Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

13 Ağustos 2021

Öykü

Ton Sür Ton

Didem Keremoğlu

Paylaş

3

1


“Sokak kapısını açık unuttu enayi!

Hop! çıkıntının üstü, hop! dut ağcının dalı; bahçeye eriyorum. Güzel bir gün.

Kış ortasında bahar!

Evdeki çakma ağaç yerine tırnaklarımı bu yaşlı dutun gövdesinde törpülemek, toprağı  gönlümce eşelemek…” Kulağı kapıyı açık unutan kadındadır. “Benim dişi ile erkek işe gitmeden geliyor bu. ‘Temizlikçi’ dedikleri cins!  Koltukları deterjanla silip kokumu yok ediyor!”

Zavallı kadıncağızın henüz haberi olmamıştır ama kıçını tuvalet kabından inadına dışarı tutup üç parça “ziynet” ini halıya bırakmıştır Bisera az önce! Kedi bokunun kokmaz bulaşmaz olduğunu bildiğinden: işemiştir de! “Hadi kızım Bisera, temizlikçi dişi peşinden gelmeden yolla düzül sen!”

Bakışlarını, aşacağı duvarın zirvesine sabitler.

“Haydi Bismillah!”

Ölçüp biçer iyice yükseleceği yeri…

“Hooop!

Ne özlemişim be!”

Sokaktadır!

 

Telaşlı, kısa adımlarla yürümeye başlar. Bildiği yerlerdir sokaklar aslında. Bahçesiz evler, sırt sırta yükselen gri bloklar, yorgun balkonlar…

“Kaç ev gezdim, kaç sokak, kaç çişli çıkmaz, kaç apartman denetlemiştim bu evi sahiplenene kadar? Balkonu geniş, cephesi güney; merkezi sistem ısıtma bir de! Evde yoklarken bile yanacak o kalorifer!” Tam da çöpsüz üzüm bir çift insan bulmuşken: “Ah nasıl bilecektim ki dişisi hemen yavrulayacak?”

 

Otobüs durağının oradaki banka uzanır. “Höst! Bu kimliksiz serseri de nereden girdiyse kıçımın dibine? Ulan ben seninle fingirder miyim hiç? Bu dişinin adı var bi kere! Hem o koklaşmalar eskidedi! Yok aybaşısıymış, yok gebeliğiymiş… Ameliyatlıyım ben oğlum; bak kulağımdaki çentiğe!”

İki hırlaşırlar; erkek olan gider…

Azıcık gözlerini kapatmıştır ki… Kafasının üstünde vızlayıp dudağına konan bir sinek peyda olur. Patisiyle birkaç kez kovalar! Başının etrafında iki çember çizip yine geri döner sinek. Minicik ayakların dudağına değen soğuk teması ürpertir!

Dilini çıkarmasıyla sineği yutması bir olur!

“Acıktım da! Bi camii yok mu buralarda?

Vay be; bunu ne ara dikmişler? Apartman arası camii… Enflasyonuna bereket; şehir içi doğal beslenme alanlarımız: camiiler!  

Hah! başladı bağırmaya adam!”

Bir telaş duraktan ayrılır. “Bu bağırınca kuşlar kaçıyor. Kimi de havadan yere çakılır birazdan. Ödleri patlıyor ani seslerde minnak olanlarının: kık!

Şanslıysam önüme düşen bile olur!”

Orta yerde dolanan iki türdaşını üsten üsten süzer.

“Bi körle bi uyuz! Pişşt, öyle mal gibi ortada beklemeyin. Sizi gören kuş pisti pas geçer!” diye seslenir. Etrafa şöyle bir bakınır; etraf kuş pisliğinden geçilmiyordur! “Dağ taş boncuk boncuk kuş boku be! Her inip kalkışta ebruluyor mübarekler.

Beyazın içinden yeşil yeşil hareleniyor sıçnıklar; betonda, kalafatta, tabutta!

Tabuttaki az belli oluyor.

Ton sür ton…”

 

Gün de iyiden iyiye ilerlemiş, vakit artık ikindidir. Eve dönen yokuşu tırmanmaya koyulur. Sokaklardan uzak kaldığı yılların ondan çok şey götürdüğünü fark eder… Kuyruğu yukarı kıvrık bir it tutmuştur biraz ilerideki köşenin başını… Yorulmuştur da! İki saniye soluklanmak için durmasıyla,

“Güzel kız; al bakalım sana mama.” diyen bir teyze biter yanında.

“Bak bak, pise bak! Çantada mama mı taşınır? İnsan ayrı bir poşette tutar onu! Ööö; senin o ucuz mamandan yer miyim ben? Camii avlusundaki körle, uyuzu besle sen o mamayla!”

 “Toksun demek!” diye pek bir memnun mırıldanır kadın. Mama torbasını çantasına geri sokar. “Eh; tokçayım işte! Serçe dediğinin eti, budu ne? Buyrun beni unuttu bile! Yanından geçene, ‘Yavrum yazık değil mi bu yaştan kapanmışsın!’ diye sarıyor şimdi de.

Tipik cehepeli teyze!”

Tam da okulların dağıldığı saate denk gelmiştir.

“Offf daraldım! Kaldırımlar ancak iki kedilik. Ne işi var iki ayaklıların bu sıkışıklıkta. Cadde desen; arabalar, minibüsler, motorlar… Patimi asfalta attığım gibi biri kornaya basıyor.”

Birazdan yağmur yağacaktır. Esintisinin taşıdığı baş döndüren bir kokunun peşinden gider…

Çok acıkmıştır!

“Hoşgör Köftecisi*” ne ulaşır.

Üç masalı bir lokantadır. Dar peykeli, çarpık iskemleli…

Vitrinlerinde çeyiz sandıkları, tel askılarda dantelli donlar, ip yumakları… Tuhafiyeciyle çeyizciyi geçer geçmez kaldırıma yayılan işporta tezgâhlarıyla Tesisatçı Apo’nun yarım kapalı demir kepenginden sokağa taşan musluklar, testereler ve daha neler nelerin arasında… Dört bir yana nefis kokular yayan bir dükkândır Hoşgör Köftecisi.

“Abi bana bir porsiyon karışık ciğer, köfte!” diye seslenen ergene kıçın kıçın yanaşır.  “Kıvrıl, dön; göbeğini göster! Ağlak ağlak miyavla Bisera!.. Vay şerefsiz ergen! Yuh, bitirdi!”

“Sertaç, ustan çağrıyor lan! Şimdi aradı. Dükkânı yalnız bırakmışsın!”

“Ethem’ abi çok acıktım ya! Saat dört olmuş ustam yok ortada!”

“Küplere binmiş oğlum ustan, kepengi yarım kapatıp çıkmışsın.”

“Abi, hela taşını mı mı çalacaklar? Kuyumcu muyuz biz?”

“Okulu n’aptın lan? Bitirdin mi ortayı?”

“(…)”

Öbür masanın altındaki koca kafalı uyuz erkek gözlerini üstüne dikmiştir! “Hava da iyice loşladı.” Eve doğru yollanmanın vaktidir…“Çimi yoluklanmış bu park yoktu yahu yolumun üstünde. Hay aksi! Trafiğin de açılacağı tuttu. Karşı kaldırıma bir atabilsem kendimi.

Uçuyorummmm…”

 “Ay hayvana çarptı! Ayyy! Bu kuryeler hep böyle. Allah cezanızı versin. Memleket iyice sahipsiz!”

 “Sana mı çarpsaydım abla? Alt tarafı hayvan! Sen öyle durmaya devam et önümde, bir de seni uçurayım istersen!” diye hadsiz hadsiz konuşur genç adam!

 “Poliiis, polis!”  

“Veteriner, veterineeer diye bağıracağına polis diyor ya!

Aaa, deminki teyze bu!

Kulak kristallerim yer değiştirdi, eksenim oynadı! Toparlanıp kalkamadım ki şu kuryeyi iki cırmalayayım!”

Başına toplanmış bir sürü insanın arasında, soğuk ve ıslak asfaltın üstünde yatmaya devam eder. Kurye ise çoktan gazlamıştır!

Doğrulmak için bir iki başarısız hamle yapsa da… Doğrulamaz.

“Belli ki terk edilmiş! Vijdansız insanlar! Evlatlarınız da sizi bıraksın sokağa İnşallah!” diye ilenir Saime Hanım. Ayaklarının dibine yığılmış hayvanı kucakladığı gibi bir yan sokaktaki evine doğru yola koyulur. Girişin üstündeki madam yarı beline kadar sarkmış: “Ka yeni hayvandır? Belediyeye haber vereceğim artık” diye söylenirken kendini apartmandan içeri atar. Kucağındakiyle görünmeden girebilseydi iyiydi de! Tam da tahliye davası sürerken…

“Boncuk kızım, Boncuk!”  

“Bisera! Benim adım Bisera. Sen ‘Boncuk’ diye düğme gözlü finonu çağır! Hoppaaa; şimdi de gözüme gözüme düğme gözlü bir fino fotoğrafı sokuyor. Vallahi de doğru bilmişim!”

“Bak, bu yavrum öldü. Tanrı bana yeni Boncuk’umu verdi!”

“Çattık! Benim o asil ismim varken… Neyse; bu akşamı geçirelim bakalım da burada. Yarına Allah kerim!”

“Huu köfteci, yukarı bir porsiyon gönderiver oğlum!”  

Bisera aklından tam da “kekiksiz, bibersiz, soğansız olsa bari…” diye geçirirken:

“Ethem oğlum, sakın biber, soğan falan koyma yanına. Sırf ciğerle köfte yolla ablam.” diye seslenir Saime Hanım.

“Yalnızca çok akıllı değil, telepatik özellik taşıyan yaratımlar da olduğumuza ne şüphe!”

“Ah çok mu açmış karnı Boncuk’umun benim? Yarasın yavruma.”

“Oyyy, bu döşek de pek yumuşacık, pek güzel...” Gıdısının altından karnına kadar döne döne okşanmak da öyledir. “Daha da dönmem artık o eve! Baksınlar bensiz başlarının çaresine!”

Kırlaması giderek kuvvetlenir…

YORUMLAR

Bulent Leventler

Keyifle okudum, güzel ve akıcı bir hikaye olmuş, eline sağlık

5 Eylül 2021

Öne Çıkanlar

Bir ‘Tasavvuf’ Yolculuğu...Uğur Vardan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

1 Mart 2026

Başkentten Akdeniz’in Mavisine: Ankara..

Ankara, gri bir palto gibi insanı sarmalayıp korusa da her zaman biraz mesafeli bir şehir olmuştur. Memuriyetin ciddiyeti, Kızılay’ın kalabalığı ve bozkırın o bitmek bilmeyen vakur duruşu şehrin çehresini büyük oranda açıklıyor. A..

Devamı..

Bodrum'da Tatil Yaparken Bilmen Gereke..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024