90'ların kült dizisi Twin Peaks 25 yıl aradan sonra üçüncü sezonuyla 2017'de tekrar izleyiciyle buluştu.
90’ları kasıp kavurmuş Mark Frost ve David Lynch’in efsanevi dizisi Twin Peaks’in üçüncü sezonu 25 yıl aradan sonra 2017’de yayınlandı. İçinde hâlâ daha tam cevaba ulaşılmamış birçok bulmaca ve gizem barındıran dizinin kendinden önce gelen filmlere ve dizilere yaptığı yoğun göndermeler izleyici kitlesi tarafından çeşitli platformlarda çokça tartışıldı. Benim bu yazıda odaklanmak istediğim nokta ise dizinin zaman zaman edebi eserlere yaptığı göndermeler. Tüm edebi göndermeleri sıralamak için hayatımı bu işe adamam gerekiyor, o nedenle beni mazur görün ki eksik listemle karşınızdayım. Birazdan okuyacağınız şeyler diziye dair “spoiler” içeriyor, ancak dizinin ikinci ve üçüncü sezonu arasındaki 25 yılda diziyi izlemediyseniz zaten çok da söyleyenecek bir şey yok.

16. Bölüm (ya da “Keyfi Kanun”) bizi Leland Palmer’in efsanevi ölüm sahnesine götürüyor. Aslan’ın Kükremesi kitabında Rod Meade Sperry bu sahnede Cooper’ın rahatlatıcı cümlelerinin izini Tibet’in Ölüler Kitabın’da buluyor. Cooper’ın (ve tabi ki Aşkın Meditasyon takipçisi David Lynch’in) bu kitaba hayran olduğunu çoktandır biliyoruz.
Cooper’ın ağzından:
Leland, senin için yolu arayacağın zaman geldi. Ruhun saf ışıkla yüz yüze gelmek üzere. Her yerin sadece boşluk olduğu ve bulutsuz gökyüzüne benzediği yerle çevresi ya da merkezi olmayan lekesiz ve çıplak zihnin karşı karşıya gelmek üzere. Bu karşılaşmayı tüm gerçekliğiyle deneyimlemek üzeresin. Leland, tam şu anda, kendini bil ve bu gerçekliğe uy. Işığa bak Leland. Işığı bul.
Tibet’in Ölüler Kitabı’ndaki ölen bir kişiye söylenen şu sözlerler karşılaştıralım:
Ey soylu doğan, yolu arayışın artık gerçelikte karşında. Nefesin son bulmak üzere. Guru olarak ben seni Saf Işıkla yüz yüze getirmek için hazırlıyorum. Bu karşılaşmayı Gerçeklikte Bardo halinde deneyimleyeceksin. Her yerin sadece boşluk olduğu ve bulutsuz gökyüzüne benzediği yerle çevresi ya da merkezi olmayan lekesiz ve çıplak zihnin karşı karşıya gelmek üzere. Tam şu anda, kendini bil ve bu gerçekliğe uy.

Cooper Lucy’i de Tibet’e alıştırmış.

18. bölüm’de (ya da “Makeli Balo”) depresyondaki Ben Horne projeksiyonla duvara yansıttığı eski aile videolarını izlerken bir yandan gülüp diğer yandan ağlıyor ve Richard III’ten alıntı yapıyor: “ Havası kasvet kokan kışımız York dükünün oğlunun geliş anıyla adeta yerini şen bir yaz havasına bıraktı.” Return to Twin Peaks: New Approaches to Materiality, Theory, and Genre on Television kitabındaki “The Owls Are Not What They Seem” makalesinde Sherryl Vint bu sahneyi şöyle yorumluyor:
Ondan nefret eden dünyada mutsuzluğuyla başbaşa kalmış ve sevilemez biri olduğunu kabul etmiş Richard monologunda “kötü kahraman olduğunu ispat” edeceğini duyuruyor. Ben Horne dizide bu monologun sadece ilk satırını okuyor, ancak bu söylediği andaki niyeti çok belirsiz: “kış”, otelin varlığıyla huzursuz olan ağaçların üzerinde esen hava mı, yoksa eskiyi hatırlayan Ben Horne’un karakterinin “kış”tan “yaz”a dönüşümü mü?
Ben Horne dizide Shakespeare alıntılarını en çok duyduğumuz karakter. “Zen, ya da Katil Yakalama Yeteneği” bölümünde 18. Sonnet’ye gönderme yaparak, Blackie’ye sesleniyor.

Başka bir bölümde Ben One Eyed Jack’s e gelen yeni bir kadını Shakespeare’in The Tempest’ından alıntıladığı şu sözlerle kandırmaya çalışıyor: “İşte bu hayallerin yapıldığı şey…” Tabi Ben bu kadının kendi kızı Audrey olduğunu bilmiyor. Unutmadan, Audrey One Eyed Jacks’te çalışmaya geldiği zaman Hester Prynne sahte ismini kullanıyor. Hatırlarsanız bu isim Nathaniel Hawthorne’un The Scarlet Letter’ının baş kahramının ismiyle aynı.

Tabii dizide Shakespeare’i kullanan tek isim Ben Horne değil. Dick Tremayne Lana Milford’u gördüğü “Kara Dul” bölümünde Romeo ve Juliet’ten şu alıntıyı yapıyor: “Meşalelere daha parlak yanmayı öğretir.”
Aynı bölümde Pete Martell Catherine’le kadeh tokuştururken Yeats’e şöyle gönderme yapıyor: “Şarap ağza, aşk göze gelir; kadehimi dudaklarıma götürüken sana bakarım ve iç çekerim…” (“A Drinking Song”tan). Sonrasında Earle de Black Lodge’tan kurtulmaya çalışırken Yeats’ten şunları okuyor: “Jüpiter ve Satürn karşılaşır, bu nasıl bir mumya buğdayıdır!"

Çok yakın zaman önce bir reddit kullanıcısı Mark Frost’a Windom Earle ve Leo Johnson arasındaki köle-efendi ilişkisinin Samuel Beckett’in Endgame’iyle (Hamm Clov’u kölesi olarak tutuyor) bir bağlantısı olup olmadığını sordu. Frost’un bu soruya cevabı “Sen Beckett referansını yakalayan ilk kişisin,” oldu.

Windom Earle’den bahsetmişken, ikinci sezonun sonunda doğru Windom Leo’ya Percy Shelley’nin Love’s Philosophy'sinin ikinci mısrasını yazdırıyor ve sonra da kağıdı yırtıyor. Üç parçaya ayrılan kağıdın her parçası ayrı ayrı Audrey, Donna ve Shelly’e gönderiliyor.

Kısaltarak çeviren: Alper Güngör
Kaynak: Lithub






