Bizim evimize güneş tepeden bakar, yanlardan pek solumaz içeri. Pencerelerin birinden de Nuri dedenin televizyonu gözükür. Hele bir de çizgi film kanalı açıksa işte o zaman güneşin evimize girmemesine bile aldırmam. Ellerimi çenemin altına dayar, gözlerim yaşarıncaya dek izler dururum. Nuri dede çok sever çizgi filmleri yoksa niye açsın ki gün boyu en sevdiğim yeri? Sen çok yaşa Nuri dede! Babam bu senenin sonuna kadar alacak bir televizyon, söz verdi. O zaman o da çok yaşasın!
Annem bazen güzel yemeler yaptığında –her zaman tatlı yemekler yapmıyor ama– mesela köfte ya da tavuk… Bir tepsiye hoşafla o yemekten koyar, Nuri dedeye götürür. Ben de arkasından giderim. Hiç tek gitmedim. Nuri dede belki yüz ya da yüz elli yaşında var. Bizim köydeki büyük ağacın kabuğuna benziyor yüzünün derisi. Dudakları büzüşmüş naylon torbalar gibi. Buruşuk ama yumuşak belli ki. Dokunmak gelir içimden ama kızar diye iki kereden fazla bakmam yüzüne. Tepsinin içinden hoşafı alır, diğer yemek ne olursa olsun hiç dokunmaz. Tavuğu bile almaz. “Sevmem,” der. İnsan nasıl sevmez tavuğu? Almadığına da sevinmem desem yalan olur. O zaman iki tabak birden yiyebilirim. Yemekleri götürdüğümüzde kafamı uzatırım evin içine, sakladığı çocukların sesi gelir gibi olur bazen, korkarım annemin arkasına saklanırım o zaman. Ama içeride bir lunapark var, çok eğlenceli gerçek gibi. Renkli televizyonun sesini duyarım. Evde pencereden gördüklerimle sesleri birleştirir bir bütün yaparım.
Mahalledeki çocukların hepsi yalancı. Deli değil Nuri dede. Deli olsa çizgi film izler mi hiç? Hele de gün boyu… Karısı toprağın altında yatmaya başlamadan önce postanede mektup taşırmış evlere Nuri dede. Sonra çenesi gövdesine git gide daha da yaklaşmış. Sırtında bir yük var aşağıya eğmiş onu, düşürmemek içinde hep eğilerek yürür. Geceleri sokağa çıkar gündüzleri kapı açmazmış. Hele çocukları hiç sevmez, yakaladığını eve hapsedermiş. Bahçedekileri taşlarla kovalar bir daha görürse zaptiyelere vereceğini söylermiş… Hepsi yalan. Ben inanmam. Sokak kapısı mor olan biri çocuklara taş atar mı hiç? Anneme sordum:
“Zır deli ne demek?” diye. “Zilleri çalınca mı deli olunur anne?” O yüzden mi Nuri dedenin evinin zili yok?” annem saçımı okşar.
“Nuri dede çok iyi bir insan, ondan kimseye zarar gelmez, korkma sen “ der. Ben zaten korkmuyorum ki!
Komşu teyzeler toplanır bazen. Ellerinden bizim sokak kapısını süpürdüğümüz süpürgeler, kovalar, sabunlar… Nuri dedenin penceresinin önünde dururlar. Nuri dede her seferinde pencereyi açmadan perdesini kaldırır ve yunus gözlerle bakar etrafa. “-İstemezuk” der. “Gidin gidin” valla bak en çok bana bakar. Yunuslar hoplar içinde mavi gözlerinin. Camgöbeği gibi parlaktırlar. Bazı misketlerime benzer gözleri, yuvarlak ve bana bakan. Annemin arkasına saklanırım yine o zamanlar, korkmam hayır. Televizyonundan çizgi filmlerini gizliden izlediğimi anlamasından korkarım bir tek. Sonra komşu teyzeler geri dönerler ellerinde süpürgelerle. Nuri dedenin kapısının önünde biriken taşları toplar annem, bir poşete koyar ve uzaklaştırır, gözlerimle görürüm. Ama her seferinde sanki aynı taşları gene kapının önünde görüyorum. Gittikleri yerden koşar adım gece geri gelirler. Yardım istemez Nuri dede. Tavuk istemez. Temiz hava istemez. Çocuk istemez.” İstemezuk,” der durur. Bir keresinde sordum anneme “Nuri dede ne ister?” diye. “İnsan ister,” dedi. “Ses ister, gülümseme ister” “Televizyonu var ya,” dedim. “Ses de var, insan da. Hem çizgi filmlerde de çok gülüyorlar, hele bir tanesi var...”
Benim babam çok güçlüdür. Çok çalışır. Çok para kazanır. Sözünde de durur. Yıl sonu olmadan bir akşam bir kutu getirdi eve amcamla. Meraktan olduğum yerden kımıldayamadım. Anladım aslında televizyondu gelen ama ya değilse? Ellerimi havaya kaldırdım, çırptım çırptım. Çizgi filmleri sessiz ve gizli izlediğim zamanlarını yere attım, ayağımla üstüne bastım. Zıpladım zıpladım. Babam da beni o çok güçlü ve çok para kazanan kollarıyla kucağına aldı ve “Bak “ dedi. “Sözümü tuttum.” O akşam annem yeni televizyonumuzu kutlamak için kakaolu kek yaptı. Hepsini yiyeceğimi sandım. Bir lokma kek yiyor sonra televizyonun koşarak ekranına dokunuyor sonra geri gelip kekimi yiyordum amcam da bana bir avuç dolusu gülüyordu.
Sonra annem tepsiye iki dilim kekle bir tas hoşaf koydu. Nereye götürüleceğini anladım. Artık gizlilik yok. Sessiz çizgi film yok, pencerenin önünde uyuyakalmak yoktu. İşte benim zaferimde buydu
“Ben,” dedim anneme, “ver bana tepsiyi ben götürürüm Nuri dedeye.” Nuri dedenin evinin kapısına vardığımda hoşafın birazını tepsiye birazını da keke dökmüştüm. Olsun nasıl olsa sadece hoşafı alacaktı. Ayağımla iki küçük tekme attım kapıya. Bekledim sonra bir küçük tekme, daha dördüncüsünde ayağım havadayken açtı kapıyı Nuri dede. Beni içeri çekip kızacak diye ödüm koptu. Ellerimdekileri Nuri dedeye uzatmadan ağzımdan çıkıverdi cümleler
“Biliyor musun,” dedim, “bizim de artık televizyonumuz var, hem de renkli.” Kocaman çıkmıştı ağzımdan “renkli” kelimesi. Utandım önce. Nankörlük ettim sanki. “Senin sessiz çizgi filmlerine kalmadım” dedim sandım. Dudağımı ısırıvermişim kendimi susturmak ister gibi. Neyse ki çok acımadı. Sonra büzüşen naylon torba gitgide açıldı, yay gibi gerildi up uzun bir çizgiye dönüştü. Gülümsüyordu Nuri dede. Ben bunu ilk kez görüyordum. “Hayırlı olsun,” dedi. Saçıma uzandı elleri, kıvırcıklığı anneme çekmiş olan saçlarımı okşadı. Hiç korkmadım çünkü elleri yumuşacıktı. Tepsinin içinden hoşafı da aldı iki dilim keki de. Kapıyı yavaşça kapadı Nuri dede bir de teşekkür etti.
Eve ya zıplayarak gittim ya da koşarak, hatırlamıyorum. Sabah uyandığımda ilk işim anneme televizyonu açtırmak oldu. Geçtim pencerenin yanına oturdum divana. Alışkanlık bu ya gözüm evdeki televizyondan önce pencereden gözüken Nuri dedenin televizyonuna takıldı. Saat sekizdi ve en sevdiği çizgi film başlamış olmalıydı Nuri dedenin. Televizyondan önce Nuri dedeyi gördüm pencereden akşamki gibi gülümsedi bana, bu sefer bende ona el salladım. Televizyonuna baktım karanlık. Bir daha baktım renkler yok. Işık yok. Galiba çizgi film izlemeyi artık bırakmıştı Nuri dede. Bir daha da hiç çizgi film açmadı.
Niye ki? Neden? Bir insan çizgi filim sevmeyi bırakabilir mi? Ben anneme sordum bunu o da bana “bırakır” dedi. “Biz artık televizyon aldık ya, o da çizgi film sevmeyi bırakabilir.”






