Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Ağustos 2020

Edebiyat

Ursula K. Le Guin: Yaşlanmak ve Güzelliğin Asıl Anlamına Dair

Maria Popova

Paylaş

11

1


“Mükemmel olmanın birçok yolu vardır ve bunlardan hiçbiri, kendini cezalandırmakla elde edilemez.”

“Bir köpek, nihayetinde saf bir ruh diyebileceğiniz bir türdür,” diye yazıyor T.S. Eliot 1930’larda kaleme aldığı sevilen şiiri “The Ad-dressing of Cats”’de: “Kediler sana ve bana daha çok benziyor,” diye bildirerek. Gerçekten de kediler insanlık durumunu incelemek adına insani nitelikler atfedilen bir tür olmuştur, ama köpekler de öyledir. Kendimizi daha iyi anlamak için hep kedi ve köpek dostlarımızı kullanmışızdır. Ancak kedi ve köpek daha önce hiçbir yerde Ursula Le Guin’in 1992’de yazdığı “Köpekler, Kediler, ve Dansçılar: Güzelliğe Dair Düşünceler” adlı makalesindeki kadar etkili bir rol üstlenmemiştir. 

Le Guin sevgili evcil hayvanlarımızın arketipsel huylarını kıyaslıyor:

“Köpekler nasıl göründüklerini bilmez. Boyutlarını dahi bilmezler. Hiç kuşkusuz bunun suçlusu, onları tuhaf şekil ve boyutlarda türeten bizleriz. Kardeşimin yirmi santimetre büyüklüğünde porsuk cinsi köpeği, koca bir Danua’ya onu parçalara ayırabileceği inancıyla saldırabiliyor. Küçük bir köpek onun ayak bileklerine hamle yaparken, büyük köpek genellikle şaşkına döner. ‘Onu yemeli miyim? Beni yer mi? Ben ondan daha büyüğüm değil mi?’ Buna rağmen büyük Danua, pekinez köpeği algısıyla gelip dizinize oturmaya çalışacaktır.”

Öte yandan kediler, öz farkındalıklarına dair bambaşka bir kavrama gücüne sahiptir:

“Kediler nereden başlayıp bittiklerinin tamamen farkındadır. Onlar için açık tuttuğunuz kapıdan yavaşça geçerken kuyruklarını üç-dört santim kapının içerisinde tutarak duraksarlar, bilirler. Kapıyı açık tutmak zorunda olduğunuzu bilirler. Bu yüzden kuyrukları oradadır. Bu ilişki yürütmenin kedi halidir. 

Ev kedileri ufak olduklarını bilir ve bu önemlidir. Bir kedi tehditkâr bir köpekle karşılaştığında yatay veya dikey bir kaçış yapamaz, aniden boyutunu üç katına çıkarır, kendini şişirip bir tür kürklü balon balığına dönüşür. Bu işe yarayabilir çünkü köpeğin aklı yine karışmıştır: Kedi olduğunu düşünmüştüm. Kedilerden daha büyük değil miyim? Acaba beni yer mi?”

Hepsinin ötesinde Le Guin, kedilerin bütün bu beyhudelikleri içinde birer estet, gururlu ve hilebaz olduklarını not eder. Fotoğrafik kedi memelerinin altın çağında yirmi yıl sonra yeni anlamlar kazanan bir paragrafında Le Guin şöyle yazıyor:

“Kediler, dış görünüş algısına sahiptir. Bir bacakları kulaklarının arkasında kendilerini temizlerkenki gülünç pozisyonlarında bile neye kıs kıs güldüğünüzü bilirler. Yalnızca farkında olmamayı tercih ederler. Bir zamanlar bir çift İran kedisi tanımıştım; siyah olanı hep koltuktaki beyaz bir mindere uzanırdı ve beyaz olanı bitişiğindeki siyah mindere. Bu konuda çok düşünceli olmalarına rağmen, sadece tüylerini en iyi görünecek yere bırakmak istediklerinden değil nerede en iyi göründüklerini bildikleri için. Minderleri getiren kadın onlara dekoratör kediler derdi.”

Kinaye ve dokunaklı arasında ustalıkla köprü kurabilen Le Guin, insanlık durumuna geri dönüyor:

“Biz insanların çoğu köpekler gibiyiz: Boyutumuzun ne olduğunu, biçimimizi, nasıl göründüğümüzü  aslında bilmiyoruz. Bu cehaletin en uç örneği uçaklardaki koltukları tasarlayan insanlar olmalı. Bir başka uç da görünümlerinin en doğru ve keskin şekilde farkında olan dansçılar olmalı. Neticede dansçıların nasıl göründükleri yaptıkları iş için önemli.”

Efsanevi koreograf Merce Cunningham’ın dansın “insan bedeninin zaman-mekanda hareketi” düşüncesini anımsatan Le Guin, dansçıların “boşlukta kapladıkları yerle ilgili yanılgı veya akıl karışıklığına” sahip olmadığını düşünüyor. Genç bir dansçının ayak bileğini incitmesi üzerine “Neredeyse mükemmel vücudum uf oldu!” diyerek haykırmasını anlatan Le Guin:

“Sevimli bir şekilde komikti, bir yandan da çok doğruydu: Bedeni neredeyse mükemmel. O bunu biliyor ve nerede mükemmel olmadığını da biliyor. Onu olabildiğince mükemmel tutmaya çalışıyor çünkü bedeni onun bir enstrümanı, aracı, geçim kaynağı ve sanat yaptığı bir gereç. Bedenini tümü tümüne bir çocuğunki kadar yaşıyor fakat daha bilinçli bir şekilde. Ve bundan mutlu.”

Her şeyin ötesinde dansın teklif ettiği tam da böylesine bir bedensel mutluluk— mükemmellik değil, doyum. Le Guin'e göre dansçılar “ diyet veya egzersiz yapanlardan çok daha mutlu.” Egzersiz ve diyet gibi mükemmeliyetçilik de edebi metinler ve sanattaki yaratıcılığı düşürür:

“Mükemmellik zayıf, gergin ve serttir. Tıpkı yirmi yaşındaki bir atlet ya da on iki yaşındaki jimnastikçi gibi. Elli yaşındaki bir insan için böyle bir vücut ne anlam ifade eder? Mükemmel? Mükemmel olan nedir? Beyaz yastık üzerinde siyah bir kedi, siyah bir yastığın üzerinde beyaz bir kedi. Çiçekli elbisesi içinde kahverengi bir kadın. Mükemmel olmanın birçok yolu vardır ve bunlardan hiçbiri, kendini cezalandırmakla elde edilemez.”

Bunun üzerine Le Guin çeşitli kültürlerin imkânsız ve çoğu zaman acı veren ideal güzellik anlayışını göz önünde bulundurarak şöyle diyor:

“1940’larda lisede okuduğum zamanları düşünüyorum: Beyaz kızlar, saçlarını kimyasal ve ısıyla kıvırcıklaştırdı, siyahlar ise kimyasal ve ısıyla dümdüz yaptı. Henüz ev perması diye bir şey icat edilmemişti, bu yüzden birçoğu bu pahalı işlemi yaptıramıyordu ve güzellik kurallarına uymadıklarından perişan oldular.

Güzelliğin her zaman kuralları vardır. Bu bir oyun. Bundan para kazanıp kimin zarar gördüğünü düşünmeyen insanları gördükçe güzellik oyunundan nefret ediyorum. İnsanlar kendi kendilerini aç bırakıp, deforme edip kendilerini zehirledikçe bu oyundan nefret ediyorum. Çoğu zaman küçük şeylerle bu oyunun parçası olurum. Yeni bir ruj alırım, yeni ipek gömleğimle mutlu olurum.”

Yaşlılık hakkında son derece samimi bir şekilde yazan yazar, can sıkıcı “edebi gençlik ideali”ne değiniyor:

“Birçok yer ve zamanda oyunun kurallarından biri güzel olanın genç olmasıdır. Güzellik ideali her zaman genç olandır. Bu, kısmen basit bir gerçek. Gençler çok güzel. Hepsi. Yaşlandıkça bunu daha net görüyor ve bu durum daha çok hoşuma gidiyor….Yine de etrafımdaki daha yaşlı kadın ve erkeklere bakıyorum ve sarkık tenleri, yüz lekeleri gibi faktörler onlar hakkında ne düşündüğümü etkilemiyor. Bu insanlardan bazılarının çok güzel olduğunu düşünüyorum, bazılarından hoşlanmıyorum. Yaşlılardaki güzellik, gençlerde olduğu gibi hormonlardan kaynaklanmıyor. Daha çok kemiklerle ilgili. Kişinin kim olduğuyla iligili. Bu huysuz yüz ve bedenler arasında ne derece parladığıyla ilgili.”

Le Guin ayrıca yaşlanmayı bu kadar acı kılan şeyin, güzelliğin kaybı değil, kimliğin kaybı olduğuna değiniyor:

“Aynaya baktığımda, yaşlı kadını gördüğümde beni neyin endişelendirdiğini anlıyorum. Güzelliğimi kaybetmem değil, zaten baştan beri o kadar güzel değildim. Aynadaki kadın bana hiç benzemiyor. O, olduğumu sandığım kişi değil.

Köpekler gibiyiz: Nerede başlayıp nerede bittiğimizi gerçekten bilmiyoruz. Mekânda evet, ama zamanda hayır.

Bir çocuğun bedeninde yaşamak kolaydır. Yetişkin bir vücutta yaşamak hiç kolay değildir. Değişim zor. Ve bu o kadar büyük bir değişiklik ki birçok erken gençlik çağındaki bireyin kim olduğunu bilmemesine şaşmamalı. Aynaya bakıyorlar — bu ben miyim? Ben kimim?

Sonra, altmış-yetmiş yaşlarınızdayken bu durumu tekrar yaşıyorsunuz.”

Le Guin entellektüelleşme amacıyla vücudumuzdan uzaklaştığımıza dikkat çekiyor:

“Kim olduğum kesinlikle nasıl göründüğümün bir parçası ve nasıl göründüğüm, kim olduğumun bir parçası. Nerede başlayıp nerede bittiğimi, hangi büyüklükte olduğumu ve bana neyin uygun olduğunu bilmek istiyorum. Ben bu bedende değilim, ben bu bedenim.

Ama yine de, vücudumun yaşadığı bütün olağanüstü, heyecan, endişe ve hayal kırıklığı yaratan dönüşümler boyunca benimle ilgili değişmeyen bir şey var. Orada sadece göründüğü gibi olmayan, onu bulup tanımam için incelemem, ona derinlemesine bakmam gereken bir kişi var. Sadece mekânda değil, zamanda.”

Çeviren: Burçak Bayram

(Brainpickings)

YORUMLAR

Müslüm BAYRAM

İnsan kendini her şartta iyi tanımalıdır, aksi halde kaos kaçınılmazdır. Hem kendisi için hemde sevenleri için Çok çok beğendim. Tebrikler SAYGILARIMLA

14 Ağustos 2020

Öne Çıkanlar

İhsan Oktay Anar Romanına Açılan KapılarSemih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

20 Eylül 2025

İşçiyi Umursamadan İş Gücü Talep Etmek

Yurt dışından çalışmak üzere gönderilen bu işçiler – en azından Fransa’da – sendikal haklara sahip değiller. Göçmenler genellikle sınır dışında tutulmaya çalışılır ama konu iş gücü olduğunda kapılar sonuna kadar açılır. Bu durum mantığa aykırıymış gibi görünse d..

Devamı..

Alt Kat

Mercan Barışkan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024