Zıkkım
26 Eylül 2018 Öykü

Zıkkım


Twitter'da Paylaş
0

Bilgisayarın sağ alt köşesindeki saate bakıyorum. Gözlerimin yanmasından anlamalıydım. Dokuzu geçmiş. Kahvem de bitmiş zaten, bitmese de ben bittim. Oturduğum yerde arkaya doğru geriniyorum. Çalışma arkadaşlarım bu hareketime alışkın. Önüme dönmeden önce öbür masalara bakıyorum. Beni bekliyorlar, gözlerinde bitmiş dersten çıkmak için izin isteyen öğrenci telaşı. Bugünlük yeter, diyorum. Belirli aralıklarla iyi akşamlar dileyip uzaklaşıyorlar. 

Oysa beni sıkıntı basıyor. Aileleri, arkadaşları, sevgilileri, kısacası ofisten çıkınca zaman geçirebilecekleri insanlar var. Burada harcadıkları vakit onlara boş geliyor. Beni bekleyense çoğunu kullanmadığım eşyaları çevreleyen soğuk duvarlar. Nasıl nefret ediyorum. Deli demeseler masamın önüne yatak koyar burada uyurum ki diyorlardır zaten. Beni kendi yalnızlığından kaçan bir adam olarak görmeyip işkolik bir manyak olarak anıyorlar, bunu hissediyorum. Belki de evim yakın olduğundan geçe kalıyorum sanıyorlar. Ben böyle düşüneyim en iyisi. Evet, evim yürüme mesafesinde, böylesi daha iyi. 

Özenle kilitleyip çıkıyorum. Kapıya bakarak, Sabah en erken ben geleceğim, diyorum. Sıkıntıdan kapılarla konuşur oldum, gülüyorum halime. Gitmek istemediğim gibi yeniden içeri girmeye can atıyorum. Kapıdan gözlerimi kaçırıp etrafa, gökyüzüne bakıyorum. Hava ne kadar çabuk kararıyor. Serinde yürümek bazen iyi gelir. Caddede uzun, yavaş adımlarla yürüyorum, etrafım kalabalık. Bu kadar insan eğlenceden yürüyor değil mi, vakit öldürmek için. Yok, kendinden kaçanlar da vardır, diye avutuyorum kendimi. Sol köşede sarı ışıklarıyla bir bar gözüme çarpıyor. Neden olmasın, eskiden yapardım. Akşamları birkaç kadeh. Sahi, niçin bıraktım?

Kapıdan giriyorum. Zemin bütünüyle kalın halıyla kaplı. Masalar, iskemleler sarı ahşap. Tavandan sarkan aydınlatmalar ortamı loş hale getiriyor. Duvarlar koyu renk. Bu eski dekor öğrencilik yıllarımdaki gibi. Yabancılık hissetmeden ortamı görebileceğim, merkezde bir yere oturuyorum. Bir kadeh viski, iki buzlu lütfen. Bar tarafına bakarken garson içkimi getiriyor. Kadehi kafama dikerken, elimle beklemesini işaret ediyorum, bir tane daha. İlk hızlı içişim değil. Eskiden bunu yabancılık çekmemek için yapardım. Şimdikiyse eski bir alışkanlık. Herkes kendi halinde, kuru dünyalarını birkaç kadehle ıslatmaya gelmişler. Herkes ben değil, belki keyiften içiyorlar. İkinci kadeh. Elimle tamam işareti yapıyorum, garson gidiyor. Ağır yudumlar alıyorum.

Böyle zamanlarda aklıma çocukken ailemin yanına dönmek istemeyişim gelir, eve geç girmek için nedenler uydururdum. Ya da yataktan geç kalkmak için, beş dakika daha. Hep bir şeylerden kaçıyordum sanki. Kaçtığım şey ömrümün evreleri boyunca değişti, sonra kendimden başka kaçacak kalmadı. Kendimi daha da yormalıyım. Kanepeye yığılıp gelmeyecek uykumu beklemeyi istemiyorum, ya da tavana bakmayı, buz gibi balkonda sigara tüttürmeyi. Bir sigara yakıyorum, garsona önümdeki boş kadehi işaret ediyorum. Başımı kaldırıp yavaşça etrafa bakıyorum. Sayıları azalmış, uzak köşelerde birkaç kişi var. İçkim tazelenirken, bu meretle eskiden neşelenirdim, diye düşünüyorum, şimdi göz dolduruyor. Gözümde mi büyütüyorum? Elim cebime, telefonuma gidiyor. Epey zaman geçti. Neredeler? Boş ver. İskemlede geriniyorum, gevşiyorum. Ayağa kalkıyorum. Kapıya bakıyorum, vazgeçiyorum. Buz isteyeceğim. Hem bahane olur. Barda benden başkası yok, barmen dışında.

Yüksek bar taburesine kuruluyorum. Uzun zamandır yapmak istediğim şeydi bu. Barmene, Buz alabilir miyim, diyorum. İki buz koyuyor. Aynada kendimi görüyorum. Hafiften kızarmışım. Teşekkür ediyorum. Bardakları düzenliyor, göz göze geliyoruz. Kaçta kapıyorsunuz. Saat biri geçince. Başımı sallıyorum. Klasik yalnız sarhoş muhabbetine karşı koymada güçlü sanırım. İşi yalnızca bardak doldurmak değil sonuçta. Böyle zamanlarda insanın konuşacak birilerine ihtiyaç duyması ayıplanacak şey değil ama ben giriş yapmayı beceremiyorum. Sigaramı alayım ben, masada kaldı, diyorum. Gel abi, burada iç. Kadehime bakıyor. Bir tane daha alır mısın, ikramım olsun. Eyvallah. Küllük uzatıyor. Pek sık gelmiyorsun sanırım, diyor. Eskiden çıkardım içmeye, bundan sonra daha sık yapacağım sanırım. Nedenini sorar gibi bakıyor. Yalnızlık desek, diyorum. Gözlerini eğerek tebessüm ediyor. Onun kimi vuracağı pek belli olmuyor abi. Alttan kadehini çıkarıyor, Sağlığına, diyor. Sağlığına. Kısa süren bir sessizlikten sonra. Senin nedenin ne, diye soruyorum. Hani yalnızlık diyorsun ya, diyor, kız arkadaşımdan ayrıldım. Kadınlara bu kadar değmez. Kendim de inanmıyorum. Üzme kendini, genç adamsın. Başkasını bulursun. Allahım ne kadar klişeyim! Benim gençliğime ver, sen neden dertlisin? Yalnızlık, böyle olmayı ben seçtim. Bütün bu zavallı halime rağmen kendimi seviyorum, diyorum. Alkolün etkisiyle konuşasım geliyor, kendimi durduruyorum. Anladığını söylüyor. O da benim kadar klişe. Nasıl anlayabilirsin? Azalan içkime bakıyorum. Gecenin geri kalanında idare etmeyecek gibi. Ne istediğimi anlarcasına bakıyor gözlerime. Anlamıyor. Onun için sadece bir müşteriyim. Gün sonunda benimle eğleniyor belki de. Sadece vakit doldurulması gereken bir adamım. Genç adama hak veriyorum. Sözlerimi dinlemek zorunda değilsin, diye içimden geçiriyorum. Kahve alabilir miyim? Mutfak kapandı abi, diyor. Bar taburesinden iniyor gibiyim. Gibiyim diyorum, çünkü arkadaki garsonun göğsüne çarpmasam yere düşecektim. Hesabı ödüyorum. Kaçış yok, beni boğana geri dönmeliyim. Dışarı çıkarken iyi geceler diliyorum.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR