Gecenin bungun sıcağı yerini yavaş yavaş sabah serinliğine bırakmaya başladı. Şehirde insanların ancak uykuya dalmaya başladığı bu saatler köy yerinde iş vakti anlamına gelir. Ekmek toprakta, toprağa iyi bakmak gerek. Yılda üç ya da dört defa ürün verir ova. Kıvrıla kıvrıla akan Menderes’ ten çevrilen arklarla sulanır ova toprakları. Tarlalar köyden uzakta.
Olsun, gider geliriz evden tarlaya. Bağ evinde kalmaya lüzum yok ki. Bir de dinlese Mustafa.
Yaz oldu mu köyden bağlara göçülür yolda gidip gelme olmasın diye. Yol, zaman kaybı demek, yorgunluk demek. Güneş insanın tepesine geçer o yolda. Bağ evleri derme çatma, tekinsiz. Etrafta börtü böcek, yılan, kuyruklu akrep... Uzak tutmak gerek, mücadele gerek.
Kendimden değil ki korkum, daha geçen yaz Iraz’ ın kardeşini soktu kuyruklu.
Urgan gibi saçları sarı yazmanın altından beline kadar uzanan Gülsüm iki büklüm çapaladığı domates fidanlarının dibindeki yabani otları dizlerinin üstüne çökerek temizledi. Sabahın erken saatlerinde kalkılır buralarda, sıcak başlamadan işi yarılamak lazım gelir. Sıcakta yılanı var, kuyruklu akrebi var.
En son ne zaman etrafa kükürt serptim yılan gelmesin diye.
Sabahın karanlığında salıncaktaki Fatma’yı emzirdi. Daha altı aylık Fatma. Gülsüm’ün üçüncü bebesi, Ak Fatma’m, diye sever annesi mermer beyazlığındaki ela gözlü kızı. Önce domates çapası, ardından biberler, patlıcanlar… Aklında bebeler... Bu yaz bitiminde yandaki tarla da alınır, dedi Mustafa. Mustafa yanık tenli, güçlü kuvvetli, akıllı. Kafası hesap işlerine de çalışır.
Sabahın altısından bu yana vur ha vur dövdükleri toprağı geçen yaz aldılar. Taşlı tarlayı bayındır bağ haline getirmek için az mı uğraştılar? Üç tane çocuk büyüyecek kolay mı? Vur Gülsüm çapayı otlara, toprağa. Sen toprağa bak ki o da doyursun çocukları, ürün bereketli olsun ki alabilsinler yandaki tarlayı. Elleri nasır tutmuş, topukları çatlak Gülsüm’ün. Gülsüm hırslı. Aklında bebeler, elinde söktüğü otlar… Saçları urgan gibi Gülsüm’ün. Hayati beş yaşında, Emine üç, Fatma salıncakta; ağzı süt kokulu ak Fatma.
Bebeler uyanmadan işi yarılamalı.
Emine yanında, Hayati ile Fatma aklında Gülsüm’ün. Mustafa çapalanan otları çuvallara dolduracak, tarlanın kenarına atıp gelecek. Cırcır böcekleri günün sıcak geçeceğinin muştucusu. Otlar sararmış, sararmış otların hışırtısı ekleniyor böcek seslerine. Yağmurdan eser yok kaç gündür. İyi sulamak lazım fideleri. Bahçenin önündeki arktan suyu çevirecek Mustafa. Tarlaya giren su, fidan arıklarının içine salınacak sırayla. Bahara girerken iki büklüm kazdıkları bu arıklara emanet yiyecekleri, satacakları. Domatesler kızaracak, biberler yeşillenecek yavaş yavaş. Doğan her gün birbirine benzeyecek domatesler, biberler, patlıcanlar arasında. Bu sene kazandıklarıyla yandaki tarlayı alacak Mustafa.
Sahi en son ne zaman kükürt döktük evin etrafına? Yılan süte gelir, kükürt sevmez. Çocuklardan da hiç ses çıkmadı.
Güneş tepeye yaklaşıyor ağır ağır, sarı sıcak. Vakit epey geçmiş olmalıydı ve yabani otların kopuşunun sesi çapanın metalik sesine karışıyor.
Gökyüzü bulutsuz, sıcak bunaltıcı, Gülsüm hırslı. Gülsüm’ün gözü Mustafa’da, aklı yeni alınacak tarlada, kulağı evdeki yavrularda. Sahi en son ne zaman kükürt atmışlardı etrafa?
Hayati daha beş yaşında. Bal oğul. Bakmalara doyamadıkları can oğul, yaşı küçük omzundaki yük ağır. Kardeşleri ona emanet, annesinin ihtiyarlığı da elbet. Kulağına çapa sesleri geldi derinden, haylaz gözleri tavanda. Karşısında Fatma’nın salıncağı. Fatma çok küçük daha, ağzı süt kokulu. Birden salıncağın urganına dolanmış yılanı gördü Hayati. Yılan parlak, yılan acımasız. Üstündeki ince örtüyü başından yukarı çekti Hayati. Bu bir rüyaydı belki. Uyursa giderdi yılan, uyudu oğlan. Ne kadar uyuduğunu bilemedi, gözlerini açtığında örtüyü kaldırdı yüzünden. Yılanla çocuk göz göze. Parlak, tehditkâr, acımasız yılan. Çocuk korktu yılandan ama Fatma çok küçük, bebek daha ela gözlü ak Fatma. Ağzında süt kokusu. Hayati korkuyla kalktı, koşmalıydı, haber vermeliydi; yılan salıncak urganında. Koştu ve bağırdı avazı çıkana kadar. Mustafa koştu elsiz, ayaksız; Gülsüm hem bağırdı hem koştu.
Fatma ela gözlü, bembeyaz tenliydi. Salıncakta yılan tehditkâr ve parlak, simsiyah. Mustafa elindeki kürekle vurdu yılana, yılan düşerken iki parça.
Fatma salıncakta mosmor, ağzında süt kokusuyla.






