan ders almak ve gerçekten daha bilinçli bir şekilde yaşamak istiyorsanız, bu kitap size çok şey katacak.Bazı kitaplar vardır, okuduğunuzda sizi rahatsız eder. Çünkü size, aslın..

Devamı..

Kısa Kısa Roma İmparatorluğu

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024