Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Ağustos 2023

Edebiyat

Woolf’tan Hemingway’e Entelektüeller ve Kişisel Gelişim Kitapları

Beth Blum

Paylaş

1

0


Kültür savaşları Baudelaire, Flaubert ve Woolf gibi kanonik figürlerin zaferiyle sonuçlanmış olabilir ama yine de kişisel gelişim dünyasında yaşıyoruz.

Nasıl yapılır yazarlarını öteki yazarlarla mukayese etmek, memelilerle kurbağaları mukayese etmeye benzer: onlar doğmaz, bir anda yumurtadan çıkar. Gerçek yazarlar yaratırken onlar çoğaltır.” New Yorker’ın önemli gazetecilerinden Dwight Macdonald, 1954 yılında sarfettiği bu alaycı sözlerle hem kişisel gelişim kitapları hakkındaki endişelerini dile getirmiş hem de edebiyat yazarlarıyla kişisel gelişim yazarları arasında herhangi bir ortak noktanın bulunmadığı yönündeki yaygın görüşün sözcüsü olmuştu. Ne var ki, Macdonald gibi isimlerin bizleri inandırmaya çalıştığının aksine, kişisel gelişim yazınının saygın edebiyat eserleri üzerindeki etkisi çok daha derinlikli.

Fransız sembolist şair Charles Baudelaire’i “Nasıl Çabuk Zengin Olunur” türevinden kitapları kurcalarken ya da geç Viktorya Dönemi’nin estetikçilerinden Gustave Flaubert’i “Kendin Yap” kitaplarından birine notlar alırken hayal etmek anakronik görünebilir. Ya da uhrevi modernist Virginia Woolf’un, Arnold Bennett’in  How to Live on 24 Hours a Day isimli kitabından etkilenip karşılığında yanıt olarak Mrs. Dalloway’i ve Yıllar’ı yazdığını düşünmek. Bütün bunların bizde hayret uyandırmasının sebebi, çoğu akademisyenin – özellikle de edebiyat alanındakilerin – kişisel gelişim yazınını çok uzun süre görmezden gelmiş olmaları. Öyle ki, ne kişisel gelişim türünün köklü geçmişini fark edebildiler ne de saygın yazarlar üzerinde yarattığı etkiyi. Oysa bu saygın yazarlar bir yandan kişisel gelişimle dalga geçip maddiyatçı yönünden ötürü onu hor görürken öte yandan yaratmış olduğu kültürel etkiye imrenip bazı teknikleri ödünç aldılar.

Kültür savaşları Baudelaire, Flaubert ve Woolf gibi kanonik figürlerin zaferiyle sonuçlanmış olabilir ama yine de kişisel gelişim dünyasında yaşıyoruz. Yayıncılık ekosisteminin en güçlü bileşenlerinden Amerika Birleşik Devletleri’nde kişisel gelişim kitaplarının pazar payı, 2022 yılı için yaklaşık on iki milyar dolar. Söz konusu kitapların sınıflandırması her ülkede farklı olduğundan dünya çapında net bir rakam telaffuz etmek güç ama bilinen şu ki, kişisel gelişim, Latin Amerika’dan Çin’e, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan Orta Doğu’ya kadar dünyanın her yerinde çok satan türlerin başında geliyor.

Bu türün uluslararası sektörel cazibesiyse Samuel Smiles’ın Self-Help (1859) isimli kitabına kadar uzanıyor. Satış rekorları kıran ve Kendine Yardım Et ifadesini bir slogan haline bu kitapta kendi beceri ve azimleriyle kendi yaşam koşullarını iyileştiren farklı sınıflardan çok sayıda insanın hayat hikâyesi anlatılıyor. Self-Help, eleştirmenler tarafından “bencilliğe övgü” olarak nitelendirilip küçümsenirken Smiles’a göre kendi kitabı, işçi sınıfına yükselme ilhamı veren bir araçtı. Smiles pek de haksız sayılmaz çünkü Self-Help Nijerya, Suriye, Guatemala, Trinidad ve Japonya’nın da içinde olduğu onlarca ülkede satışa sunuldu, kitapçılar önünde uzun kuyruklar oluşmasına, çok sayıda hevesli otodidaktiği bir araya gelmesine sebep oldu. Öte yandan Amerikalı şair Ezra Pound, 1917 yılında kaleme aldığı inceleme yazısında Self-Help türevinden “geliştirici edebiyat” için virüs benzetmesi yapıp karşı olduğunu belirtirken İngiliz yazar H.G. Wells The Jilting of Jane’de, Self-Help’i okuduktan sonra sınıf atlatacak bir evlilik uğruna nişanlısını ve kendi değerlerini terk eden genç bir adamın ibret verici hayatını anlattı.

Kişisel gelişim endüstrisinin henüz oluşmakta olduğu bu erken dönemde edebiyat yazarları, kişisel gelişimle dalga geçmekten ya da bu türe özgü bazı teknikleri kendi kitaplarında kullanmaktan hoşlanıyorlardı. Ama Arnold Bennett haricinde içlerinden pek azı yazma kariyerini sadece bu tür üzerinden devam ettirdi. Bennet ise –kişisel gelişim türünde de yazıyor olmasına rağmen–  saygı gören nadir Viktorya Dönemi romancılarından biriydi. Öyle ki, Henry Ford, Bennett’in, dakikalar içinde milyonerlik vaat eden How to Live on 24 Hours a Day isimli kitabından beş yüz kopya satın almıştı.

“Hayat akıp gidiyor ve hayat olmaksızın başka hiçbir şeye değer atfedileceğini sanmam.”

Günümüzde Arnold Bennett ismi bilinmiyorsa bunun sebebi biraz da Virginia Woolf ile ilgili. Bennett, Jacop’ın Odası için yazdığı eleştiriyle Woolf’un – ya da Bennett’in deyimiyle entelektüellerin kraliçesinin – öfkesini kışkırttı. Bennett’e göre Jacop’ın Odası “zekiceydi” ama “canlılıktan yoksundu çünkü karakterler zihinde yeterince iyi bir biçimde canlanmıyordu.” Eleştiri can sıkıcıydı. “Ah evet,” diye yanıt verdi Woolf, “bahsedilen gerçeklik armağanından yoksun olduğum aşikâr. Ama merak ediyorum, acaba kabiliyetim o gerçekliği aktarma gücüm olabilir mi?” Nitekim Woolf de Bennett’in gerçekliğe olan yaklaşımını aynı şekilde yavan bulmuş ve düşüncelerini şöyle belirtmişti: “Zanaatkârlığı sayesinde kurgu ve işçilik bakımından öylesine kusursuz bir yapı inşa ediyor ki, en müşkülpesent eleştirmenler bile yapıda çürümeye sebep olan çatlağı ya da yarığı fark edemiyor.” Ardından – Bennett’in bu teferruatlı anlatı mimarisine rağmen –  “Hayat akıp gidiyor,” diye devam eder, “ve hayat olmaksızın başka hiçbir şeye değer atfedileceğini sanmam.”

Ne var ki, Bennett ve Woolf arasında süregiden bu tartışma salt kızgınlık olarak kalmayıp Woolf’un kurgu tekniği üzerine kaleme aldığı o ünlü yazılarından bazılarına ilham oldu. Modern Kurgu ile Bay Bennett ve Bayan Brown’ın da dahil olduğu bir dizi deneme sayesinde bizler bugün modernist tasavvurun nasıl ortaya çıktığını anlamakla kalmayıp aynı zamanda modernizmin kendi öncülü olan Viktorya Dönemi edebiyatından nasıl ayrıştığını da görmüş olduk. Öte yandan bu denemeler bize, dönemin saygın yazarlarının kendileriyle kişisel gelişimin giderek daha popüler hale gelen orta sınıf edebiyatı arasına nasıl mesafe koymaya çalıştığını da gösterdi. Akademisyen Samuel Hynes’ın 1967 yılında belirttiği gibi, “Bennett Jacop’ın Odası için kaleme aldığı övgü ve yergi karışımı tek paragrafın ürününü, yayımladığı altı farklı karşı eleştiri ve vermiş olduğu konferansla yedi kez hasat etti.”

Arnold Bennett’in Woolf ve kocası Leonard’la tanıştığı akşam yemeğindeyse bütün Bloomsbury nefesini tuttu. “İkisi de insanın içini karartıyor,” diye yorum yaptı sonradan Bennett, “ama yine de –basındaki edepsiz tavırlarına rağmen – onlardan hoşlandım.” Woolf çiftiyse Bennett kadar uzlaşmacı değildi. Hatta daha sonra Bennett’in konuşma engeliyle dalga geçtiler ve akşam yemeğine olan yegâne katkısının masaya eğilip kekelemek olduğunu söylediler. Ama Bennett’in 1931 yılındaki beklenmedik ölümü Virginia Woolf’u derinden etkiledi: “İnsanın gerçekten samimi görünen, hayatla doğrudan teması olan birinin dağılıp gitmesi karşısında duyduğu üzüntü ne tuhaf. O beni kötüledi, ben de onu. Ve şimdi onun beni, benim de onu kötülemeye devam etmesini dilerdim.”

ernst hemingway oggito

Bu esnada dünyanın öteki ucunda Ernest Hemingway, muhtemelen kendisine 1917 yılındaki mezuniyet töreninde hediye edilen, amcası Alfred Tyler’ın kitabında yazanları uyguluyordu. Alfred T. Hemingway’in How to Make Good, or Winning Your Largest Success: A Business Man’s Talks on Personal Proficiency and Commercial Character Building – the Only Success Insurance isimli kitabı, cesaret ve metanet gibi Hristiyan ideallerini iş yaşamındaki ticari stratejilere uyguluyor ve bunları popüler tasviyeler haline getiriyordu. Genç erkeklerin kendilerini “ispatlamaları” için bir rehber olarak sunulan kitap, Horace Fletcher, William James ve Émile Coué gibi yazarların çalışmalarına yaptığı atıflarla o döneme hâkim olan belli başlı kişisel gelişim teorilerinin de bir özetiydi.

“Etrafınızdaki erkekleri gözlemleyin. Onlarda kaçınmanız gereken şeyler kadar taklit etmeniz gereken şeyler de var. Bunların her ikisi de önemli.”

Edebiyat alanında araştırmalar yapan Michelle Moore’un, Chicago and the Making of American Modernism isimli kitabında belirttiği gibi Alfred Tyler’ın kitabının, Ernest Hemingway’deki kopyasında bizzat yazarın imzası mevcut. Hemingway defalarca taşınmış olmasına ve kitaplarının başına gelen onca talihsizliğe rağmen bu nüshayı koruyabildi. Ve Moore’a göre Hemingway sadece bu kitabı pek çok kez okumakla kalmayıp aynı zamanda kariyerinin ilk yıllarında sık sık amcasının tavsiyelerine başvurdu. Tıpkı, “Belli bir getirisi yoksa okumanın amacı nedir,” diye soran Bennet gibi, Tyler Amca’nın kitabı da benzer bir imayla ama farklı bir üslupla başlıyor: “Okurken bir amacınız olsun.” Ardından devam ediyor, “Doğrudan muhatabınızın gözlerinin içine bakın.” “Yapılması gereken bir şey varsa işe koyulun ve yapın.” “Özünüz sözünüz bir olsun. Kendinizi ya da başkalarını kandırmaya çalışmayın.” “Baştan sona dürüst olun.” “Uyum sağlayın. Yeniliklerden korkmayın.”  “Sakin olun.” “İyi bir dinleyici olmayı öğrenin.” “Erkekliğinizin hakikatini gösterin ve zor şeyleri üstlenmekte istekli olun.” “Etrafınızdaki erkekleri gözlemleyin. Onlarda kaçınmanız gereken şeyler kadar taklit etmeniz gereken şeyler de var. Bunların her ikisi de önemli.”

Nitekim Hemingway’in (Tyler Amca’nın bağlantıları sayesinde) The Kansas City Star’da çalışmaya başladığı ve bu orada geçirdiği zamanın yazarlık felsefesini derinden etkilediği eleştirmenlerce uzun süredir dile getirilen, hatta bazı yönlerden tartışılan bir detay. Fakat Hemingway yazınına az çok aşina olup bu tarz ince ayrıntıları bilmeyenler için bile Tyler Amca’nın tavsiyeleriyle yazarın anlatısı arasındaki paralellikler ilgi çekici. Aslında Hemingway’in çalışmalarını birçoğu, tıpkı amcasının tavsiye ettiği gibi, erkekler ya da “erkeklik” üzerine birer gözlem niteliğinde. Alfred Tyler’ın öz-disiplin ve kelimeler söz konusu olduğunda devreye giren tasarruf ekonomisi gibi ilkeleriyse Hemingway’in minimalist estetiğine taşınmış durumda. Mesela Tyler Amca’nın iyi birer dinleyici olmayı öğrenmeleri yönünde genç erkeklere vermiş olduğu öğüt Hemingway’de sık sık yankılanıyor: “Önce dinleyin. İnsanlar konuşurken kulağınız tamamen onlarda olsun.” Alfred Tyler baştan sona dürüst olmanın gerekliliğini vurgularken Hemingway de, “İnsanlar hakkında yazarken dürüst olun” ve “bildiğiniz en doğru cümleyi yazın” diyerek bir yazarın dürüstlüğünün “hayal gücü” ile birlikte en önemli niteliği olduğunu belirtiyor. Nasıl başarılacağına dair atıflarla dolu mektuplarıysa sanki amcasının kendini ispatlama hakkındaki tavsiyelerinin bir tekrarı: “Yapılacak tek şey çalışmak ve başarılı olmayı öğrenmek.” “Mesele şu ki, ben hepsinin gerçekten olmuş gibi görünmesini istiyorum. O zaman başarılı olduğumu söyleyecekler.”

Hemingway’in şahsıyla münhasır hale gelen bu “kısa ve özlü maskülenlik” sadece bir anlatı çerçevesi olmasının ötesinde, Judith Butler’ın toplumsal cinsiyet performansı olarak adlandırdığı durumun görünümlerinden biri.

Alfred Tyler’ın oluşturduğu kişisel gelişim diliyle Hemingway anlatısı arasında kurulan bu paralelliklerin bir başka getirisiyse Hemingway çalışmaları bakımından artık klişe halini alan “kahramanlık kodlarına” farklı bir bakış açısı sunması oldu. 1950’li yıllardaki en önemli Hemingway eleştirmenlerinden Philip Young’a göre yazarın bütün çalışmaları, Young’ın “Hemingway Kodu” olarak adlandırdığı bir dizi kaideyi takip ediyordu. Bu kaidelerin temelinde “baskı altında zarafet” ilkesi vardı ve anlatılar onurlu olmak, cesaret göstermek, kontrolü kaybetmemek gibi değerleri teşvik ediyordu. Young’a göre bu yaşam felsefesi yazarın kurmacalarında, genç kahramanların öyküneceği bir dizi ilkeyi kendi bünyesinde barındıran “kahramanlık kodları” vasıtasıyla somutlaşmıştı. Young’ın ortaya atmış olduğu bu teori Hemingway eleştirisinde ilgiyle karşılandı ancak teorinin kişisel gelişimle bağlantılı olan kökenine ve Hemingway’in de taraftarı olduğu “erkeklik, özlülük, karakter” gibi fikirlere çok az ilgi gösterildi. Bunun sebebiyse muhtemelen kişisel gelişimle edebiyat arasındaki karmaşık ilişkinin çok uzun süre ihmal edilmiş olması. Hemingway’in kurmaca yazın hakkındaki tavsiyelerinin kendisinden sonrakileri ne derece etkilediğini düşünürsek önemli bir noksanlık çünkü Hemingway’deki Alfred Tyler etkisi, yüksek edebiyatın kanonik hale gelmiş bazı tekniklerinin sadece güzide ilkelere değil, pratik edebiyatın karşımıza çıkardığı dürüstlük, doğrudanlık, dikkat, tasarruf ekonomisi ve disiplin gibi ortak değerlere dayandığının kanıtı. Üstelik Hemingway’in şahsıyla münhasır hale gelen bu “kısa ve özlü maskülenlik” sadece bir anlatı çerçevesi olmasının ötesinde, Judith Butler’ın toplumsal cinsiyet performansı olarak adlandırdığı durumun görünümlerinden biri. Yazarın kişisel gelişim temelli bir itibar yöntemiyle bu kadar uğraşmasıysa aslında onun, kendi inşa edilmiş maskülenliğinin farkında olduğunu ve bunu hiciv sanatının bir aracı haline getirdiğini gösteriyor. Hemingway’in de yakındığı gibi, “F. Scott Fitzgerald edebiyatı fazlasıyla ciddiye alıyordu. O yüzden meselenin sadece elinden geldiğince iyi yazmak ve başladığın işi nihayete erdirmek olduğunu hiçbir zaman anlamadı.”

Akademinin, edebiyatla kişisel gelişim yazını arasındaki ilişkiyi görmezden gelme eğiliminin bir istisnası olarak Edward Said – her ne kadar Tyler Amca’nın el kitabından bihaber olsa da –Hemingway’in çalışmalarındaki kişisel gelişim tekniğine yönelimi fark eden sayılı eleştirmenlerden biri. Said, How Not to Get Gored isimli kitabında Hemingway’in “kendi yaşam tarzını malumata dönüştürmek için ekstra çaba harcadığını” belirtiyor ve yazara atfedilen “Amerikalı Uzmanı” ünvanını, Birleşik Amerika kültüründe yaygın olan “nasıl yapılırcılık” takıntısı çerçevesinde ele alıyor. Said’e göre kişisel gelişime duyulan edebi ilginin olağan seyri takip ettiğinin en büyük kanıtı, Hemingway’in ölümünden sonra yayımlanan kitapları. “Burada Amerikan yazının en büyük problemiyle karşılaşırız,” diyor Said, “bilgiden türetilen ve nasıl yapılırcılığa dönüştürülen başarı sürdürülebilir değildir, bu şokun etkisi tek seferliktir.”

Ne var ki günümüzde her hafta yenisi yayımlanan anlatılara bakarsak, edebiyatçıların bu bilgiyi öğretici buyruklara dönüştürme merakı, Said’in düşündüğünün aksine azalmak şöyle dursun hayli hayli arttı. Farklı ülkelerden onlarca yazarın kaleme aldığı kitaplar ciddi satış rakamları yakalarken zamanımız, geçmişte yüksek sanat için tehdit olarak görülen bir türün giderek artan kültürel meşruiyetine tanıklık ediyor. Edebiyat yazarlarıysa Macdonald’ın edebiyatla kişisel gelişim yazını arasında kurduğu hiyerarşik ilişkiyi devam ettirmek yerine bu iki dünyanın birbiriyle iç içe geçtiği yeni bir ilişkiyi tercih ediyor. Mesela tanınmış Meksikalı yazar Brenda Lozano’nun İdeal Defter’indeki kahramanı “edebiyatı bütünüyle kişisel gelişimi için” okuduğunu ifade ederken çok satan Hamid’in anlatıcısı, “şimdiye kadar yazılan bütün kitapların okura sunulan kişisel bir yardım” olduğunu söylüyor. Bu da demektir ki, çağdaş romancılara göre hiç kimse güzelliğe olan adanmışlıkla yaşama faydası dokunan kullanışlı kelimeler biriktirme arzusu arasında seçim yapmak zorunda değil.

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

Harvard Üniversitesi İngiliz Dili, Asst. Prof. Beth Blum’un, Aeon Essays’de yayımlanan “Highbrows and Self-Helpers” isimli yazısından kısaltılarak çevrilmiştir.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Gazetecilik Suç DeğildirUğur Vardan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

S. Fitzpatrick

6 Ocak 2025

Yevgeny Zamyatin’in Distopik Romanı: Biz

Devrime geç katılmış olmak, her zaman pişmanlık duyduğu şeydi – ve bu, “hiç âşık olamadan evlenmeye, günün birinde on yıllık evli olarak uyanmaya benziyordu.”Geçtiğimiz yıl, Rus yazar Yevgeny Zamyatin’in distopik romanı Biz’in yüzüncü yıl dönümüydü. Bu erken d..

Devamı..

kırık nefes

Tan Doğan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024