Telefon Kulübesi
9 Ekim 2018 Öykü

Telefon Kulübesi


Twitter'da Paylaş
0

Sağanak yağmurun altında vakur adımlarla yürüyen genç adam bir telefon kulübesine gelince durdu. Yağmurun camekân üzerinde yarattığı bulanıklıktan seçemediği için, içerideki adamın bir telefon görüşmesi yapmadığını, sadece yağmurdan sığınmak maksadıyla kulübeyi işgal ettiğini fark edemedi. Aynı şekilde adam da onu görmedi. Bir süre böylece dışarıda bekledi. Yanından koşar adım geçenlerin, şemsiyesiyle başı önde yürüyenlerin dikkatini celbetmek şerefine de ulaşamadı. Koyu sarı renk paltosu yağmurdan ağırlaştı, sırtı eğildi. İnce parmaklarıyla, gözlerinin önüne bir parça kumaş gibi düşen saçlarını geriye doğru tarıyor, elinin tersiyle gözlerini kuruluyordu. Yağmur biraz hafifleyince telefon kulübesindeki adam çıktı, onu görmezden gelerek yürüyüp gitti. Genç adam, ahizeyi kaldırıp numarayı tuşladı.

“Alo?” “Merhaba. Ben Kenan Sadıkoğlu. Tanrı ile görüşmek istiyorum.” “Bir saniye efendim, kim demiştiniz?” “Kenan... Kenan Sadıkoğlu.” “Hatta kalın lütfen.”

Sabırla karşı taraftan gelecek olan sesi bekledi. Akşama doğru yağmur dindi. Sokak sessizleşti. Ertesi gün yeniden yağmur yağdı. Adam bekledi. Mevsimler değişti. Yaz geldiğinde paltosunu çıkarıp koltuğunun altına aldı. Etrafından binlerce insan geçti. Kar yağdı; kulübenin etrafını beyaz bir örtü kapladı. Bir gece vakti hemen ötede küçük bir çocuğu kurşunladılar. Genç adam ahize kulağında, bu işi bir kenara not etti. Günler geçtikçe zayıfladı; yanakları çöktü. İki yıl aradan sonra karşı tarafın sesi duyuldu:

“Efendim, Tanrı şu anda müsait değil.” “Öyle mi?” Hayal kırıklığına uğramıştı. “Eğer bir notunuz varsa…” “Hayır, hayır. Ben yalnızca… Uzun zamandır bekliyorum. Kendisine söylediniz mi?” “Evet efendim, ancak kendisi müsait değil. Daha sonra tekrar aramalısınız.” “Ama ben… İki yıldır bekliyorum. Bu sürede biraz zayıfladım ve hastalandım.” Karşı taraftan ses gelmedi. Telefonun suratına kapanmamış olması beklemiş olduğu süreye karşı gösterilen ufak bir saygı ifadesiydi. “Onunla mutlaka görüşmem gerek,” diye yineledi genç adam. Ahizeden anlaşılmaz bir homurtu yükseldi. Ardından genç kızın ince sesi duyuldu yeniden: “Neyle alakalı görüşmek istiyordunuz?” “Bu özel bir mesele... Lütfen müsaade edin...” “Bakın… Tanrı şu an oldukça meşgul. Daha sonra aramanız konusunda ısrarcı olmak zorundayım.” “Öyle mi? O halde… O halde ona bir notum olacak.” Genç kız, görüşmeyi nihayet sonlandıracak olmanın heyecanıyla atıldı: “Evet, sizi dinliyorum.” Genç adam boğazını temizledikten sonra kırık bir sesle konuşmaya başladı:

“Tanrı... Önce şunu söylememe müsaade et: Beni iki yıldır burada bekletiyorsun. Hayır, hayır. Bu kısmı silin lütfen. Sevgili Tanrım... Bu telefon kulübesinde iki yıldır seni bekliyorum. Biliyorum, senin vakit kavramınla pek uyuşmuyor ancak takdir edersin ki bu iki yıl biz insanlar için epey uzun bir süre. Şimdi… Şöyle bir düşününce buraya ne için geldiğimi hatırlamakta zorlanıyorum. Birtakım havadislerim vardı sana, bundan tam iki yıl önce. Dünya ve insanlık ile alakalı.” Kafasını ankesöre dayadı. “Sana bir şeylerin yolunda gitmediğini haber vermek istedim. Bunun karşılığında hiçbir beklentim de yoktu, inan bana. Ben… Ben o ihbarcılardan biri değilim. Yalnızca… İşler yolunda değil Tanrım. İşler hiç yolunda değil. Sana dünyanın ne kadar kötü bir yer haline geldiğini haber vermek istemiştim. Ancak, seni beklediğim iki yılda düşünecek çok zamanım oldu ve anladım ki dünya hiçbir zaman iyi bir yer olmamıştı. Buna rağmen…” Genç kız araya girdi: “Yeterli karakter sayısına…” Genç adam bağırarak sözünü kesti: “Dinleyin! Yalnızca dinleyin ve not alın!” Sonra sakince konuşmaya devam etti: “Buna rağmen mutlu insanlar görüyorum. Her yerdeler Tanrım, her yerde… Durmadan şakalaşıyor, gülüyor ve eğleniyorlar. Bahar aylarını seviyorlar. Küçük çocuklar görüyorum: çok mutlular… Hiç kötülük yokmuş gibi oyunlar oynuyorlar; sanki bir gün kötü bir insana dönüşmeyeceklermiş gibi… Herkes bu kadar mutlu iken kötülükler nereden çıkıyor? Ama artık anladım. İnsanlar tüm bu kötülüklerden bağımsız değiller; onunla yaşamak bir tarafa, onsuz yapamaz hale gelmişler.” “Tanrım,” diye fısıldadı. Gözyaşlarını daha fazla tutamadı. “Her iyiliğin arkasında koyu bir karanlık gizli... Artık hiçbir şey karşılıksız değil. İnsanlar durmadan bir şeyler istiyorlar benden. Onların arzularına katılmamı istiyorlar. Ben… Ben daha fazla dayanamıyorum Tanrım. Şu an… Şu an telefon kulübesindeyim. Beni buradan aldırabilir misin?


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR