“Bütün iyi kitaplar, gerçekte olanlardan daha gerçektir ve bir tanesini okumayı bitirdikten sonra bütün olayların sizin başınıza geldiğini ve her şeyin size ait olduğunu hissedeceksiniz: İyi ve kötü, coşku, pişmanlık ve keder, insanlar, yerler ve havanın nasıl olduğu. Bunu yapabiliyorsan ve bunu insanlara verebilirsen, işte o zaman bir yazarsın.”
Hemingway’e olan tutkum 1970’lerde Key West’deki bunaltıcı temmuz ayına kadar uzanmakta. Kocam ve ben, evlenmek için kaçan arkadaşlarımız ile oradaydık. Sulh hâkimi ziyaretimizin nedenini öğrendikten sonra kapının arkasındaki kancaya doğru yürüdü, asılı kravatını alarak golf tişörtünün üzerine bağladı ve nikahın tek şahitleri olduk. Törenden sonra balıkçı barakasında öğle yemeği yedik, fazla yandığım için plaja gitmek yerine Hemingay’in evine doğru yola çıktık.
Başka ziyaretçi gördüğümü hatırlamıyorum. Oturma odasında, verandaya açılan yüksek Fransız kapılar açıktı ve bir kedi kanepede uyuyordu. Mutfakta başka bir kedi ocağın üstünü boylu boyunca kestiriyordu. Rehber istersek eve bir kedi götürebileceğimizi söyledi, altı parmaklı özel “Hemingway kedileri” demişti ancak pratik görünmedi (1930’larda bu evde büyüyen yazarın oğlu Patrick Hemingway’in hatıraları sayesinde ve günümüzün aldatıcı reklamlarına rağmen ailenin mülklerinde kedileri olmadığını onun yerine tavus kuşları bulundurduğunu şimdi biliyoruz). Odaların içinden geçip merkez merdivenlerden yukarı, evin etrafındaki dış balkondan ve dar geçitten geçerek garajın ikinci katındaki Hemingway'in yazmak için çekildiği odaya yürüdük.
Orta batı eyalet hemşerisi olarak (doğduğum Iowa Des Moines, Illinois’deki Hemingway’in büyüdüğü Oak Park batısından birkaç mil ötesinde) egzotik cazibeyi hissettim: Körfezin turkuaz suları, solmuş eski ahşap evlerin süslü oymaları, kaplumbağa çorbası ve deniz kabuğu çorbası, bütün bu işaretler “Amerika Birleşik Devletleri'nin en güney noktası Küba'ya 90 mil,” diyordu.” Hemingway’e olan merakım arttı ve tüm yazdıklarını okumaya başladım.
Hemingway'de beni kendine çekeni tanımlamak zorunda olsaydım muhtemelen bir yer duygusu uyandırma sanatı olurdu. Henry James yazmak isteyenlere, “Hiçbir şeyin kaybedilmediği insanlardan biri olmaya çalışın,” demekteydi. Yazarlığa gazeteci olarak başlayan Hemingway'in keskin bir gözü ve kulağı vardı. Amerika’nın kalbinden dünyası genişlerken yazıları, doğrudan kendi izlenimleri ve keşfetmenin heyecanı ile doluydu.
Hemingway'in ilk karısı Hadley Richardson ve Hemingway
Mayıs 1923'te Gertrude Stein tarafından teşvik edilen Hemingway ilk kez boğa güreşlerini görmek üzere İspanya'ya gitti. Hemen büyülendi. Haziran ortasında Paris'e eve döndükten birkaç hafta sonra karısı Hadley ile İspanya'ya geri döndü. 18 Temmuz 1923’te, ambulans birliklerinden arkadaşı Bill Horne’a yolladığı mektupta “Yaşadığım en güzel haftadan yeni döndüm – Pamplona’daki San Fermin Festivali – beş gün boyunca tüm gün tüm gece devam eden boğa güreşi, olağanüstü müzik – davullar, dilli düdükler, yan flütler – Velasquez'in sarhoşlarının yüzleri, Goya ve Greco yüzler, mavi gömlek ve kırmızı mendilli bütün erkekler çevreleyerek, dalgalanarak yüzercesine dans ediyor. Bu lanet olası festivalde tek yabancılar biziz,” yazıyordu. Sokaklarda “bütün genç Pamplona erkekleri boğaların önlerinde koşuyor!” diyor, şehrin kenarındaki ağıllardan arenaya koştukları sabahı anlatıyordu. Boğa güreşi ile ilgili kendine aldığı notta “Büyük trajedi ve gördüğüm en güzel şey ve olabilecek her şeyden daha fazla cesaret ve yetenek, daha çok cesaret istiyor. Tıpkı sana hiçbir şey olmayacakmış gibi savaşta ring kenarında koltuğunun olması gibi,” yazıyordu.
Hemingway, San Fermin Festivali için iki yaz üst üste İspanya’ya gitti, 1925 Festivalin bitmesinin peşi sıra Fransız okul defterlerine not aldığı ve on haftada taslağını tamamladığı romana başladı. Hemingway’in hayal gücünün gücüyle kaleme alınan ve 1926 yılında yayınlanan Güneş de Doğar adlı romanı sayesinde her yaz Pamplona’ya “yabancı” on binlerce insan akın etti. Arenanın dışında, yazarın taş büstü onuruna adı verilen Hemingway geçidine bakıyor.
Hemingway’in bulunduğu yerleri haritada belirleme yeteneği vardı. 1928’de ikinci eşi Pauline ile geldiği uzak tropikal hudut kasabası olan Key West’te varlığı halen hissedilmektedir. Hemingway’in başka bir büstü – rivayete göre yerel balıkçılar tarafından bağışlanan tekne pervanelerinin eritilerek yapılan döküm – 1952 yılında Yaşlı Adam ve Deniz romanını yazdığı ve sevdiği teknesi Pilar tuttuğu Havana’nın doğusunda balıkçı kasabası Cojimar’daki limanını izlemeye devam ediyor. 1939'dan 1944'e kadar Martha Gellhorn'la ve daha sonra Mary Welsh'le uzun zaman yaşadığı Küba’daki evi Finca Vigía şimdi ulusal bir müze.
Key West’e yaptığım ilk ziyaretimden bir yıl sonra, Pennsylvania’daki State College’e taşındık, devlet okulunda orta öğrenimde İngilizce öğretmenliği yaparken akşamları ve yazları açılan her kursa katılarak Penn Eyaleti’nde yüksek lisansım üzerinde çalışmaya başladım. Her şeyden daha çok, Penn Eyalet İngilizce Bölümünde “Hemingway Adamı” olarak bilinen Philip Young 1952'de yayınlanan Hemingway ile ilgili ilk kitaplardan birini yazmış. Hemingway’in edebi bir eleştirmen tarafından “canlı olarak parçalara ayrılmaya karşı direnmesine rağmen” onunla çalışmak istedim. Ne yazık ki Profesör Young akşamları ve yazları ders vermiyordu, ben de Amerikan Devrimi sırasında Sadık Kadınlar hakkında, Devrimci Kadınlar adlı kitabını araştırmasına yardımcı olarak, kendisiyle bağımsız bir çalışma kursu ayarladım. Kütüphanenin bodrum katında, 18. yüzyıla ait incecik ve uzun el yazılarını mikrofilmde göz gezdirirken tarihin ortaya dökülmesinin görgü tanıklığının ilk heyecanın hazzıyla bir yaz geçirdim.
Birkaç yıl sonra, doktora öğrencisi olarak, sonunda Philip Young’un Hemingway seminerine katılma şansım oldu ve tezimi yönetip yönetmeyeceğini sordum. Tamam, dedi, ama Hemingway'de değil. Hemingway ölümüne yapılmıştı. Onun hakkında söylenecek yeni bir şey yoktu.
O zamanlar hayal kırıklığına uğramıştım, ancak geçmişe baktığımda tavsiyesi için minnettarım. Sonuç olarak, Hemingway’in Paris’teki çağdaşlarından birinin yirmili yıllardaki çalışmasıyla karşılaştım, Kay Boyle (hiç duymadığım bir yazar) ve hayatının son on üç yılında onu tanıma konusunda olağanüstü bir ayrıcalığa sahip oldum. 1986’da başladığım tezim geliştikçe onun hakkında kitaba evrildi ve 1992 yılında doksan yaşında ölmeden önce seçtiği mektup yığının bir kısmını derleyip ve baskıya hazırlayıp hazırlamayacağımı sordu. Her ne kadar halkın yazarların özel hayatlarına duyduğu ilgiye karşı koymuş olmasına rağmen, gelecekteki bir biyografinin yapabileceği herhangi bir çarpıtmaya karşı, hayat öyküsünün kendi sözleriyle kayıt altına alınmasını istedi. Tabii ki bu fırsata atladım. Bilmediğim yirmi beş binden fazla mektup yazdığı (yedi bininin kopyası dosya dolaplarımı dolduruyor) ya da derlemenin yirmi dört yıl süreceğini Kay Boyle: Mektuplarda Yirminci Yüzyıllık Bir Yaşam nihayet 2015 yılında yayımlandı.

Bu arada, Hemingway'e olan ilgim asla azalmadı ve mekânları her zaman çağırdı. Sayısız diğer meraklıları gibi, elimde Güneş de Doğar’ın kopyası, Jake Barnes’ın yürüyüşünü Paris’teki Île Saint-Louis’den köprüyü geçip Seine’in Left Bank’dan (sanatçıların bulunduğu bölge) Rue de Cardinal Lemoine'den yukarı, Place de la Contrescarpe'den geçip, Rue du Pot du Fer'den aşağı ve Montparnasse'nin kafelerine kadar takip ettim. Paris'ten Jake’in izini Bayonne, San Sebastián, Burguete, Pamplona ve Madrid’e kadar izledim, Restaurante Botín’de akşam yemeği ile sona erdi. Her zaman anlama şoku vardı. Hemingway’ı kesinlikle anladım, tamamen haklıydı. Sarımsak örgüler, Pamplona'daki festival sırasında sokak tezgahlarında satılıyordu dolayısıyla beyaz sarımsak çelenkleri eğlenenler Brett Ashley etrafında dans ederken boyunlarına takıyorlardı. Havana’daki Hotel Ambos Mundos’un Hemingway’in en sevdiği odanın (şimdi küçük bir müze) bir kat altındaki kuzeydoğu köşesindeki odada yattım. Birkaç modern mimari müdahale dışında manzara, tıpkı Esquire dergisinin ilk sayısında (Sonbahar 1933) “Morro'dan Marlin: Bir Küba Mektubu”nda okurlarına anlattığı gibiydi. Genç Hemingway’in gençliğinde her yazını geçirdiği Michigan'daki Walloon Gölü kıyısındaki aile evinin Windermere çevresindeki ormanda gerçekten siyah sincaplar var.
Profesörüm Philip Young bugün Hemingway çalışmalarının saygın etkisini, Hemingway'e ve çalışmalarına yoğun, görünüşe göre genişleyen evrensel doymak bilmeyen ilgisine muhtemelen şaşırırdı.
Hemingway’in mektupları süregelen en heyecan verici projelerden biri olarak dikkat çekiyor. Mektupları yaklaşık altı bini buluyor, Patrick Hemingway'in onayı ve cesaretlendirmesiyle birlikte, Hemingway’in toplanan bütün mektuplarını, en az on bir cilde ulaşması öngörülen bir basımda yayımlamak için çaba sarf ediliyor. Hemingway Mektupları Projesi'nin genel editörü olarak Cambridge Üniversitesi Yayınları tarafından basılan The Letters of Ernest Hemingway’i (Ernest Hemingway’in Mektupları) yayımlaması için uluslararası edebiyat tarihçilerinden oluşan ekibin başında hizmet etmek benim için bir onurdur.
Hemingway’in yayınlanmış eserleri özenle hazırlanmıştır, ancak mektupları gösterişten uzaktır. Arkadaşlıklarının gidişatını, evliliklerini, aile ilişkilerini, edebi derneklerini ve ticari anlaşmalarını listeler. Mektuplar doğrudanlığı ile çarpıcıdır. İnatçı bir daktilo hakkında homurdandığında, bir sözcüğü doğru yazdığından emin olmadığında, arabasının kilometre sayacındaki kilometreyi veya yakaladığı balığın ölçülerini rapor ederken, devam eden bir kitabın sayfa sayısının çetelesini tutarken veya boğaz ağrısından şikâyet ettiğinde, büyük yazarın ve Nobel ödüllü yazarın aynı zamanda bir insan olduğu bize hatırlatır.
Hemingway, Esquire dergisi için “Eski Gazeteci Yazıyor: Küba'dan Bir Mektup” adlı bir başka makalesinde şöyle der: “Bütün iyi kitaplar, gerçekte olanlardan daha gerçektir ve bir tanesini okumayı bitirdikten sonra bütün olayların sizin başınıza geldiğini ve her şeyin size ait olduğunu hissedeceksiniz: İyi ve kötü, coşku, pişmanlık ve keder, insanlar, yerler ve havanın nasıl olduğu. Bunu yapabiliyorsan ve bunu insanlara verebilirsen, işte o zaman bir yazarsın.”
Hemingway düzenli olarak günlük tutmuyordu ama mektupları hayat dolu ve hayatının ve çağının gerçek zamanlı kaydı idi. Hemingway’in mektupları, insanların, yerlerin ve havanın nasıl olduğu anın canlılığını yansıtıyor. Birlikte ele alındıklarında, destansı bir yaşam öyküsünün ve 20. yüzyılın tarihinin ham görüntülerini oluşturuyorlar.
Çeviren: Bige Süslü
(Lithub)


.jpg)



