Kimin aklına gelirdi ki, Marcel Proust'un sıklıkla atıfta bulunulan “Gerçek keşfetme yolculuğu yeni manzaralar arayarak değil, yeni gözler edinerek olur,” deyişi, yüz yıl sonra edebiyat temalı oteller tarafından mottoya dönüşsün.
Fransa'nın başkenti Paris'te oteller müşterilerin kalbini çalıp odalarını doldurmak için pazarlama çalışmalarında edebiyatı kullanıyor.
Paris'in en eski ve büyük tren istasyonlarından biri olan, 10. Bölgedeki Gare de Paris-Est'in çaprazında bir kebapçıyla bir fast-food restoranının arasına sıkışmış olan Le Marcel Hotel'in broşüründe, Marcel Proust'un ruhunun her yerde dolaştığından söz ediliyor. Ne ki, şık 16. bölgede doğup büyümüş olan Proust'un, trene binmek dışında, bu semtte ruhunu bırakacak kadar zaman geçirip geçirmediği biraz kuşkulu. Odalara verilen adlarda da Kayıp Zamanın İzinde karakterlerinden esinlenilmiş.
9.Bölgedeki bir başka otel Les Plumes ise George Sand, Alfred de Musset, Paul Verlaine, Arthur Rimbaud, Juliette Drouet ve Victor Hugo adlarını kullanarak edebiyatseverleri çekmeye çalışıyor. Yastıklara imzalar nakşedilirken, cam duş kabinlerine de yazar aforizmaları işlenmiş.
St. Germain des Pres bölgesindeki L'Hotel, konukları Oscar Wilde'ın yaşamını yitirdiği odada uyumak üzere davet ediyor.
Elise Sarayı’nın karşısına düşen Le Pavillion des Letres ise, edebiyat temalı ilk otellerden biri. 2010 yılından bu yana hizmet ederken William Shakespeare, Emile Zola ve Franz Kafka'dan izler konukları şaşırtmak üzere duvarlara, masalara serpiştirilmiş.
The Guardian'ın haberine göre, fikir için kim ne düşünürse düşünsün, işe yarıyor. Oteller, ambiyansı beğenen genç ve dinamik ya da yaşlı çiftlerle dolu. Bütün sorun her otele uygun bir kişilik, karakter yaratmak. Yazar temalı otellerin günümüz rekabet koşullarında Fransız turizmine fayda sağladığı belirtiliyor.
Kitaplar okunmasa da işe yarıyor demek. Üstelik Türkiye’de de bunun ilk örnekleri görülmeye başlandı.