Çocuk ve gençlik kitaplarının, yetişkinlerin yaşamında özel bir yeri olduğunu, dahası olması gerektiğini düşünürüm hep. Az sonra sizinle paylaşacaklarım da bir gençlik kitabından. Ancak başlarken yazarın önceki iki kitabına da küçücük yer vermek istiyorum. Art arda bir yazara ait üç gençlik kitabından söz edecek olmanın iyi hissettirdiğini söyleyebilirim. Sonrası için de bir şeyler söylemeye çalışacağım. Zira İçimdeki Melodi’den bir alıntıyı yazıma başlık yaptığım da ortada…
“Keşke her şeyi anlatabilmek için daha çok kelimem olsaydı.” (Sayfa 302)
Dilimize çevrilen ilk kitabı İçimdeki Müzik’le ilk gençlik edebiyatımıza hızlı bir giriş yapan ve bu kuşağın okuma listelerinden hiç eksilmeyen Sharon M. Draper, bizi cesur Melody ve onun müthiş mücadelesiyle ilk kitabında tanıştırmıştı. Melody’nin ılık bir meltem gibi esen kararlı sesi henüz kulaklarımızdan gitmemişken, yine Genç Timaş etiketiyle gelmişti Draper’in ikinci kitabı. Karışık da gündemimize hak ettiği yeri almıştı doğrusu. Draper, ikinci kitabı Karışık’ta da insanlık tarihinin en büyük meselesi ırkçılığa kafa yoruyordu. Annesi ve babası boşanmış 11 yaşındaki kahramanımızın, bir de tüm yaşamı boyunca gerçekliği olacak “siyah veya beyaz olma” sorunu vardı. Küçük Izabella’nın uğradığı haksızlıklar içimizde bir yerde durup kendine çentikler atarken, yazarın üçüncü kitabı İçimdeki Melodi çıkageldi…
İçimdeki Melodi; tekerlekli sandalyeye mahkûm, konuşamayan, beyin felci geçirmiş bir kız çocuğunun, Melody’nin, kendini kanıtlama, daha doğrusu kendini anlatma yolunda müthiş çabasına tanık olduğumuz, yazarın ilk kitabı İçimdeki Müzik’in devam eden hikâyesi…
Draper, kitapta, tutkusunun peşinden gidebilmek adına korkularıyla yüzleşen Melody’nin, artık daha büyük ve cesur bir genç kız olduğu yaşlarını anlatıyor. Yardımcısı ve Erika adını verdiği cihazı sayesinde çevresiyle iletişim kurabilen Melody’nin ağzından anlatılan roman, bana Christy Brown’un ünlü kitabı Sol Ayağım’ı hatırlatsa da geçiş romanlarında, yani ilk gençlik kitaplarında yazarların günlük hayatımızda tutunabilmemiz için “Gerekli her şeye sahibiz aslında,” duygusunu yaşatmak amacıyla yazıldığını düşündürüyor.
Duygularını, düşüncelerini, hayatta yapmak istediklerini sadece klavye yoluyla aktarabilen Melody, kendini şöyle anlatıyor:
“Ben mi? Evet, kafam zehir gibi çalışsa da vücudumun geri kalanı uzun süre güneşte beklemiş şekerleme gibi. Benim için takla atmak söz konusu bile değil, tabii eğer kazara tekerlekli sandalyemden düşmezsem. Yürüyemiyorum, konuşamıyorum ve ellerimi, parmaklarımı herkesin yaptığı gibi kullanamıyorum ama Bayan V kendime acımama izin vermiyor.” (Sayfa 12)
Vücudundan “güneşte beklemiş şekerleme gibi” tanımıyla söz eden Melody, aynı zamanda dışarıdan nasıl göründüğünün de bilincinde ve bu konuda şöyle düşünüyor:
“İşte, insanlar bize bakıyor. Çoğu yargılamıyor – sadece merak ediyorlar. Birkaçı birbirine fısıldıyor. Bazen beni işaret ediyorlar. Buna alıştım, artık onları görmezden geliyorum.” (Sayfa 16)
Bunu bazen farkında olmadan yapıyoruz sanırım; Melody’nin “artık onları görmezden geliyorum,” dediği şeyi. Bir parmakla işaret etmediğimiz kalıyor. Hayır, kötü insanlar olduğumuz ya da onları küçümsemek için değil. Çünkü onları anlayamıyoruz. Bizim başımıza gelmiş olsaydı ne yapardık, bilmiyoruz. Aslında hepsi sadece bu ve Draper, tam da burada elimizden tutmak için yazmış her şeyi. Bunun için, onun pusulasına uyup Melody’nin elini bırakmamak en güzeli…
Haftada bir gün kütüphaneye gidebilen Melody, dinlediği sesli kitaplar ile internetin arama motorlarından ulaştığı, yaşıtlarının hiç ilgi göstermeyeceği bilgilerle donanırken, göz attığı ilanlardan onun gibi farklı yeteneklere sahip çocuklara yönelik kamplar olduğunu keşfediyor. Sonra da bir kampa gidebilmek için can atıyor. Ormanda yürüyebileceği, çelik halatla uçabileceği ve hatta ata binebileceği bir yer düşleyen Melody, belki de sonunda gerçek bir arkadaş edinebileceği ve kendi kararlarını verebileceği, hatta kendi başına bir şeyler yapabileceği bir yer olduğuna inanmak istiyor.
Kullandığı bilgisayarın sürekli güncellenmesine rağmen aklından geçenleri aynı hızda klavyeye yazamamaktan şikâyet eden Melody, aslında sesinin neye benzediğine de kafa yoruyor:
“Böyle düşününce aklıma takılan soru –acaba sesim neye benziyor, kim bilir? Aslında sesler çıkarabiliyorum –başkalarına Uhh gibi gelen bir sesin Evet demek olduğunu ailem ve öğretmenlerim biliyor. Ve bir şeyi sevdiğimde hımlıyorum – sadece bunlar gerçek birer kelime değil. Bu da epey berbat bir şey. Belki üniversiteye gidince yapay diller üzerine uzmanlaşabilirim. İşte bu müthiş olurdu!” (Sayfa 18)
Aramalarının sonunda katılabileceği bir kamp bulan Melody, artık çok mutlu. Fark ediyorum ki, mutluluğu mutluluğum oluyor. Tanımı, benim tanımımmış gibi hissediyorum sonra…
“Daha önce kendi başıma hiç böyle bir şey yapmamıştım. Harika hissettiriyormuş. Ve kelimenin tam anlamıyla her şey için hazırdım! Kampın web sayfasının linkini kaydetmiştim, üstüne tıklamam yeterliydi. Ve işte Yeşil Koru Kampı, insanların “özel” ihtiyaçları olan diye adlandırdığı bir sürü çocuk ve hepsinin yüzünde bir gülümseme.” (Sayfa 25)
Sonraki sayfalarda Melody’nin kampa kabul edilişi ve kamp için yaptığı hazırlıklara tanıklık ediyoruz. Alınan her eşyayı ailesinden ayrı geçireceği ilk bir haftanın heyecanıyla tek tek anlatan Melody, roman boyunca bize kalpten hissedilen o gerçek mutluluğun tanımını yapıyor.
Kampta ilk günün hazırlık telaşı ve tedbir konusunun kaygısı arasında, bir de yaşam konforunun nasıl kurulacağı tedirginliği, her kampçıya 7 gün 24 saat refakat edecek bir rehber olacağının öğrenilmesiyle ortadan kalkıyor. Bu, Melody ve ailesinin içini nasıl rahatlatıyorsa, kendini akışa bırakan okuru da mutlu ediyor.
Kampta yaşananlar, genç kızlık huyları, alışkanlıklar ilgisini çekiyor Melody’nin.
“Rujlarla ya da göz kalemleriyle ilgilenebileceğimin annemin aklına geldiğini hiç sanmıyorum, oysa Penny’ye doğum günü hediyesi olarak oyuncak bir makyaj seti almışlardı. Şeker tadında bir dudak parlatıcısı ve lavanta renginde parlak bir göz farı. Penny, uuuu nidalarıyla paketi açarken bana neden hiç böyle bir hediye almadıklarını merak etmiştim. Sabahları çiçek kokulu bir kolonya sürmek benim de hoşuma giderdi.” (Sayfa 71)
Kamptaki bir haftanın ilk gününü, diğer kampçılar ve rehberlerle tanışmalarını da aynı heyecanla anlatıyor Melody. Kalacağı oda, yiyecekleri yemekler ve yeni arkadaşları, hepsi önemli bir ayrıntı oluyor onun için; nihayetinde o, ilk kez evinden ve ailesinden ayrılan bir ergen.
Kampta her oyun için ayrı bir heyecan, ayrı bir heves ve coşku duygusuyla yaşanan onca yeni şey, güven ve hassasiyet barındırıyor Melody’nin kalbinde. Özellikle havuz ve yüzme konusunun bunların başında geldiğini öğreniyoruz ilerleyen sayfalarda. Sağlıklı insanların katıldıkları kamplarda yaşanan her şeyin yaşandığı bu kampta, yüzmenin, kamp ateşi etrafında oynanan oyunların bile düşünülmesi, aklımın bir köşesinde bir süredir saklı duran bir sürü “keşke”nin yanına bir sürü “keşke” daha ekliyor. “Keşke dünyanın her yerindeki özel çocuğa/bireye bu olanaklar sunulabilse,” diye iç geçiriyorum.
Draper, Melody’nin katıldığı kampta yaşananları anlatırken doğa, arkadaşlık ve güven ekseninde olumlu yaşamayı, başımıza gelecek felaketleri öncelikle öğrenmek, sonra da anlamak ama daha önemlisi kavramak gerektiğini ve ancak bu şekilde dünyamızı daha yaşanılır bir dünya haline getirebileceğimizi de anlatmak istiyor. Müzik, sanat ve edebiyat ne işe yarar? Aktivite, eğlence neden gereklidir? Bütün bunlar sağlıklı insanlar için nasıl gerekliyse özel insanlar için de gerekli değil midir? Bu sorular kitabın ortalarına geldiğimde aklımın bir köşesinde biriken “keşke”lere yenilerini eklemek için çırpınışta…
Sonra sayfalar ilerliyor; giydikleri tişörtlerin üstünde kocaman harflerle “Bana Güvenebilirsiniz” yazısı olan görevlilerin özel kampçıların etraflarında dolaşmalarını ve her sorunlarıyla başa çıkmalarını minnetle okuyoruz.
Şimdi hayatlarını tekerlekli sandalyede geçiren insanlar geliyor gözüme; hiç ayağa kalkmadan, yürümeden, koşmadan, bir kez olsun tökezleyemeden, yüzemeden, dans edemeden, at binemeden… Cümle haline gelemiyor sıraladığım düşünceler; ne hissettiğimi tanımlayamıyorum sanırım bunları düşünürken. “At binmek” demişken, Melody’nin bindiği atla yaşadığı macerayı burada anlatmasam olmaz. Aslında anlatmak değil de atın, Melody üstüne bağlanmışken kaçtığı o anları ve dönüşünü, Melody’nin annesine yazdığı notu alıntılayarak duyurmak istiyorum.
“Merhaba, anne! Merhaba, baba! Kampta çok güzel vakit geçiriyorum! Bugün ata bindim! Evet, ben büyük, kahverengi bir atın üzerindeydim. Hava ilk başlarda güneşliydi ama sonra yağmur yağdı ve ben yanlışlıkla atımı tekmeledim, o da koşmaya başladı. Ah, söylemeyi unuttum – koşmaya başladığında üzerindeydim! Sadece biraz korktum. Tamam, belki çok korktum. Ama dizginleri çektim ve atı durdurdum – tek başıma. Kendimle gurur duyuyorum! Ben iyiyim. Cassie sizi arayacak. Merak etmeyin. Kamp harika. Sevgiler, Melody” (Sayfa 267)
“Kendimle gurur duyuyorum,” cümlesinin altını iki kez çizip, beş kez okuyorum. İşte bu duygularla geliyoruz son geceye; son gece dans gecesi ve kampçılardan birinin sesi duyuluyor: “Yürüyemiyorsak nasıl dans edeceğiz?” “Harika bir soru!” diye bağırıyor Cassie ve ekliyor:
“Kalplerimizle dans edeceğiz. Zihinlerimizle dans edeceğiz. Ruhlarımızla dans edeceğiz. Eğlenmek için dans edeceğiz. O yüzden bu gece, işte böyle eğleneceğiz.” (Sayfa 286)
Tekerlekli sandalyeyle dans olamaz mı? Tabii ki olur, neden olmasın? Oluyor da. Melody, dans edişini heyecanla anlatıyor.
“Jocelyn sandalyemi itti, çevirdi ve döndürdü. Kırmızı elbisem bacaklarıma dolanarak dalgalandı. Şarkıcıyla birlikte şarkıyı mırıldandım, incecik kollarımı birer kanat gibi gecenin gökyüzüne uzattım. Ve. Ben. Dans. Ettim.” (Sayfa 291)
Melody’nin kamp macerası biterken biz de artık kitabın son sayfalarındayız. Burada Melody’den alıntı yaparak yazıyı bitirmek en doğrusu sanırım. Başlarken dedim ya, keşke her şeyi anlatabilmek için daha çok kelimem olsaydı. Melody’nin kelimeleri yetiyor çünkü…
“Ve sonra yılanlar, kokarcalar, fırtınalar, ormanlar, göller ve kamp ateşleri hakkında okumak için kitapların içine dalacağım. Tabii ki atlar hakkındaki kitaplara da göz atacağım” Tabii ki arkadaşlarını ve rehberini de unutmuyor Melody ve ekliyor: “Yıldızların, ateş böceklerinin ve kamp ateşinin o titrek alevlerinin sihrini ve gizemini de” unutmayacaktır.” (Sayfa 311)






