Taş
10 Şubat 2019 Öykü

Taş


Twitter'da Paylaş
0

“Birdim iki oldum, iki iken bir

Ne yalnızken birim,ne de seninle iki

Sevi de yalnızlık gibidir

Var yok eder durur kişiyi

Akşamları boru sesiyle gelir.”

Melih Cevdet Anday

Ağır bir kokuya uyandı. Kafasını yastıktan kaldırıp kapıya doğru baktı, hızlı hızlı kokladı havayı, anlam veremedi ve kafasını yavaşça tekrar yastığa bıraktı. Kapandı gözleri. Kâabus gördü kısacık zamanda. Yine aynı köpekti gördüğü, kocaman dili dışarıda, tam atlayacaktı üzerine, çalar saati çaldı telefonun. Saat yedi. Terden sırılsıklam olmuştu. Kokuyu yokladı. Parmaklarına baktı, kollarına, koltukaltlarına baktı, kalbini dinledi, bulamadı, çok aradı, yoktu. Pencereyi açtı ama önce kalktı. Mis gibi bahar kokuları dolacağını sandı odaya. Dolmadı. Şiddetli bir yağmur bekleniyor demişti haberlerde. Bulut girdi içeriye. Bulutu arkasında bırakıp tuvalete gitti, elini yüzünü yıkadı, dişlerini fırçaladı, fırçalarken aynada yüzüne baktı, göz altlarındaki karanlıktan korktu, hızlıca tükürdü lavaboya, ağzını çalkalayıp saçlarını topladı. Elbisesini giyerken zorlandı biraz, kilo almıştı. Yürümeliydi, karar verdi, yürüyecekti. Çayı koydu ocağa. Masaya sarellesini koydu, bıçağını, bardağını, ekmeğini koydu, aldığı uykusunu koydu. Bıçağı sarelleye daldırıp ekmeğine dolu dolu sürdü. Müzik dinleyecekti kahvaltı yaparken, aldığı kararlardan biri de buydu, dinlemedi, hangi müzik karar veremedi. Bach olabilirdi. Vazgeçti düşünmekten. Çayından bir yudum aldı, ekmeğini ısırdı, ağzının kıyısı kahverengiye boyandı, peçeteyle sildi. Son kalan yudumu çekti bardaktaki, biraz sesli çekti. Masadan aceleyle kalktı, başı döndü, tekrar oturdu, bir iki dakika öylece kaldı, yavaşça doğruldu sonra. İşe geç kalıyordu. Ağır indi sokağa, köşeyi hızlı geçti, yavaşladı sonra, otobüse bindi. İnsanların yüzlerine hiç bakmadı, dışarısı pencereden aktı gitti. Elindeki kitap öylece kaldı, kahramanları sürekli uyuyan bir romandı. İşyeri durağında indi. Soluk renkli binanın büyük kapısından içeri girdi. Daracık asansörün içinde nefesini tutarak beşinci kata çıktı. Herkes ona bakıyordu, ya da kimse bakmıyordu, çok alıngandı.  Gemiler çizdi beyaz kağıtlara, boşlukları çok olan bir ülkeye gitmek istedi.  Annesini aradı. Çok konuştu annesi, bol bol dua okudu, amin deyip zar zor kapattı telefonu. Bir sessizlik oldu. Masasında yığılı mavi dosyalardan birinin kapağını açtı, gemiler çizdiği kâğıtları büyük bir titizlikle delgeçle delip dosyasına taktı. İlgili sayı diye başlayan dilekçeler yazdı sayın makamlara. İmzası ölü babasınınkine çok benziyordu. Canı sıkıldı.  Dönüşte insanların yüzlerine bakmadı. Ekmek aldı eve geçerken, bir şişe süt aldı, aslında süt sevmezdi ama süt almayı seviyordu. O kokuyu duydu yine, hızlı hızlı burun deliklerine doğru çekti, genişledi, sağına soluna baktı, belki yukardadır diye gökyüzüne baktı, güneş zaten yoktu, yağmur da başlamıştı. Şiddetliydi.  Merdivenleri çıktı. Deliği bulup anahtarı çevirdi, içeri girerken ayağı eşiğe takıldı. Yüksekti eşik. Işıkları yaktı teker teker. Elbisesini çıkardı, aynaya baktı, kaldı bir süre, öteye geçemedi. Mutfağa girdi. Buzdolabının kapağını açtı, dün akşamdan kalma fasulye yemeğini çekip aldı, ısıttı. Pilav yapmak istedi yanına, vazgeçti ama olsa iyiydi. Sandalyeye oturdu ama önce masaya tabak koydu, kaşık koydu, bıçak koymadı, ekmeği kopararak yedi. Müzik yine dinlemedi. Kararlarını yeniden gözden geçirme kararı aldı, alırken ayak topukları birbirine değdi.  Yağmur çoktan dinmişti. Kokuyu duydu yine. Hızlıca kalktı sandalyeden. Ellerini kokladı, parmaklarını saydı, odaya geçip düşer gibi oturdu kanepeye. Sehpanın üzerinde duran taşı aldı, kokladı, avucunda dolaştırdı bir süre.  Televizyonu açtı, eski zamanlardan bir film vardı. İçine girdi. Uyudu.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR