Kediler baharı bizden önce duyuyorlar, belki de içlerindeki coşkunun da sebebi baharı herkesten önce duymalarındandır.
Bizse cemrelere güveniyoruz. Gözlerimizde, tenimizde hissedince farkına varıyoruz. Sevdiğimiz her şeyi kendimize benzetmeye çalışıyoruz. Bir kedi bahçemizde yavrulamışsa isim aramaya başlıyoruz. İncir, kadeh, şans, akşam... adı ne olmalı acaba? Kediler daha akşam sefası çiçeklerinin dibine yeni yeni yavrulamış, yavrular daha gözlerini bile açmamıştı. Kahvaltı sofralarında anne kedinin yavrularını bitap bir şekilde emzirmesi günün ibret alınası meseleler listesine yeni dahil olmuştu. Urfa işi sıcak fırın ekmeğinin kokusu dolmuştu sofraya, ekmeği, peyniri ve sıcak çayı yudumladım. İlaçları almak için küçük odaya girdim. Kapağında altın yaldızlarla 1991 yılı yazılmış ajandayı görmeseydim ya da sıradan bir ajanda olsaydı asla bakmazdım. Sert kapağı çevirdim. Okunaksız ve özensizce eciş bücüş bir yazı karşıladı. Altında bugünün tarihi vardı. “Rüyadan bir cümleyle uyandım. Her kâğıt kuş olmak ister. Cümleyi sabah sabah ağzımdaki iğrenç kurulukla tekrar edip uyandım. Neden her kâğıt kuş olmak istesin? Ya da neydi bu rüyanın anlamı.” yazmıştı. Oysa o gün onun kalktığını hatırlıyorum. Rüyadan bahsetmemişti bile. Kahvaltı yapıp çıkmıştı. Çıkmadan her daim yaptıklarını yinelemişti. Dişini fırçalamış, bıyıkları taramış, ayakkabıları boyayıp çıkmıştı. Bunları düşünürken elimde bardak olduğunu unutmuştum. Kulplu bardaktaki çay, mavi mürekkepli boyanın üstüne döküldü. Birden saçıldı ve sayfa hamur gibi oldu. Ne çok dırdır eder şimdi, niye karıştırdın, özel hayata saygınız yok… Sayfayı yırtsam? Yok yok, fark eder. Bunları düşünürken bahçe kapısından içeri dalmış kedi mutfağa doğru usul usul kıvrılıyordu. Ara ara mutfaktan tabak devirir kimse kıyamaz. Yine acıkmış ve bizimkilerden biri dolaptaki marketten alınmış sütü verecek. Odanın kapısında belirdi, miyav dedi. Acıktım der gibi baktı. Ben hamur gibi sayfaya bakıyordum. Tamam, dedim. Sayfayı yırtarım, çünkü çay olduğu lekelerden belli. Kedi düşürüp yırttı derim. Kendimi affettirmek için mutfağa gidip sütü çıkardım. Plastik bir tabağa koyup yine çiçeklerin dibine bıraktım. Tekrar odaya döndüm. Kurgunun gerçek olması için odayı, hatta kitaplığı biraz dağıtmam lazım. Detaycıdır, mutlaka anlar. Onun için kedi nasıl dağıtabilir diye düşünürken, yere çömelip ellerim ve ayaklarımla tam kedi gibi odanın ortasında durdum. Her şey ne kadar büyük göründü. Kitaplık kocaman bir gökdelen misali göründü gözüme. Alt raflardan kitaplara elimi vurdum. Kalemlik de vuruşumla yere yuvarlandı. İçinden bozuk paralar saçıldı. Kalemler, uç, silgi, hepsi saçıldı. Tam istediğim dağınıklık. Dizlerimin üstünde durup sayfayı yırttım. Avucumun içinde hamur gibi kâğıt var. Biraz nemli biraz soğuk. Sayfa yırtıldıktan sonra gerçekçi olsun diye ısırdım. Azı dişlerimin sivri kısmıyla ısırdım. Kedilerin dişleri küçük bu sebeple fazla iz bırakmadım. Ajanda ağzımdayken ayak sesleri duydum. Babam tuvalete giderken kapının eşiğinden baktı. Ben o an ne yapacağımı şaşırdım. Öylece odanın ortasında durdum. Açıklanması zor bir durumdaydım. Ajandayı ağzımdan çıkarıp masaya bıraktım. O tuvalete gitti. Birazdan beni çağıracaktı. Hay Allah! delirdiğimi düşünecek. Zaten evlenmemiş olmam onlara sürekli mazeret veriyor, bu sefer de delirdiğimi düşünüp üstüme daha fazla gelecekler. Tuvalet kapısı açıldı. Suyun sesi geldi. Vaktimin azaldığını düşünüp mazeret üretmeye devam ediyorum. Farkındayım, mazeret bulamıyorum. Kedi meselesini babama da yutturmaya çalışsam, desem ki acıkmış herhalde, mutfakta kimseyi bulamayınca odaya gelip dağıtmış. İnanır mıydı? Mahir’in ajandasını açıp okudum desem daha fazla kızacak eminim. İyisi mi kediden bahsetmeli. Uçurtmayı Vurmasınlar’daki Barış gibi Miki yaptı demeli. Bundan da bir ibretlik mesele çıkarır. Olur olmaz şeylerden ibret alınacağını düşünür. Bazı kadın kuşağı programlarından, kimin kimi aldattığı çok bilinmeyenli denklemlere dönen programlardan bile ibret alınması gerektiğini işaret parmağını sallaya sallaya “ibret alın ibret!” diyerek izler. Belki başkasının felaketiyle teselli bulan güruhtandı. Yine Akdamar Adası’ndaki kiliseye gidince de dış cephedeki kabartmalardan ibret alınması gerektiğini söylemişti. Hz. Yunus, Hz. İsa tasvirleri ve hayvan figürlerinin hepsini aklında tutmuştu. Kedi için de ibret alınması gerektiğini söylüyordu. Biz her sene gelip giden kedilerden sanmıştık. Oysa o kediler bahçede oynaya oynaya yazı da geçirdi. Ürkek ve insan görünce kaçan hallerinden yavaş yavaş arınmaya başlamışlardı. Yemek verilince koşa koşa gelip, minik ağaçlara tırmanma talimlerine bile başlamışlardı. Ağaca düz çıkıp, korkunca ters inmeye başlamalarını yine babam gülerek anlatmaya ve ibret alınmasına dair fetvayı sofrada vermişti. Sonbahara doğru artık bir çare bulunması gerektiğine kanat getirmiş olsa ki bahçede minik bir yuva yapmaya karar verdi. Yuvanın içine sap, yastık yüzü, üstüne bez, üstüne de pembe bir sünger koyarak konforlu bir yuva yapmıştı. Hafta sonları eve gelen torunların hepsi bir şekilde kedi korkusunu yıkmıştı. Derya’ysa hâlâ yabaniydi. Çocuklarının kedilere ellerini sürmesine aklı bile ermiyordu. Hele en küçük üç yaşındaki Eymen’in kedi peşinde koşturmasına aklı hiç ermiyordu. Kedinin olduğu odaya bile girmiyordu. Sonunda teslim olup, bebek gibi kediyi kucağına almasıyla ve ev halkının iknasıyla kediyle olan dostluk anlaşmasını imzalamışlardı. Sınır ve şartlar dahilinde kediyle dostlukları daim olmaya devam ediyordu. Böylece kışa kadar geldik. Kedilerin kışı, sığınılacak yer arayarak geçer. Sokak kedileri denize düşen yılana sarılır misali sobası tüten evlere sığınır. Sığındıkça kimi evden kovulur kimi ev sahiplerinin insafına gelir, kar kış dışarı salınmaz. Kar, senenin ilk karı yağmaya başladı. Şehrin üstü örtüldü. Her taraf beyaz. Kara en çok çocuklar sevinir yine en çok ihtiyarlar karlı bir günde ölmekten korkar. Kediler, en çok kediler korkar. İhtiyarlardan bile fazla.
Şaşılacak şey değil ki kediler ve insanlar olur olmaz şeylere şaşarlar. Hayatında kış görmemiş torunun meselesi de yine güne ibret alınması gereken bir mesele olarak girdi. Gökten kar yağdığını gören Eymen korkudan bağırmış ve babam yine ibret alınacak meseleyi bulmanın gururuyla sakalını sıvazlayıp başladı. Dün gece kar yağdığını hissedince kediyi aramaya çıkmış. Kedi damdaki ardiyenin oraya sığınmış. Hiç kar görmemiş ve kara basmaktan korkuyormuş, kucağına alıp sobanın kenarına getirmiş. Ellerini dizlerine vurup ibretlik meseleyi anlattı. Dayanamayıp kırkı yıllık dostlarını aradı. Sonra nedendir kediye isim bulmadığımızı düşündü. Kar olsun adı, bundan sonra adın kar. Kulağına ismini üç kere okuyayım mı? deyip güldü.






