Bilişsel ve duygusal zekâmız için iki farklı beynimiz yok. Beynimizin farklı bölgeleri çalışıyor. Ama doğru düşünmek ve karar vermek için bu farklı bölgelerin birlikte uyumlu çalışması gerekiyor.
İlk olarak 1990 yılında New Hampshire Üniversitesi’nden Psikolog John Mayer ve Harvard Üniversitesi’nden Psikolog Peter Salovey iki akademik makalede ilk defa “duygusal zekâ” kavramından bahseder. O dönem New York Times’da bilim muhabirliği yapan Duygusal Zekâ kitabının yazarı Daniel Goleman’nın makalelerden biri gözüne çarpar. Daniel Goleman, psikoloji doktorası olan bir gazetecidir ve bu kavram kendisini heyecanlandırır. 1995 yılında kitabına bu kavramı başlık yapar. Kitap, Time dergisinin kapağında boy gösterir. Kitabın dikkat çekmesinde başka bir etken ise ABD Başkanı Bill Clinton’un yaşadığı oval ofis olayından sonra eşi Hillary Clinton’un kendisine bu kitabı hediye etmesinden sonra olur.
Duygusal zekâ nedir? Kendini harekete geçirebilme, aksiliklere rağmen yoluna devam edebilme, dürtüleri kontrol ederek tatmini erteleyebilme, ruh hâlini düzenleyebilme, sıkıntıların düşünmeyi engellemesine izin vermeme, kendini başkasının yerine koyabilme ve umut beslemenin kaynağı olarak tanımlanıyor. Duygusal zekâ kendinin ve başkalarının duygularının farkına varabilmek ve bunları yönetebilmektir, ek olarak yalnızca iş hayatımızı değil, bütün romantik ve sosyal ilişkilerimizi sağlıklı yürütmemizi de etkiler.
Goleman’ın yaptığı araştırmalarda başarı ve mutlulukta akademik zekânın olumlu etkisi yüzde yirmi, duygusal zekânın ise yüzde seksen olarak çıkmış. Yıllarca bildiğimiz ve kabul ettiğimiz IQ hayattaki başarı ve mutluluk için tek başına yeterli görünmüyor. Duygusal zekâları yüksek olan insanların, IQ’su kendilerinden yüksek olan insanları çok güzel yönetebildikleri tespit ediliyor. Ancak duygusal zekânın gelişebilmesi için IQ’nun da belirleyici olduğu belirtiliyor. Duygusal zekâyı geliştirebilmek için IQ’ya gereksinim var.
Kitapta pek çok bilimsel çalışma bulunuyor, bunlardan biri lokum çalışması. Dört yaşındaki çocuklara birer lokum veriliyor, bir süre lokumu yemeden bekleyebilirlerse ikinci lokuma hak kazanacakları söyleniyor. O zamana kadar bekleyemezsen, hemen şimdi, sadece bir tane lokum yiyebilirsin ve ikinciyi yiyemezsin deniliyor. Bu tabii ki dört yaşındaki bir çocuğun dürtüyle kendini tutma, id ile ego, arzu ile özdenetim, anında doyum ile erteleme arasındaki sonsuz savaşımın geçtiği minik dünyasında ruhunu zorlayabilecek bir öneri. Çocuğun bunlardan hangisini seçtiği, onun hakkında çok şey söyler. Bu sadece hızlı bir karakter okuma işi değil, aynı zamanda çocuğun yaşam boyu izleyeceği yol hakkında fikir veren bir sınav olarak değerlendiriliyor. Çünkü en büyük psikolojik beceri dürtülere karşı koyabilmek. Bu çocuklar liseden mezun olana kadar izleniyor. Dört yaşındaki bazı çocuklar deneyi yapanın geri dönüş süresi olan, on beş-yirmi dakika boyunca bekleyebiliyor ve ikinci lokumu kazanıyor. Ancak daha sabırsız olanları, araştırmacının işini yapmak üzere odadan çıkmasından bir iki saniye sonra lokumlarını yiyor. Bunun ardından, on iki ile on dört yıl boyunca izlenen çocuklar ergenlik çağına ulaştıklarında çarpıcı duygusal ve sosyal sonuçlara ulaşılıyor. Dört yaşında karşı koyanların, ergenliğe ulaştıklarında sosyal açıdan daha yeterli oldukları görülüyor. Kişisel olarak etkililer, kendini ortaya koyabiliyor, hayatta karşılaştıkları açmazlarla daha iyi mücadele edebiliyorlar. On yıldan uzun süre sonra bile hedeflerine ulaşmak için hâlâ anlık doyumları erteleyebildikleri görülüyor. Lokumları hemen kapan üçte birinin ise bu niteliklerin daha azına sahip oldukları ve ortak özellik olarak psikolojik açıdan daha sorunlu bir görünüm sundukları görülüyor. Ergenlik çağında, sosyal temastan kaçınmaya, inatçı ve kararsız davranmaya, açmazlar karşısında kolayca sinirlenmeye, kendilerini kötü ya da değersiz olarak görmeye, stres altında hareketsizleşmeye veya çocuksulaşmaya, insanlara güvenmemeye ve hep yeteri kadar almadıklarından yakınmaya, kıskançlık ve hasede kapılmaya, sinirlenince gereğinden fazla ve sert tepki vererek tartışma, kavga başlatmaya daha yatkın gençler oldukları görülür. Ayrıca on yıl sonra bile doyumu erteleyemedikleri görülüyor. Daha da şaşırtıcı olanı, aynı çocuklar liseyi bitirirken tekrar değerlendirildiğinde, dört yaşındayken sabırla bekleyenlerin, öğrenci olarak da beklemeyenlere kıyasla çok daha üstün çıkmaları gerçeği. Sonuç olarak araştırma bulguları, duygusal zekânın bir üst yetenek olarak kişilerin öteki zihinsel yeteneklerini ne kadar iyi ya da kötü kullanabileceklerinin altını çizmektedir. Doyumu erteleyebilme, uygun bir biçimde sosyal sorumluluk üstlenebilme, duygularını kontrol altında tutabilme, iyimser bir bakış açısına sahip olabilme becerileri duygusal zekânın gelişmişliğini gösterir. Duygusal zekâ duygusal davranmak değil duygularını sağlıklı şekilde yönetebilmek ve duyguların akıllıca kullanımıdır.
Duygularımızı anlamadan ve anlamlandırmadan harekete geçmek hem bizim için hem de karşımızdaki kişiler için olumlu olmayabilir. Bir nedenden dolayı gece uykunuzu alamadığınızı düşünün. Ebeveynsiniz ve sabah çocuğunuzu okula göndermeniz gerekiyor, kahvaltıyı hazırlamanıza rağmen çocuğunuz kahvaltıya gelmekte gecikiyor. Sinirleniyorsunuz. Apar topar çocuğunuza kahvaltıyı yaptırıp okula yetiştiriyorsunuz. Çocuğunuza kızgınsınız. Sözünüzü dinlemiyor ve sizi öfkelendiriyor. Buradaki asıl duygunuz nedir? Kızgınlık, üzüntü? Peki kendinize mi, çocuğunuza mı yoksa size yardım etmeyen eşinize mi kızgınsınız? Farklı şekilde davranabilir miydiniz? Siz kızınca çocuğunuz nasıl hissetti?
Bilişsel ve duygusal zekâmız için iki farklı beynimiz yok. Beynimizin farklı bölgeleri çalışıyor. Ama doğru düşünmek ve karar vermek için bu farklı bölgelerin birlikte uyumlu çalışması gerekiyor. Duygular söz konusu olduğunda beynin alt bölümündeki limbik sistem içinde bulunan amigdala ön planda. Ama amigdalanın duyguların idaresi, kontrolü ve dışa vurumuyla ilgili görevini yapabilmesi için beynin ön kısmında bulunan yönetme, organize etme, karar verme mekanizmalarıyla ilişkili frontal korteksle kontrol ve işbirliği yapması gerekir. Bu işbirliği olmazsa duyguları kontrol etmeden harekete geçilebilir ve bu durum olumsuz sonuçlar doğurabilir.
Peki duygusal zekâ sonradan gelişebilir mi? Duygusal zekâda kişinin doğumuyla birlikte getirdiği kişilik yapısının genetik özelliklerle biçimlenmiş bir parçası vardır. Sonraki gelişim ailede olur. Aile üyeleri duygularını ne kadar dile getiriyor, ne şekilde adlandırıyor ve nasıl dışa vuruyor? Ebeveynler duygularını anlatmıyor, doğru tanımlayamıyor ya da doğru şekilde dışa vurmuyorsa onları model alan çocuklar da aynı davranış biçimlerini sergileyebilir. Ebeveynlerinin model olması dışında, kendi duygularını anlamasında ve ifade etmesinde desteklenmiyorsa, çocuğun duygusal zekâsı yeterince gelişmeyecek, duygularını ifade ederken “Sus konuşma” ve hatta “Çocuk o” denilerek duyguları ve hatta benliği yok sayılıyorsa bu durum çocukta benlik yaralanması ve öfke birikimine neden olacaktır.
Çocuğun duygularını anlama ve anlatma konusunda desteklenmesi gereken öteki önemli yer okuldur. Okulda ve sınıfta duygularını anlama ve duygularını ifade etme konusunda desteklenen çocukların daha mutlu ve daha başarılı çocuklar olduğu unutulmamalıdır. Aynı şekilde bu çocuklarla dolu okulun daha başarılı ve etkin olabileceğini de göz önünde bulundurmak gerekir. Okuldaki kurallar çocuğun duygularını ifade etmesi için engelleyici değil özendirici olmalıdır.
Peki, yetişkinliğimizde duygusal zekâmızı geliştirebilir miyiz? Evet, bu mümkün ve bunun için çaba harcamamız gerekiyor. Duygularımızı değerlendirmek, anlamak ve doğru şekilde ifade edebilmek karakterimizin bir parçası değildir. Duygularımızı değerlendirmeyi ve onları nasıl dışa vuracağımızı seçmeyi becerebilme yetimiz vardır.
Duygusal zekânın önemi, bilişsel zekâyı önemsiz kılmaz. Nasıl ki çok zeki olmak, duygusal zekâsı düşük olan bir kişiyi çok başarılı ve sevilen bir kişi haline getirmezse; zekâsı düşük olan birinin de duygusal zekâsının yüksek olması onun çok başarılı ve muhteşem birisi olacağı anlamına gelmez. Duygularımızı yönetmek için anlama, yorumlama, tanımlama yetilerine ve ek olarak beynin öteki bölgelerinin aktivitelerine ihtiyacımız var.






