“Söylenebilir ne varsa, açıkça söylenebilir; üzerine konuşulamayan konusunda da susmalı.” Ludwig Wittgenstein
Pierre Hadot, Wittgenstein ve Dilin Sınırları’nın anlamı üzerine söz alırken tabii ki hayatının on küsur yılında felsefi bir sessizliğe bürünen Wittgenstein’dan el alarak yapıyor bunu. Dil üzerine, mantık üzerine, günlük hayatımızdaki yaşam edimlerimiz üzerine Wittgenstein’ın dile getirdikleri gizemli bir felsefecinin “suskun bilgelikleri”. Evet, böyle başlanılabilir kitap üzerine yazacağım bu inceleme metnine zira, Doğu Batı Yayınları tarafından yayınlanan Wittgenstein ve Dilin Sınırları kitabı arı bir söylem olarak anlaşılan bir felsefe ile suskun bir yaşam tarzı olacak bir bilgeliği karşı karşıya koymamak gerektiğini düşünmek eğiliminde, tam da Wittgenstein’ın isteyebileceği gibi.
Pierre Hadot, Wittgenstein’ın 1918’de Viyana’da henüz 29 yaşındayken yazdığı çağdaş felsefe hareketinin gidişatını değiştiren Tractatus Logico – Philosophicus kitabını odağa yerleştirerek Wittgenstein ve Dilin Sınırları kitabını yazmaya başlar. Bir Fransız filozof olan Pierre Hadot antik çağ felsefesi ve özellikle de Neoplatonizm konusunda uzmanlaşmış bir felsefe tarihçisiydi. Ta ki E.Wasmuth’un (1952) ve R. Freundlich’in (1953) Wittgenstein’da mantık ve gizem üzerine yazdıkları incelemeleri okuyup o zamana kadar kendisine tamamıyla yabancı olan Wittgenstein’ı tanıyana kadar. Bu tanışma Wittgenstein’ın Fransa’da daha fazla kişi tarafından tanınmasını sağlayacak, mantık ve gizem çerçevesinde dil konusunu ele alan Wittgenstein’ın felsefi düşünceleri Pierre Hadot sayesinde yepyeni açılımlar kazanacaktır. Çünkü Pierre Hadot, Wittgenstein’ı salt felsefi bir içerik, salt bir filozof sıfatıyla ele almayacak, onu tüm gündelik yaşamıyla değerlendirerek anlamaya çalışacaktır. Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Cambridge Üniversitesi’nde Bertrand Russell’ın öğrencisi olan Wittgenstein üniversiteden ayrılarak Rusya ve İtalya sınırında savaşmaya başlayacak, esir düşecek, Cambridge’de yazmaya başladığı Tractatus Logico – Philosophicus el yazmalarına devam edecek, bu arada Tolstoy’un Evangiles yorumlarını okuyacak, mistisizme açılacak ve büyük bir değişime uğrayacaktır. Ludwig Wittgenstein, antik çağ felsefesi üzerine uzmanlaşmış Pierre Hadot’un mistisizm, mantık, gizem ve dil dostudur artık.
Wittgenstein Ölçeğinde Dilin Kullanımı
Dünya yalnızca dil ile kesişir. Birini diğerinden koparamayız. Önemli olan böyle bir yapıda dili organik bir unsur olarak nasıl kullandığımız ve nasıl anlamlandırdığımız olacaktır ki Pierre Hadot, konunun bütününe buradan bakmaya başlayarak Wittgenstein’ın dil ile ilgili geliştirdiği tezlere karşılık şu çok şaşıracağımız cümleyi kurar kitabın henüz ilk çeyreğini okuduğumuz esnâda. “Daha kesin olarak söylersek, bizi düşündürmesi gereken şey onun kendi yöntemine sadakatsizliğidir.” Wittgenstein söz konusu olduğunda hiç şaşırmıyoruz öyle değil mi? Çünkü onun dili yalnızca dışarıya değil kendisine de çok keskin. Fakat bu cümleden önce yazılmış bir paragraf var, onu da alıntılamak gerekiyor elbet: “Wittgenstein, dili, felsefenin temel oluşu olarak ortaya koyduğu ve böylece dilin kendi kendisine sınır olduğunu (dil, dil olarak ifade edilemez) kabul ettiği içindir ki felsefenin ve kendi incelemesinin anlamı olmayan önermelerden oluştuğunu beyan etmekte duraksamaz. İşte bu Wittgenstein’ın konumunun en zor, ama en ilginç noktasıdır.”
Sadakâtsiz, Wittgenstein felsefesinin kelime anlamı. Yalnızca felsefe söz konusu olduğunda seveceğimiz bir kelime, yalnızca dilin unsurları, yaratıcılığı düşünüldüğünde kabul görecek bir tanım. Bir tür “ben” unsuru. Ya da bir tür solipsizm; yani tekbencilik. “Dünyanın benim dünyam olması, kendini dilin (bir tek benim anladığım dilin) sınırlarının benim dünyamın sınırlarını imlemesinde gösterir.” Tüm bunlar ölçeğinde Pierre Hadot, Wittgenstein’ın uygulamasına göre dilin mümkün dört kullanımına işaret ediyor. Temsili ya da “anlamlı” (sağduyulu, usa yatkın) diye adlandırılabilecek kullanım; totolojik ya da analitik veyahut da bir anlam içeriğinden yoksun olarak adlandırılabilecek kullanım; yalancı önermeler doğuran anlamlı olmayan olarak adlandırılan kullanım ve gösterme/haber kipinde denilebilecek kullanım. Doğru önermelerin aynı zamanda ifade edilemeyen bir şeyi gösterdikleri olgusundan dolayı dil üzerine Wittgenstein tarafından yapılan dördüncü önerme en meşru olanı Pierre Hadot’a göre. Dünyaya ait olmayan özne (kişi, ben ve dil) dünyanın sınırıdır çünkü ve altı bölümden oluşan Wittgenstein ve Dilin Sınırları asıl olarak şimdiye kadar yapmış olduğum bu girizgâhtan sonra başlar. Wittgenstein ve dil adına henüz başlangıcı oluşturmaktadır tüm yazılanlar, evet.
Dil, Mantık, Felsefe ve Edebiyat Unsurları
Düşünce, diyor Pierre Hadot, -ya da onu dile getiren önerme- olguların mantıksal imgesidir. Çünkü temsil ettiği olgular ile bir yapı benzerliğine sahiptir ve olgunun kendisi nesnelerarası bir ilişki yapısına sahiptir. Wittgenstein’ın Tractatus metni baştan sona Pierre Hadot’a eşlik ediyor çünkü dilin, mantığın, gizemin ve kitapta ilerledikçe edebiyatın Wittgenstein felsefi düşüncesinde kurulan yapısı tüm ayrıntılarıyla masaya yatırılıyor. Fakat tabii Wittgenstein’ın ikinci büyük yapıtı Philosophische Untersuchungen (Felsefi Soruşturmalar) kitabı da derin bir evrimi belirtmesi ve ilk kitabı Tractatus’un yanlışlarını düzeltmesi açısından önemli bir yerde durur. Tractatus ve Felsefi Soruşturmalar didaktik eserler değildir, diyen Hadot, kitapların keşfettirdiği şey, doğru önermeler değildir ama belli tutumlardır demekten geri durmaz.
“Hakiki keşif, istediğim zaman felsefe yapmayı bırakabilmemi sağlayan keşiftir.”
Ezcümle, Wittgenstein’ın Tractatus Logico – Philosophicus’unda felsefenin soruları ve önermeleri anlamsız olarak görülüyordu, diyor Pierre Hadot ve buna karşılık yine Tractatus’ta kimileri mantığın doğruluk tablolarını düşünür kimileri ise edebiyatın güzel cümlelerini demekten imtina etmiyor. Dünya, düşünce, dil, mantık ve yeniden dünya, bunlar diyor Pierre Hadot, Tractatus’un odak kelimeleriydi ve sonuç olarak Wittgenstein’ı edebiyatın benzersiz dünyasıyla buluşturdu.
Mantık, gizem, dil, edebiyat, konuları ve kavramları üzerine dünya felsefisini yapı taşı sayılan Wittgenstein odağında, Pierre Hadot yol göstericiliğiyle biz okuyuculara ayrıntılı, nitelikli çevirisiyle bu derece değerli bir kaynak kitap ile tanıştıran Murat Erşen’e teşekkür etmek isterim. Doğu Batı Yayınları’nın kültür dünyamıza kazandırdığı niteliği tartışılmaz kitapları okuyun lütfen.






