Masanın başından gelen gürültüyü duymamak için kulaklarını kapatıyor Feza. Her an aynı sesi işitmekten gına gelmiş, sesler mikrofondan öğretmenine ulaşmasın diye çırpınıp duruyor.
"Sesimi duyan var mı?”
Babası sesini yükselttikçe ses çınlıyor, tüm duvarlar aynı sesi söndürene değin tekrarlıyor.
"Çocuklar, sesim geliyor mu?"
Yerinden kalkamıyor. Kameraların kapatılmasını yasaklamıştı öğretmeni. Ekranında karanlık bir yama görür görmez:
"Kim o? Kim kapattı kamerasını? Çocuklar kaç kere söyledim. Kameralar, mikrofonlar kapatılmayacak diye. Kimse o, hemen dersin başına dönsün. Yemek mi yiyorsun Batuhan? Ders kurallarını neden tekrar ettiriyorsunuz oğlum? Evet, nerede kalmıştık? Bak yine dikkatimi dağıttınız?"
Betül öğretmenin kafası bilgisayardan çıkıp masadaki dağınıklığı inceliyor bir süre, gözlükleri burnunun üzerine düşmüş, uzun siyah saçlarını kalemle toplayıp topuz yapmış. Defterin üzerine çizdiği karakalem resmine uzun uzun baktıktan sonra sol kaşını kaldırıp ekrandaki yerine dönüyor. Utanıyor Feza. Duvarlar bin göz olmuş, kendini gözetliyorlar gibi titreyiveriyor istemsizce. Ya birileri yatağın üzerindeki çorap yığınını görürse! Ekranın yönünü biraz daha yukarı kaldırıyor. Ekranı kaldırdıkça boynu da uzuyor. Ekran apartman komşusu gibi üst üste dizili kırmızı gözlü çocuklarla dolu.
"Evet, ne diyorduk? Dünya'nın kendi etrafındaki dolanma hareketi saat yönünde, güneş etrafındaki dönme hareketi…"
"Çocuklar sesim geliyor mu? Mikrofonlarınızı açıyorum, kapatmayın lütfen. Başlamak için bir iki dakika daha bekliyorum. Diğer arkadaşlarımızın da derse girmesini bekliyoruz."
"Dolanma hareketleriyle dönme hareketlerini birbirine karıştırmayalım. Ayrıca biri saat yönünde, diğeri saat yönünün tersinde gerçekleşir. Çocuklar sistem bizi atmadan önce sorusu olan var mı?”
“Öğretmenim dolanma hangisi mevsimleri oluş…”
“Kızım sesin kesik kesik geliyor. Sorunu unutma bir sonraki derste…."
Seslerin kesilmesiyle duvarlardan dalga dalga bir çınlama akıyor.
Üst kattan gelen dikiş makinesinin tıkırtılarına yan komşusu Mücella teyzenin açık kalan buzdolabının biplemesi ekleniyor.
Annesi, "Kızım dersin bittiyse bilgisayarı getir, benim dersim başlamak üzere," diye seslenince dalgınlığından sıyrılıp kendine geliyor. Kızaran gözleri için doktora gideceklerdi...
"Anne yarım saat sonra Türkçe dersimiz başlayacak!"
"Tamam annecim ben yarım saat yapayım, olmazsa sen beş dakika geç girersin."
"Yahu çocuklar siz susunca kendi kendime konuştuğumu düşünmeye başlıyorum. Bir dersi… Efendim? Duyamadım. Tekrarlayabilir misin? Hah. Şimdi tam oldu. Dersten atıldık iyi mi!"
Babası öfkeyle masaya vurunca üzerine yığdığı kitaplar, renkli kalemler, bakır kasedeki çiçekler, pencereden gelen ışık, bisiklet sesi, aklında olup bitenler dağılıveriyor.
Sandalyeden fırlayıp kitaplıktan düşen kitaba koşturuyor. Edip Cansever... En sevdiği şairlerdenmiş. Tüm kitaplar sırt sırta vermiş biri diğerinden destek alıyor. Babası bu kitabın yeri ayrı diyerek alıp masanın üzerinde, bilgisayarın yanına koyuyor.
Abisi kulaklığı kafasından çıkarmadan gün boyu oturuyor. Dersi mi dinliyor, masa altından kız arkadaşıyla mı yazışıyor, belli değil.
Kızaran gözlerini yakan ateşi söndürmek için lavaboya gidince musluktan akan kireçli sudan geliyor bu kez sesler. Karın ağrısını andırıyor.
"Sesimi duyuyor musunuz?"
Aşağı dershanenin öğrencileri teneffüse çıkmış, bir ikisi Sümbül Market'in sattığı tek dallardan yakıp maskeli ağızlarıyla duman üfürüyorlar. Feza, birinin uzaklara el edip bir çocuğu işaret ettiğini görüyor.
Kızaran gözlerini bilgisayar kamerası gibi kısan Feza, uzaklara odaklanıp çocuğu seçmeye çalışıyor. Büyük çöpün yanına atılan karton kutuları kucaklayıp el arabasına doğru gelen çocuğu hareketlerinin hızından tanıyıveriyor. Önceki evlerinde kapıcılık yapan Hacı amcanın oğlu, Ayhan! Uzaktan duyabilecekmiş gibi sesleniyor Ayhan'a:
"Ayhan! Uzaktan eğitime katılmıyor musun?"
"..."
"Neden?"
"..."
Ayhan, gözleri yaşlı, bir süre uzak uzak bakıyor Feza'ya. Az sonra aynı hızla uzaklaşarak omuzlarına gömdüğü uzun boynunu teleskop gibi uzatıp yan sitenin çöpüne doğru ilerliyor.
Feza, bir süre daha Ayhan’ın hareketlerini vücudunun uzayıp kısalmasını, gölgelerden geçerken kararan rengini izliyor. Neden sonra ders saatini geçirmenin telaşıyla annesinin yanına koşturup bilgisayara atılıyor.
"Öğretmenin mesaj yazdı annecim. İnterneti kesilmiş, akşam telafi edecekmiş," diyor annesi.
"Ama anne, akşam çizgi film izleyecektim!.."
"Evet, çocuklar. Sesim geliyor galiba. Hah! Şimdi oldu. Nerede kalmıştık? Endoplazmik retikulumun üzerinde bulunan ribozomlar, granüllü bir görünüm sağladığı için..."
Kapının gümbürdemesiyle bütün sesler bıçak gibi kesiliyor. Zili yokmuş gibi… Biri bütün organları el olmuş kapıyı hırsla yumrukluyor.
Ayten telaşla koşturup açıyor kapıyı. Bütün resmiyeti ve gururuyla kapıda dikilmekte olan Murtaza kılıklı polisi görünce şaşırıyor. Boğazında olmaya gıcığı temizlemek için derin derin öksürüyor. Tozlu bir sesle konuşuyor sonra:
“Buyurun!”
“Edip hoca evde mi?”
“Derste şu anda, konu neydi?”
“Bizimle karakola kadar gelecek. Hakkında ihbar var. Ayrıca az önce masaya vurduğunda dağılan düşüncelerini Uzaktan Eğitim Masası’ndaki arkadaşlar toplamış. Varsa birkaç parça kıyafet de hazırlayın Ayten hocam. Ne olur ne olmaz…”
“Çocuklar, süre uyarısı geldi. Dersimiz bitmek üzere. Konuyla ilgili çalışmalarınızı gruplarınıza göndereceğim. Orayı takip etmeyi ihmal etmeyin. Duydunuz mu çocuklar? Sesim…”






