Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Şubat 2021

Sanat

İkizini Öldürmek: Bu Kâbuslar Neden Cemil?

Pınar Damla Uzunoğlu

Paylaş

0

0


"Senin düşmanındır. Senin birinci ve seçkin benliğine saldıran ikincidir. Beni senin hesabına o korkutuyor. Öldürmelisin onu.”

Yukarıdaki alıntı Peyami Safa’nın Yalnızız romanında geçmektedir. Kitabın karakteri Samim, Meral’e söylemektedir bu cümleyi. Meral’e, içinde bir kanser uru gibi sinsice yayılan ikinci benliğini öldürmesini söylemektedir. İnsan ancak ikizini yani ikinci benliğini öldürdüğünde iyileşecek ve özgürlüğüne kavuşacaktır.

Bu Kabuslar Neden Cemil? kitabının incelediği bu dört filmde de ikizini öldürme çatışmasını güçlü bir biçimde görmekteyiz. İkizini öldürme çatışması aynı zamanda bize ben ve öteki çatışmasını da anımsatmaktadır. Ben’in varolma sebebi öteki’nin varolmasıdır. Ben dediğimiz özne, hem varolma sebebinin öteki olduğunu bilir, hem de kendinin bu derece dışında olan ve kendisine benzemeyen ötekiye dayanamaz ve onu yok etmeye, öldürmeye çalışır. Umut Tümay Arslan’ın kitabında ikiz ya da öteki kavramları bazen kadınlar ve “erilliğini kaybeden” erkekler üzerinden bazen ise baba-oğul çatışması üzerinden bizim karşımıza çıkar.

Bu Kabuslar Neden Cemil’dir kitabımızın başlığı. Cemil filmindeki bir replikten gelmektedir bu başlık. Cemil’in kabuslar gördüğü bir gece, sevgilisi “Bu kabuslar neden Cemil?” sorusunu yöneltir. Filmde, Cemil kabus görme sebebinin bozuk düzen olduğunu ve tüm bunları düzelemediğini anlatır. Bu kabus sahnesi öncesinde ve sonrasında verilen sahnelerle birlikte okunmalıdır. Kâbus sahnesinden önce, Cemil ve eşi Ayşe birliktedir. Ayşe, Cemil’i rüşvet almadığı, oğlunu iyileştiremediği için suçlamaktadır. Ayşe’nin olumsuz bakışı, Cemil’i olumlayan, onun karakterinde hiçbir pürüz, eksikliği kabul etmeyen bir bakışın da temsilidir. İzleyecilerin gözünde Cemil, halkın polisi, doğruluktan ve dürüstlükten kendi çıkarları için ayrılmayan ve doğru bildiğini terk etmeyen bir karakter olmuştur.

Kâbus sahnesinin ardından ise Tahsin ve eşinin sahnesine geçilir. Tahsin, kızını kaybetmiştir ve Cemil gibi doğruluktan ayrılmayan, meslek hayatı başarılarla dolu bir askerdir. Karısı ise, kızının ölümünden Tahsin’i suçlamakta, eğer Tahsin mesleğine kendini bu derece adamasa kızının da evden kaçmayacağını, ölmeyeceğini öne sürmektedir. Tahsin bu cümlelere sinirlenir ve karısına tokat atar. Ancak daha sonra yaptığından pişman olup özür diler.

Tahsin’in pişmanlığı ve özür dilemesi ise erilliğini, yani gücünü kaybetmesine, Cemil’in gücü karşısında güçsüz ve zayıf biri olarak algılanmasına yol açmakta ve Umut Tümay tarafından da bu şekilde yorumlanmaktadır.

Bu üç sahne birlikte düşünüldüğünde (Cemil ve Ayşe, Cemil’in kâbusu, Tahsin ve eşi) Cemil’in erilliğini olumlamak için bir arada verildiği anlaşılır. Cemil, film boyunca halkı korumaya çalışırken kendi oğlunun hastalığını iyileştirememiş bir babadır. Filmdeki üç karakter ise onun doğruluktan ayrılmayan ve yüceleştirilen karakterini göstermektedir. Eşi Ayşe, onun yaptıklarını eleştirirken izleyicinin gözünde yüceltmektedir. Sevgilisi ise Cemil kâbustan uyandığında ona hayranlığını dile getirmekte, Cemil’i çok iyi anlamakta ve onu sevmektedir. Tahsin ise Cemil’in tersine filmin erilliğini koruyamayan zayıf ve iktidarını kaybetmiş erkeği olarak karşımıza çıkmaktadır. Yukarıda da değindiğim “ben ve öteki” kavramları burada karşımıza çıkmaktadır. Erilliğini kaybetmiş, güçsüz bir erkek, Cemil’i olumsuzlayan eş ve ona hayran, anne şefkati duyan sevgili. Bu üç karakter de ideal erkek Cemil’in, ideal olduğunu ve gücünü gösteren ötekiler olarak yerlerini almaktadır.

Peki bu kâbuslar gerçekten nedendir? Umut Tümay, aşırı bir yorum olduğunu ifade etse de Cemil’in kabustan uyanma anının, “Tahsin Erkoç olma halinden” uyanma olarak da yorumlamıştır. Cemil, “Tahsin Erkoç olma halinden” erilliğini, yani gücünü koruyabilmesi bakımından ayrılmaktadır. Aynı zamanda gücünü ifade edebilmek ve kanıtlayabilmek için de “Tahsin Erkoç olma halinin” varlığına da ihtiyaç duymaktadır. Tahsin’in eşine cevap veremeyişi, bir anlamda erilliğini koruyamaması karşısında Cemil’in eşi Ayşe’ye doğruluktan kendi çıkarları için ayrılmayacağını ifade edişi yer almaktadır. Eşi Ayşe’ye cevap veren ve sevgilisinin bakışı ve sözleriyle olumlanan Cemil, erilliğini korumuştur. Hemen arkasından Tahsin Erkoç’un gücünü koruyamaması ise Cemil’in gücünü pekiştirmiştir.

Cemil, film boyunca öteki olmamaya çalışmaktadır. Erilliğini, gücünü korumalı, Tahsin Erkoç olmamalı, annenin yani kadının himayesinden ayrılmalıdır. Cemil, öteki denilen bu karakterlerden kaçarken, bir yandan da varolabilmek, gücünü kanıtlayabilmek için onların varlığına da muhtaçtır. Eğer onlar olmasa, Cemil de gücünü kanıtlama, doğru ve ideal davrandığını gösterme olanağı bulamayacaktır. Bu nedenle, Cemil’in kâbusu belki de ötekiyle mücadele ederken aynı zamanda ona da muhtaç oluşunun göstergesidir. İkizine ihtiyaç duyduğu için onu öldüremeyen ama onu öldürmedikçe de iyileşemeyecek bir benliğin uyanışıdır.

Cemil Dönüyor filminde ise, öteki-ben çatışması Cemil ve oğlu üzerinden karşımıza çıkmaktadır. Cemil, oğlunu kötü adamlardan koruyabilmek için annesiyle birlikte uzak bir yere götürmeye karar vermiştir. Cemil’in oğlu babasına güvenmemiş ve annesinin iradesine teslim edilmiştir. Daha sonra Cemil’in oğlunun kötü adamlar tarafından öldürülmesi de babanın gücünü kabul etmemenin ve kadının yanında olmaya mahkum olmanın bedeli olarak karşımıza çıkmıştır. Ötekinin, öteki olmanın olumsuzlandığını başka bir örneğin temsili olarak görülebilmekedir.

Ötekinin himayesine bırakılmanın olumsuzlandığı başka bir örnek ise Kılıç Bey filminde karşımıza çıkmaktadır. Silahını yasaya teslim edip ehlileşmeyi kabul etmiş Kılıç, annesine şehirden ayrılıp köye döneceğini telgrafla bildirmektedir. Kadın, özgür erkeği ehlileştirerek “başarı” elde etmiştir. Ancak, ehlileşmeyi kabul etmek, bir anlamda kadının himayesine girmek hemen cezalandıracak ve mutluluk getirmeyecektir. Kılıç, bir kuyumcunun ardından da bir gelinlikçinin vitrininde görünür. Gelinlik ve yüzük alışverişi yapan Kılıç, elinde paketlerle Cemil tarafından öldürülür. Yasa tarafından silahsız bırakılıp kadının ehlileştirmesini kabul eden erkek cezalandırılmış, öldürülmüştür. Bu sahne bir anlamda bu ehlileştirmeye karşı çıkıştır.

Kadının iradesine ve özgürlüğüne karşı çıkış Babanın Oğlu filminde de karşımıza çıkmaktadır. Murat’ın eşi Nevin çalışmak istemektedir. Murat ise bu isteğine karşılık Nevin’i azarlar ve odayı terk eder. Nevin’in çalışma talebi, erkeğin temsil ettiği gücü sarsmaktadır. Bu talep, babaerkil düzeni ve erkeğin hâkimiyetine, yani erilliğine zarar vermektedir.

Murat hapse girdiğinde ise erkeğin hâkimiyetinden ve kurallarından uzaklaşmış özgürleşmiştir. Çalışmaya başlamış, para biriktirmeye, yeni kıyafetler, eşyalar almaya başlamıştır. Murat’a hapisten çıktığında çalışmasına bile ihtiyaç olmadığını, hayatın müşterek olduğunu Murat hapse girdikten sonra anladığını dile getirmektedir. Murat’ın hapiste olması, Murat’ı kadından uzaklaştıran ve kadını bir başka kadının, yani Murat’ın annesinin himayesinde bırakan bir durum olarak açıklanmıştır. Murat’ın annesinin “Avrat kısmı anaya bile emanet edilmez a benim saf oğlum” sözü ise, kadının himayesinde olmanın yarattığı güvensizliği açıkça göstermektedir. Kadın, bir başka kadının himayesine verildiğinde, erkekten uzaklaşmakta, özgürlüğüne ve bireyselliğine ulaşmakta bu özgürlüğün ise sonuçları ağır olmaktadır. Cemil Dönüyor filminde annesinin himayesine bırakılan ve babasının iradesini reddeden çocuk öldürülmüştü. Burada ise Nevin, filmin sonunda karanlık içinde bir meyhanede içki masasında yoksulluk, zayıflık, çaresizlik, kısacası “yokluk” içinde bırakılır.

Kadından uzaklaşan Murat ise Nevin’in tersine olumlanan bir karaktere sahip olmuştur. Hapiste, karısı çalıştığı onunla dalga geçen ağaya kafa tutmuş, gücünü yani eril kimliğini geri kazanmıştır. Kadından arınan, kadınla ilişkili her şeyden kurtulan Murat, kadını terk ederek tek başına kalmıştır. Tek başına kalmak ise, ona eril gücü kazandırmıştır. Ağa-babayı dövmüş ve onun yerine geçmiştir.

Kadından arınmadığı sahnede, hapishanede dayak yiyen ve çalıştırılan Murat, kabustan uyanmıştır. Ötekiyi yani kadını yok etmiş, kadın sanılma korkusundan uyanmıştır.

Ağa-babaya kafa tutan Murat, onu dövmüş ve hakimiyeti ele geçirmiştir. Bu sahneyle Murat’ın dövüldüğü sahne adeta başa sarmıştır. Çünkü, Murat’ın hapishaneye düştüğünde yediği dayağın ardından gelen sahne ile ağa-babayı dövmesinin ardından gelen sahne birebir aynıdır. Gardiyanlar gelmiş, “Ne oldu?” diye sormuştur. Yerde yatan ilk sahnede Muratken, ikinci sahnede ağa-babadır. Ancak gardiyana verilen cevap aynıdır: “Acemiymiş, ranzadan düştü.” Kâbusun başladığı yere geri sarılmış, olması istendiği biçimde yeniden anlatılmıştır. Kadından yani ötekiden ayrılan Murat artık kudretini kazanmıştır.

Çaresizler filminde ise Kadir karakteri, arzulanan, ideal-imge olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadir, mazlumların dünyasında onları koruyup kollayan bir kahramandır. Sorunların aktarıldığı kişi ve onlara çözüm bulandır. Karşısında ise yok etmesi gereken iki figür vardır: Haluk ve Rafet. Kadir’in sevgilisi Fatma, filmde Rafet’in adamları tarafından öldürülecektir. Böylece kadın, erkeğin dünyasından da çıkarılmış olacaktır.

Nitekim, filmin ilk sahnesinden itibaren kadından uzaklaşmanın erkeğe güç kazandırması anlamına geldiği anlatılmaktadır. Kadir’in annesi, kötü adamlar tarafından tecavüze uğramakta ve öldürülmektedir. Karısının intikamını almak isteyen Osman ise mafyaya karışmaktadır. Annenin himayesinden babanın iradesi dışında ayrılan çocuk ise bu sefer babayla çatışmamış, babayla iradesiyle çatışmadan özgürlüğünü kazanmıştır. Bu nedenle babanın düzenine dahil olmuştur.

3 Babanın düzenine bu şekilde dahil oluş olumlandığı için Kadir ve Osman birbirine zıt taraflarda yer almasına rağmen çatışma hiçbir şekilde gerçekleşmemiştir. Osman, Rafet’in fedaisi olmasına rağmen filmin başında bize Osman’ın asla kötü olamayacağı ispatlanmıştır.

Filmde Osman’ın gücünü onaylayan başka bir karakter ise Müslim’dir. Erkek olmakla birlikte Müslim, Osman’ın karşısında “kadınsı” özelliklerle donatılmıştır. Cezaevinden çıkan Osman’ı sakin bir hayat yaşamaya ikna etmeye çalışır. Aralarında adeta bir itaat ve iktidar ilişkisi vardır. Erkeğin, “öteki”ne olan bağımlılığını, Osman ve Müslim karakterleri üzerinden de görmekteyizdir. Osman’ın güçlü erkek olarak konumlanmasını sağlayan Müslim’in kadınsı özelliklerle donatılmış olmasıdır. Yine “ben”in varoluşu ancak “öteki”nin varlığı ile ispatlanmaktadır.

Kadir’de ise aynı durum Fatma aracılığı ile sağlanmaktadır. Kadir, yaralandığında çaresiz ve edilgen bir biçimde Fatma’ya muhtaç olmaktadır. Fatma’dan bir bıçak getirmesini ister ve kurşun yarasını çıkarmak için ayna karşısına geçer. Bu sırada görüntü ikiye bölünür: Kadın ve erkek. Çerçevede solda, aynada, Fatma’nın Kadir’e bakışı sağda ise Kadir’in kurşun yarasını çıkarması. Erkekliğin onaylanması ancak kadının bakışı ile mümkün olmaktadır.

Sonuç olarak, filmlerdeki kadına bakış açısına ve baba-oğul çatışmasına baktığımızda ötekinin himayesini kabul eden “ben”in olumsuzlandığı görülmektedir. Babanın iradesini reddeden oğul, kadının hakimiyetine bırakıldığında öldürülmektedir. Kadından arındırılan ve baba ile çatışmayan oğul ise ödüllendirilmekte, eril kimliğini kazanmaktadır. Filmlerde “öteki” olarak kabul edilen karakterler olumsuzlanmasına rağmen, “ben”in varolabilmesi ve gücünü kazanabilmesi için de ihtiyaç da duyulan karakterler olmaktadır.

Filmlerdeki, kadın kavramına bakışı ve baba-oğul çatışması da şu şekilde özetleyebiliriz:

Kısacası, filmler babaya tam bir teslimiyet içermektedir. Kadının himayesinde kalma ve babanın iradesini reddetme filmlerde olumsuzlanmakta, babayla çatışan oğul filmde erilliğini kaybetmekte, gücünü kazanmamaktadır. Babanın Oğlu filminde, babası hapse düştükten sonra Ömer, yasanın temsilcisi olan Hüseyin tarafından yetiştirilmiş, Ömer yasa-dışı olan babası Murat’la çatışması ve öldürmesi sonucunda yasanın temsilcisi olan babanın himayesini seçmiştir. Baba ile çatışmanın olumlanması sadece başka bir babanın varlığı mümkün olduğunda gerçekleşmektedir. Kadının himayesinin seçilme durumunda ise oğul gücünü kaybetmekte ve zayıf bırakılmaktadır.

Filmlerde öteki olarak nitelenen her şey olumsuzlanmasına rağmen, “ben” yani erkek gücünü konumlandırabilmek için “öteki”ne ihtiyaç duymaktadır. Ötekinin bakışı ve sözleri olmadan “ben” eril güce sahip olmaması da söz konusu olmamaktadır. Her şeyin bir zıttı vardır ve her şey zıttıyla var olmaktadır.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yüzüklerin Efendisi’nin Bilinmeyen Ada..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sean Glatch

13 Ekim 2025

Serbest Dolaylı Anlatım: Üçüncü Tekil ..

Serbest dolaylı anlatım da tıpkı bilinç akışı gibi karakterin iç dünyasına odaklanır ama burada karakterin duygu ve düşünceleri önce düzenlenir ardından belli bir biçemde ifade edilir. Serbest dolaylı anlatımda yazar, hikâyeyi aktarmak için üçüncü ..

Devamı..

Denizin Canavarları: Kendi İzini Doğad..

Adalet Çavdar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024