Turan Erden • Sezar’ın Ölümü
13 Ocak 2018 Öykü

Turan Erden • Sezar’ın Ölümü


Twitter'da Paylaş
0

Penceresinden sokağa öksürür gibi havlıyor. Bir köpeğe mi yoksa bir insana mı çıkaramıyorum. Korkulukların ardında küçük, aksi iki göz parıldıyor. Bedenimi genişletip elimi pençe yaparak korkutmaya çalışıyorum. İçeri kaçıyor hemen. Şehnaz’la göz göze geliyoruz. Pençeyi açarak elimi sallıyorum, yemiyor. İğrenerek bakıyor yüzüme. Alelacele eve giriyorum. Karım, “Hayırdır, yüzün gülmüyor, ne oldu,” diyor. “Sezar’ı korkutmaya çalışırken Şehnaz’a yakalandım,” diyorum. “Yapmasana şunu, ne zevk alıyorsun anlamıyorum.” “Tutamıyorum kendimi, o salak şeyin pencereden gelene geçene sövmesi sinirimi bozuyor.” “Şunu artık köpek olarak kabul etsen.” “Elimde değil, boğazlayasım geliyor.” “Şehnaz bir şey söyledi mi?” “Dese iyiydi. Dik dik bakıp pisliğin tekiymişim gibi davrandı.” “Apartmanda tek sen kalmıştın. Seninle de selamı sabahı kesecek desene.” “Umarım olmaz, bir köpek yüzünden kabullenemem herhalde.” “Alışırsın.” Karımın rahatlığı sinirimi bozuyor. Hayatın ince ayrıntılarını dert etmiyor. Nasıl yaşayabiliyor böyle? Kendini böylesi bir durumun içine soktuğunu görmedim. Komşularla girdiğim polemiklere girmiyor. Kuru bir selamla geçip gidiyor yanlarından. En iyi komşu en az konuşandır, diyor. Bense birisi çıksa da ayaküstü sohbet etsek diye aranıyorum. Nereye baksam köpeğin meymenetsiz suratını görüyorum. Televizyon izlerken bütün köpekleri ona benzetiyorum. En azından cinsini öğrenmeliyim. Fino desem değil. Onlar daha küçük ve narin oluyor. Onun kadar aksi olanına rastlamadım. İnternette evcil hayvan sitelerini geziyorum. Sezar evcil değil ya, neyse. Ona çok benzeyen bir köpeğe takılıyor gözüm. Cinsi teriyer. Resimdeki köpek sevecen bakıyor. Onun gibi değil. Sezar niçin böyle davranıyor? Bunu kendime dert ediniyorum. Uyku tutmuyor, rüyalarıma girmesini istemiyorum.   Geceden aklımda kalan bir şey var mı diye zorluyorum kendimi. Rüya görmemişim. Görsem anımsardım. Köpeğin zihnimi meşgul etmediğine seviniyorum. Buna sevinirken bile zihnim onunla meşgul. Ne yapacağım? Sessiz adımlarla hızlıca hazırlanıyorum. Temiz havada yürümek iyi gelecek. Karım uyanmadan dönmeliyim. Uyanırsa bir yere bırakmaz beni. Giysilerimi salona alıp orada giyiniyorum. Saçım başım dağınık. Kapıyı açmadan deliğinden bakmayı alışkanlık haline getirdim ama yakında bırakacağım sanırım. Delikten ne zaman baksam otomatik yanıyor. Gözüme duyarlı olamaz herhalde. Apartmanın girişinde bir ses duyunca holdeki ışığı söndürüp deliğin arkasındaki yerimi alıyorum. Alnım çelik kapıyı ıslatıyor, anlık bir leke kalıyor kapıda. Nefesimi tutarak girenleri izliyor, adımlarını sayıyorum. Kapının önünde öpüşenlerden çekiniyorum en çok. Aramızdaki çelik paravan olmasa yaşananlara o kadar yakınım ki. Bir an kapının olmadığını düşünüyorum. Kadınla göz göze geldiğimi ve kızardığımı hayal ediyorum. Nedense hep erkeklerin sırtı dönük oluyor kapıya. Dışarıda bir kıpırtı var ama deliğin görüş alanı boş. Otomatik sürekli yanıp sönüyor. Birisi oyun mu oynuyor? Zayıflığımdan mı faydalanıyor? En iyisi bir an önce dışarı çıkmak. Kapıyı açtığımda kafasını hızlıca kaldırıp bana bakıyor. Kalorifer peteğinin yanında öylece duruyor Sezar, sinirli, bekliyor. Önemsemeden geçmeliyim ama yapamıyorum. Etrafıma bakınıp sessizce hırıldıyorum. Köpeğin sesi binanın girişinde yankılanmaya başlıyor. Üzerime hamle yapmadan, olduğu yerde kafasını sağa sola oynatarak avazı çıktığı kadar bağırıyor. Üst katın kapısının kilitlendiğini duyuyorum. Şehnaz yukarıdan bir çocuğa seslenir gibi “Se-zar” diyor. Köpek hemen susuyor. “Se-zar” sözü beni yere çiviliyor. Şehnaz merdivenleri koşarcasına iniyor. Kaçıp gitmeliyim, yüz yüze gelmeyi istemiyorum. Sezar’ı çözüp kucağına alıyor. Köpekle aynı boyda oluyoruz. Burnunu kaldırıp dik dik bakıyor bana. Yorgun ve yaşlı görünüyor. Birden havlamaya başlıyor. Kadının kucağından atladı atlayacak. Köpek beni suçluyor, “O başlattı,” diyor. Bir şekilde anlıyorum bunu. En iyi Şehnaz anlıyor ama. Gene yüzünü ekşitiyor. Bir adım geri çekilip yol veriyorum. Kapıdan çıkarken, “O çok hasta,” diyor. Bunu demese iyiydi. O kadar içten ve üzülerek söyledi ki ne diyeceğimi bilemedim. Sessizce, “Geçmiş olsun, umarım ciddi bir şeyi yoktur,” dedim ama kapı hemen kapandı. Duyduğunu sanmıyorum. Bir merak kapladı içimi. Sezar’ın nesi var, hastalığı ciddi mi? Bir köpeğin hastalığı ne kadar ciddi olabilir ki? Neler düşünüyorum böyle. Evcil hayvanım olmadı bugüne kadar. Eksikliğini şimdi hissediyorum ama. Gene de bir hayvanın insanın yalnızlığına ortak olmasını oldum olası anlayamam. Balığım var sadece, aynı şey mi, sanmıyorum. Şehnaz’ın evine gitmedim. Davet etse gider miydim bilmiyorum. Sezar’ın kendine ait bir odasının olduğunu düşünüyorum. Odasını merak ediyorum. Sezar özel bir köpek. Özel olduğu için bu kadar aksi sanırım. Hastalığını düşünmeden edemiyorum. Bir merhamet duygusu sarıyor her yanımı. Şehnaz çıkmadan en azından kucağıma alsaydım. Belki de hiç dönmeyecek Sezar, bir daha göremeyeceğim onu. Unutulup gidecek. Şehnaz’ı izlemeye karar verdim birden. Niçin bilmiyorum, kendini hayvanlara adayan kadını anlamaya çalışıyorum şimdi. Köpeği kucağından indirmeden yol boyunca yürüyor. İki üç kedi takılıyor peşlerine. Durup bir sigara yakıyor. Yürürken sigara içen kadınlardan hoşlanmam ya, bu hareketi batmıyor nedense. Yolda birilerini görüyor, onlar sormadan, “O çok hasta,” diyor. Yanlarından geçmeden yolun karşı tarafına yöneliyorum. İzlemenin verdiği suçluluk duygusu adımlarımı daha hızlı atmama neden oluyor. Evin etrafından dönerek binaya giriyorum. Yürüyüş yapacaktım güya. Unuttum gitti. Eve girip kapıya yaslandığımda aklıma geliyor. Karım uyuyor, uyandırıyorum. “O çok hasta,” diyorum. Karım yarı uykulu, heyecanlanıyor. Aileden birisine bir şey oldu sanıyor. “Kime, ne oldu,” diye soruyor. “Sezar çok hastaymış. Şehnaz söyledi.” “Nesi varmış?” “Bilmiyorum ama o köpeği düşünmeden edemiyorum şimdi.” “Dün boğazlayasın geliyordu hani.” “Ona öyle davrandığım için suçluluk duyuyorum.” “Benim bilmediğim bir şey mi yaptın köpeğe?” “Yok, hayır. Sadece daha içten davranabilirdim.” “Üzme kendini, vakit var. Her şeyi düzeltebilirsin.” “Kafa mı buluyorsun benimle, anlamıyorum.” “Kafa buluyorum tabii ki.” “Anlasana beni. Kötü durumdayım diyorum.” “Anlıyorum. Yanıma gelsene.” Sımsıkı sarılıyorum karıma. Bir süre sonra her şey bulanık bir hal alıyor. Hiçbir şey hatırlamıyorum.   Karım uyanmış. Mutlu görünüyor. “Kahvaltıyı bahçeye hazırladım,” diyor. Saate bakıyorum. Epey uyumuşum. Tabakları taşımasına yardım ediyorum. Ön bahçe esiyor. Rüzgâr ağaçları dalgalandırıyor. Kuş yeni bir temsile başlamış. Gökyüzü açık, tek bulut yok. Bir uçak ardında iz bırakarak betonların arasında ilerliyor. O kadar yüksekte ki havada asılı kalmış görünüyor. Sürekli bakınca onunla hareket ediyormuş gibi hissediyorum. Kafamı biraz eğdiğimde Şehnaz’ın balkon kapısının açık olduğunu görüyorum. Veterinerden dönmüş olmalı. Kendini eve kapamasını istemiyorum. Sezar’ı merak ediyorum bir yandan. Kahvaltımız bitmeye yakın Şehnaz kucağında köpekle bahçeye iniyor. Yüzü hiç gülmüyor, bize bakmadan köpeği kucağından indiriyor. Karım, “Merhaba,” diyor. Şehnaz köpeğe bakıp, “İki gündür idrarını yapamıyor,” diyor. “Çok üzüldüm,” diyor karım. “Dokuz yıldır benimle. Birkaç yıl önce kalp rahatsızlığı çıktı. İki kat hızlı yaşlanıyor,” diyor Şehnaz. Köpeklerin yaş hesabını oldum olası yapamam. Matematik problemi gibi. Köpeğin şu yaşı insanda şuna karşılık geliyor. Eğer Sezar iki kat hızlı yaşlanıyorsa? Neyse. “Veteriner hastalığın dolaşım sistemini etkilediğini söyledi. Bir şekilde idrarını yapması lazım. Yoksa...” Karımla masadan kalkıp yanına gidiyoruz hemen. Teselli etmeye çalışıyoruz. İnsanlara ancak selam veren kadın gitmiş, yerini meraklı ve merhametli bir kadın almış. Şaşırıyorum. “Hemen kötüsünü düşünme. Sezar güçlü bir köpek,” diyor karım. “Öyle ama çok hasta,” deyip ağlamaya başlıyor Şehnaz. Gözlerim doluyor. Karıma bakıyorum. Gözünden bir yaş süzülüp yere damlıyor. “İyi olacak,” diyor. Sezar’a doğru eğiliyorum. Derin derin nefes alıyor. Tuhaf bir koku yayıyor etrafına, yaşlılığın kokusunu. Zorlandığı her halinden belli. Vücudunun düne göre büyüdüğünü görüyorum. Bir şekilde yardım etmeliyim Sezar’a, en azından onu anlamak için çaba göstermeliyim. Gergin yüz hatlarımı biraz olsun yumuşatıp daha da yaklaşıyorum. Konuşmak istiyorum ama tuhaf karşılanır şimdi. Ayağa kalkıp, “Ben de deneyebilir miyim, belki başarılı olurum,” diyorum. “Olur,” diyor Şehnaz. Karım kadına yaklaşırken köpeği onlardan yavaşça uzaklaştırıyor, ağacın altına götürüyorum. Etrafıma bakınıp sessizce, “Senden özür diliyorum, ne olur affet beni,” diyorum Sezar’a. Havlamadan kafasını sallıyor yalnız. Dünkü saldırgan köpekten eser yok. Suratına bakıyorum, gözlerinin içine. Sanırım affetti beni. Kucaklamak, sımsıkı sarılmak istiyorum. Havlamaması iyiye işaret. Kadınlar yanıma doğru geliyor. “Yapacak, göreceksin,” diyorum Şehnaz’a. Şehnaz bir şey demeden köpeği kucağına alıp binadan içeri giriyor. Karım, “Ölecek,” diyor. “Ne zaman,” diyorum. “Bir iki güne kalmaz. Şehnaz için büyük yıkım olacak.” “Çocuğu gibi, baksana, hatta ondan da ileri.” “Çocuğu gibi olamaz herhalde.” “Sanırım haklısın. Sen iyi misin, ilk kez böyle gördüm seni.” “İyi olacağım,” diyor karım. Başka bir şey demeden oturuyoruz. Rüzgâr ağaçları dalgalandırıyor gene. Gökyüzü yavaş yavaş bulutlanıyor. Uçağın bıraktığı iz bulutlara karışmış. Kuş temsilini bitirmiş, ağacın dalında soluklanıyor. Balkon kapısı hâlâ açık. Zihnimde Sezar. Karıma bakıyor, ne düşündüğünü merak ediyorum.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR