Jamaika doğumlu yazar, aktivist, sosyolog Stuart Hall 10 Şubat 2014’te aramızdan ayrıldı. Politik duruşu, kültür-kimlik ilişkisini masaya yatırdığı teorileri ve kamusal hak ve özgürlükler uğruna verdiği mücadelelerle bilenin zaten bildiği Hall’ı bilmeyen ama merak edenler de Tarık Ali’nin kaleminden tanısın istedik.
“… 1956 ekolündendi. O yıl patlak veren birbiriyle bağlantılı iki kriz (Mısır’ın İngiltere-Fransa-İsrail tarafından işgal edilişi ve Sovyetlerin Macaristan müdahalesi) tüm Avrupa’yı etkileyen fikir ayrılıkları yarattı. Bu çalkalanmanın İngiltere’deki etkisi Yeni Sol hareketinin, New Left Review gibi sol görüşlü dergilerin ve nükleer silahsızlanma kampanyalarının ortaya çıkışıdır. Stuart’ın yanı sıra EP Thompson, Ralph Miliband, Raymond Williams, Doris Lessing ve daha birçokları üzerlerine düşen rolü oynadılar. Stuart, eylem merkezli yaklaşımıyla dikkat çeken New Left Review’un editörlüğüne geldiğinde verdiği mesaj açık ve netti: Bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız poponuzu kaldırıp dışarı çıkın ve status quo’ya meydan okuyun. Ama bunu yapmadan önce düşünün, tartışın ve doğru yöntemi bulmak için kafa yorun. Bu, bize bıraktığı en önemli miraslardandır. (…)
70’lerde Hall’ın siyasi kimliği ön plana çıkar. Eric Hobsbawm ve Martin Jacques gibi o da Thatcher’ın geleneksel sol yöntemlerle yenilemeyecek yeni bir fenomen olduğunu savunur. Geleceği görmüş gibi yazdığı Marxism Today makalesinde de bu değişime itiraz etmeden önce iyi anlaşılması gerektiğinin altını çizer.”
(Kastettiği hareketin analizinin doğru yapılmadığı ama dönemin önemli solcularından kimileri bunu Thatcher’ın yenilemeyeceği şeklinde yorumlayıp ilk köşeden sağa sapar. Meraklısı Milliband’in döneklerle ilgili makalesini google’a sorabilir.)
Stuart Hall, Susan Sontag gibi deneme yazmaktan hoşlanan bir entelektüeldi. Hall’ın ölümünün ardından çıkan makalelere ve bu makaleleri içeren paylaşımlara baktığımızda, “keşke bir de kitap yazsaydı” cümlesinin bölünerek çoğaldığını görürüz.
Tarık Ali, niye bir de kitap yazmadı’dan başka soru bulamayan gazetecilere çok lezzetli bir paragrafla dokundurmuş metni bitirirken: “Yanıtı bilmiyorum, zaten bir önemi de yok. Geriye bıraktıklarında, özellikle siyaseti gündelik hayattan soyutlamayı reddedişinde keşfedilmeyi bekleyen daha pek çok şey var.”