Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Eylül 2018

Öykü

Yalnız Rüya

Serten Sungur

Paylaş

2

0


Oturduğu yerden yavaşça doğrulup masaya yaklaşırken ahşap sandalye uyuşuk uyuşuk çatırdadı. Önündeki cam masanın üzerinde duran, yarısı boşalmış bardağı dikkatlice kavradı ve iki büyük yudum aldı. Bardağı masaya geri bırakırken gözü yerde duran cam kırıklarına ilişti. Bir an yüzünün kızardığını hissetti Salih ama hemen kendini toparladı. Bahçesinde oturduğu çay bahçesinin, denizi karşıdan gören güzel bir manzarası vardı. Üzeri asmalarla kaplı, salkım salkım üzümlerin sarktığı, güzel ve sakin bir yerdi burası. Akşamları soğuk bir bardak bira ve yanında tuzlu fıstık, denizin eşsiz manzarası eşliğinde Salih için vazgeçilmez bir keyifti. Kıyıya vuran dalgaların ruhunu yıkadığına inanırdı.

Kırklı yaşların henüz başlarındaydı Salih. Yüz seksen santim boylarında, zayıf yapılı bir adamdı. Birayı sevdiğinden ufak da bir göbeği vardı. Ne yaptıysa bu ufak göbeği eritememiş, onunla yaşamayı öğrenmişti artık. Özel bir şirkette çalışıyor, gayet sıradan, monoton bir hayat yaşıyordu. Tıpkı birçok insanın yaşadığı gibi sıradan bir hayat. Hayatında başka kimse yoktu. Yaşamında dahil edebilecek birini aramayı bırakalı uzun zaman olmuştu. Yalnızlığa alışmıştı artık. 

O akşam yine mesai bitiminde iş yerinden çıkmış ve evin gelmişti. Duş alıp üzerini değiştirmiş, yemeğini yedikten sonra evinden çıkıp her akşam vakit geçirdiği çay bahçesine gelmişti. Birasını ve tuzlu fıstığını söylemişti, denizi seyrederek kendi ile baş başa vakit geçiriyordu. İkinci biradan sonra hesabı ödeyip evine dönecek ve ertesi sabah yine işe gidecekti. Her şey, her zaman olduğu gibiydi.

Dalga sesleri ve zihninde yuvarlanan onlarca düşünce arasında, karşısındaki masaya bir kadın geldi. Yanında ufak bir kız çocuğu ve elinde kırmızı bir valiz vardı kadının. Kadın önce küçük kızı kucaklayıp sandalyelerden birine oturttu. Valizini, durması gerektiğini düşündüğü bir yere iliştirip, kızın sandalyesinin yanında ki sandalyeye de kendisi oturdu. O otururken sandalyeden bir gıcırtı yükseldi. Salih bir an kadınla göz göze geldi ama kadın, bakışlarını hemen kaçırdı. Rahatsızlık verdiğini düşündü, içinde bir utanç hissederek başını çevirdi, birasından bir yudum daha aldı. Aklında daha önce de defalarca düşündüğü seyahat planlarının üzerinden yeniden geçerken garson küçük kız tost ve ayran servisi yapıyordu. Kadına bir fincan çay bırakarak masadan uzaklaştı.

Salih ikinci birasını sipariş ettiğinde küçük kız çay bahçesinden dolaşıyor, kendi kendine şarkılar söylüyor, elindeki bebekle oyunlar oynuyordu. Kadın  bir sigara yakmıştı, bir yandan da telefonda biri ile konuşuyordu.

– Dondurma ister misin?

Bir an ne olduğunu anlayamayan Salih, sese doğru başını çevirdiğinde küçük kızla göz göze geldi. Dönüp kadına baktı ama kadın hâlâ telefonda konuşuyordu. Tekrar kıza döndü.

– Hayır teşekkür ederim ama belki annen ister. Ona da sormak ister misin?

Acemice kızı kendinden uzaklaştırmaya çalıştı, çocuklarla arası hiçbir zaman iyi olmamıştı Salih'in, eski karısı da bu yüzden terk etmişti onu. 

– Hilal kızım! Rahatsız etme kimseyi. Gel buraya lütfen. Tostunu da bitirmemişsin bak.

– Doydum anne. Artık yemek istemiyorum. Ama tatlı olarak dondurma yiyebiliriz.

– İnsanlarla konuşmayı çok sever. Kusura bakmayın. Size rahatsızlık vermedi umarım.

– Hayır, aksine memnun oldum. Benden dondurma siparişi almaya çalıştı sadece. Ama izin verirseniz ona bir dondurma ısmarlayabilirim. Tabii size de...

Salih söylediklerine kendi de inanamıyordu. Kimseyle kolay kolay iletişime geçmez, kendi halinde otururdu. Ama bu küçük kız sanki kapalı bir kapıyı aralamıştı bilmeden.

– Yok, teşekkür ederiz. Buna hiç gerek yok.

– Israr ediyorum. Küçük bir kızın isteğini gerçekleştirme fırsatını elimden almayın lütfen. Hem o söyleyince benim de canım çekti şimdi.

Kadının bir kere daha haytır demesine fırsat vermeden, garsona dondurma siparişini vermişti bile Salih. Zaten bu ufak, sahil kenarı çay bahçesinde çok da fazla dondurma seçeneği yoktu. Dondurmalar servis edildiğinde küçük kız koşarak Salih'in yanına gelip elinden tuttu. O anda içinden bir şeyler koptu sanki Salih'in.

– Sen de gel, bizimle birlikte ye dondurmanı. N'olur, hadi gel.

– Hilal! Ayıp anneciğim. Gel sen buraya hadi. Dondurma için teşekkür ederiz.

– Adın ne senin?

– Salih.

– Anne, Salih amca da bizimle birlikte dondurma yiyebilir mi? Ben onu çok sevdim.

Salih o an sanki yavru bir köpek gibi hisetti. Çaresizce etrafta dolaşırken bu küçük kız onu bulmuş, şimdi de annesine kabul ettirmeye çalışıyordu. Salih o sıcak yuvada bir yer bulabilecek miydi? Ne yapacağını bilmez bir halde kollarını iki yana açtı ve kızın annesine baktı. Onay alınca, dondurmasını da alıp kızla birlikte masalarına gitti ve boş sandalyelerden birine oturdu.

– Kusura bakmayın. Böyle biraz garip oldu. Adım Salih.

– Asıl siz kusura bakmayın. Ama Hilal sizi çok sevdi. Dondurma için de yeniden teşekkür ederiz. Benim adım Rüya, Hilal de kızım. Ufak bir seyahate çıkıyoruz. Kardeşim, bir saat kadar sonra bizi buradan alacak.

– Çok memnun oldum. Demek seyahate çıkıyorsunuz. Size özendim şimdi vallahi. Ben de nicedir düşünüyorum ama henüz gerçekleştiremedim.

O akşam her şey, alışılmışın dışında ilerliyordu Salih için. Uzun zamandır kimse ile oturup sohbet etmemişti. Bu minik kız çocuğu, içinde bir yerlerde gizli kalmış, unutulmuş bir kapıyı aralamıştı sanki. Uzun uzun konuştular kadınla. Kadının saçları kısaydı.  Çok güzel ve masum bir yüzü vardı. Konuşurken istemsizce tek kaşını kaldırıyordu. Bu hareket ona çok yakışıyordu. Birlikte seyahatlerden, oyunlardan, şarkılardan, hayattan bahsettiler. O bir saat, hayatındaki en güzel anlardan biriydi sanki Salih'in. 

– Salih, Salih.

– Ne! Efendim Mustafa abi?

– Başka bir isteğin var mı? Artık yavaştan kapatıyoruz.

Salih, oturduğu yerden hızlıca doğruldu. Sandalye yeniden çatırdadı. Etrafına bakındı ama kimse yoktu.

– Hayır Mustafa abi başka bir isteğim yok. Teşekkür ederim. Bir kız çocuğu vardı annesiyle...

– Ha... Onlar gitti. Bir saat kadar önce biri geldi aldı onları. Tanıyor muydun ki?

– Hayır abi, tanımıyordum.

Salih, tokat yemiş gibi kendine geldi. Her şey, o kadar gerçek gibiydi oysa. Kendi zihninde, karşı masasına gelip oturan bir kadınla tanışmış, sohbet etmiş ve güzel zaman geçirmişti. Sanki gerçekten, ufacık bir an bile olsa, birbirlerinin hayatlarına dokunmuşlardı. Bir rüya gibi gelip geçmişti oysa.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kürk Mantolu Madonna'yı Fatih Akın Çek..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adalet Çavdar

20 Mart 2026

İnsan Hikâyesini Neden Yeniden Yazar?

“Bir şeyi yalanlayan mekanizmanın aynı zamanda ispatın ta kendisi olduğunu; inanmadıklarımızın bize neye inandığımızı öğrettiğini. İnanç da tıpkı sevgi gibi bir mekanizmadır; kendini bir kalemde, ama her seferinde yeniden, yok oluşuyla ispatlayan.”(s. 145–146)İns..

Devamı..

Şiir ile kendini keşfetmek mümkün

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024