Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

18 Ağustos 2021

Felsefe

Üretimi Arzulamaktan Arzu Üretimine: Frédéric Lordon ve Anti-Oedipus

Jason Read

Paylaş

2

0


Frédéric Lordon, kendimize biçtiğimiz arzu bölgelerinin nasıl oluştuğunu gösterirken Deleuze ve Guattari kendimize biçtiğimiz küçük zevkleri çekilebilir kılan fantezilerin arzu tarafından tanımlandığı ufku anlatıyor.

Frédéric Lordon'un Capitalisme, Désir, et Servitude (Kapitalizm, Arzu ve Kölelik) kitabını dersimde öğretmek için tekrar okuduğumda kitapta Deleuze ve Guattari'nin Anti-Oedipus'uyla kesişen pek çok faydalı nokta olduğunu fark ettim. Ancak iki kitabın kesiştiği bu noktalara bir ilham meselesi demek yanlış olur. Lordon, Deleuze'ün Spinoza yorumundansa yeni sayılabilecek Spinozacılardan Bove ve Sévérac'tan daha fazla etkileniyor (hatta Sévérac'ın Deleuze eleştrisine de katılıyor). Kaldı ki iki kitabın referans noktaları bile aynı değil. Her ne kadar Anti-Oedipus'un başında Deleuze ve Guattari Spinoza'dan alıntı yapsa da kitabın Spinozacı olduğunu pek söyleyemeyiz. Ancak iki kitabın ortak paydası "arzu yönetimi"ni sorunsallaştırması. Buna ek olarak Lordon'un kitabı, Deleuze ve Guattari'nin kitabını gölgeleyen 68 okuması ("ne çılgın kitap ama!") ya da daha güncel ivmelendirmecilik* yorumlarının yakalayamadığı meseleleri gün yüzüne çıkarıyor. 

Lordon, "Kapitalizm, bir çeşit arzu yönetimi olarak ele alınmalı" diye yazarken, aslında Deleuze ve Guattari'yi harfi harfiyen takip ediyor ve şu sözlerle onlara daha da yaklaşıyor: "...toplumsal yapılar, arzuların ve duyguların (affect) konfigürasyonu olarak ifade buluyor ve bu nedenle kendilerine ait bir imgesel düzenleri var." Deleuze ve Guattari, bu noktayı kısa, öz ama bir o kadar da şifreli bir şekilde, "arzu altyapının parçasıdır" diyerek ortaya koyuyordu. Her iki durumda da toplumsal yapı, belli bir üretim biçimiyle, belli bir arzu üretimi olarak anlaşılmalı. Arzu üretimini tam anlamıyla kavrayabilmek için üretimin (production) her iki anlamını da yakalamak çok önemli. Süreç olarak üretim (üretken araçlar; productive kısım) ve üretilen ürün (product). Üretimin bu iki ayrı anlamı, aynı sırayla, arzunun düzenlenmesine ve etki olarak arzunun ortaya çıkışına denk düşüyor. 

Lordon, kapitalist arzu yönetimini ücretli emek ilişkisine (wage relation) bağlıyor. İlksel birikimle (primitive accumulation) beraber ücretli çalışmanın dayatılmasıyla bireyin varoluş çabası iş (work) bulma çabasıyla eş anlama gelmeye başlıyor. Kapitalist arzunun başlangıcı da tam olarak bu dayatma. Çalışmanın aldığı sonraki biçimler, tüketimci Fordist uzlaşmadan neoliberal "kendini gerçekleştirme" ideallerine kadar hepsi, ücretli emek ilişkisinin dönüşümleri. Dönüşen bu temel ilişki, her seferinde arzuyu da dönüştürürerek bizlere isteyeceğimiz şeyleri işaret ediyor: daha iyi bir ücret, tüketim ürünleri, kendini gerçekleştirme. Dahası, nasıl isteyeceğimizi de gösteriyor: ya kendimizi makinenin büyük bir parçasına teslim edeceğiz ya da kendi sermayemizi ve ilişki ağımızı büyüteceğiz. 

Buna karşı olarak Deleuze ve Guattari, arzunun geçirdiği dönüşümü çalışma şekline göre değil, toplumsal yeniden üretimin (social reproduction) ve temsilin (representation) kesişim noktalarına bağlıyor. Kapitalist arzunun temelinde kişinin kendi varlığını sürdürme çabası ve bu çabanın ücret ilişkisinden geçme zorunluluğu yok. Daha çok, ailevi yeniden üretimin toplumsal yeniden üretimden yalıtıldığı görüşündeler. Bunu kapitalizmde arzunun top yekûn özelleştirilmesi anlamına gelişiyle açıklıyorlar. "Kişi, soyut nicelliklerden pay aldıkça ve aynı miktarda somutlaştıkça, gerçeklikte 'özelleşiyor'. Artık kayda geçen şeyler bu soyut nicellikler, kişilerin kendileri değil: ya sermayen kadarsın ya da çalışma kapasitensin, gerisi önemsiz." Toplumsal üretimin dönüşmesi demek, artık arzularımızı baskın bir anlatıya göre kurmak zorunda olmamamız, kendi benliğimizi geliştirebilmemiz ve "özel" (private) olabilmemiz demek. Toplumsal yeniden üretimin soyutlanması (abstraction), özel yaşamın, yani arzunun özelleştirilmesi için gerekli bir koşul.  

Bir başka noktada ise Lordon, Deleuze ve Guattari'nin ailevi yorumlamalara karşıtlığına ve Freud karşıtlığına katılıyor, yani arzuyu anlamamızda aileye öncelik veren herhangi bir anlayışı reddediyor. Aile, arzuyu kuran ve belirleyen karşılaşmaların yaşandığı birçok kurumdan yalnızca biri. Lordon'a göre ailenin arzuyu belirlemede tek önceliği kronolojik.

Lordon'un kitabının başlığı Spinoza'nın temel sorusuna işaret ediyor: Kitleler neden köle olmak (ya da çalışmaya devam etmek) için sanki tek kurtuluş yolları buymuş gibi mücadele eder? İnsanlar neden köle olmayı arzular?

Spinoza'nın bu sorusuna mikro-düzeyde cevap veren Lordon, bizi mutlu eden şeyleri onaylama çabamızın ücretli emek ilişkisinde bize arta kalan zevkler peşinde koşmamıza sebep olduğunu aktarıyor. "... terk edilmişlikle karşılaşmanın vereceği acı çok daha fazla olduğu için özne, 'kendi eyleme gücünü arttırıcı veya destekleyici şeyleri hayal etmeye' çabalıyor. Böylece özne, terk edilmişlik korkusunu defederken efendi-arzuyla aynı doğrultuda ancak ondan farklı, kendisine ait bir arzuyu yeniden yaratıyor. Tekrar somutlaşan ve arzu edilirlikle donatılan özne, keyifli yaşamı işaret eden meta-arzunun gölgesinde de olsa, soyut emeğinin bir kısmını asgari miktarda tekrar ele geçiriyor. Çalışanlar bu şekilde, maddi gereklilik olmasaydı asla ilgi çekici bulmayacakları işlerden tatmin olabiliyor ve işini isteyerek yapabiliyor."

Lordon'dan farklı olarak Deleuze ve Guattari, para fikrinin etkileri üzerine, para ve sermayenin özne oluşumuyla ilişkisine odaklanıyor. Ücretli çalışan ve sermayedar arasındaki uçurumu yaratan şey bir nesne ve sembol olarak para. Paranın etkilerinden ilki, arzuyu kapitalizmin içine yedirmesi. Para, kapitalist sistem içinde hepimizin eşit şartlarda varolduğu ilüzyonunu destekliyor. Sizin ve benim kazandığımız dolarlar zenginlerin yatırım yaptığı milyarlarla aynı dolarlar. Sanki cüzdanımızda taşıdığımız dolarla sermaye olarak kullanılan para aynı maddeden yapılma. Yani zengin ve fakir, sömüren ve sömürülen arasında ırk, asillik veya özde bir ayrım yok, aradaki fark tamamen saf nicellikten oluşan bir fark. Bu da demek ki, kişinin sadece birkaç doları daha olsa çizgiyi geçebilir, yatırım yapabilir ve zengin olabilir. Kapitalizmde "en dezavantajlı varlığın arzusu, herhangi bir iktisadi anlayışı görmezden gelerek veya bilmeden, yatırımını varını yoğunu ortaya koyarak yapacaktır." Ancak kapitalizm zenginliği yaymaz, yaydığı tek şey hepimizin zengin olabileceği fikridir.

Deleuze ve Guattari'nin para ve özne oluşumu üzerine ortaya attıklarıyla Lordon'un fikirlerini birbirini tamamlayıcı olarak ele alabiliriz. Lordon, kendimize biçtiğimiz arzu bölgelerinin nasıl oluştuğunu gösterirken Deleuze ve Guattari kendimize biçtiğimiz küçük zevkleri çekilebilir kılan fantezilerin arzu tarafından tanımlandığı ufku anlatıyor. O zaman şöyle diyebiliriz: Lordon arzu bölgelerinin haritasını çıkarırken Deleuze ve Guattari haritanın işlerlik kazandığı yertsizyurtsuzlaştırmaya (deterritorialization) odaklanıyor. Ya da Lordon'un da dediği gibi tüm mesele sembolik şiddetin iki yüzünden ibaret, "Çifte imgesellik içeren sembolik şiddet, bir yanda hükmedilen için yeterli görülen küçük zevklerin yarattığı içsel doygunluk imgesi üretirken, diğer yanda daha fazlasını istemeyeceklerini sağlama alan güçsüzlük imgesi yayar." 

Çeviren: Alper Güngör
Görseller: Fernando Vicente
(Orijinal yazı için Güney Maine Üniversitesi'nde Felsefe Bölümü öğretim üyesi olan Prof. Jason Read'in kendi blogu: unemployednegativity)

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sosyal Medya Nasıl Tasarlandığına Bağl..Lisa Schirch
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adalet Çavdar

4 Şubat 2025

Herkes Vedalaşmak İster

Bu romanda ruhlar ve insanlar, anlam arayışı içinde geçmişleriyle hesaplaşıyor. İlk kaybımı yaşadıktan sonra, yasla nasıl başa çıkacağımı bilemez bir halde hem kendi sınırlarımı hem de yakınlarımı fazlasıyla zorladım. Bu süreç birkaç ay değil, birkaç yıl sürdü. Ta ki profesyon..

Devamı..

Ufak Bir Kasaba, Küçük Bir Kız: Lema

Caner Almaz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024