Ken Kesey’nin Sıra Dışı Hayatı ve Guguk Kuşu
18 Ekim 2019 Edebiyat Hayat

Ken Kesey’nin Sıra Dışı Hayatı ve Guguk Kuşu


Twitter'da Paylaş
0

“Toplumun kendini bir işe adayan kişileri nasıl suçladığını bilirsiniz. Gerçek yeteneğimin ne olduğunu anladığımdan bu yana, küçük kasaba hapishanelerinde o kadar çok yattım ki bu konuda küçük bir kitap bile yazabilirim.” – Ken Kesey, Guguk Kuşu

Popüler klasiklerden Guguk Kuşu’nun yazarı Ken Kesey 2011 yılında kanserden öldüğünde altmış altı yaşındaydı. Kesey ünlü romanı dışında Amerika’nın Psychedelic dönemi (1965-69) üzerindeki etkisiyle, hatta bazı kaynaklara göre o dönemi tanımlayan adam olarak biliniyordu. Yazarın Merry Pranksters adında, komün yaşamı benimsemiş, hippi kültürüne ait bir topluluğun kurucusuydu. Guguk Kuşu romanıyla çıkış yaptıktan sonra, henüz yirmi dokuz yaşındayken Amerika’yı boydan boya dolaşıp New York’taki Dünya Fuarı’na katılmaya karar verdi. 1939 Harvester model rengarenk bir okul otobüsü içinde yola çıktı.

Bu sıradan bir yolculuk değildi. Kesey’nin Beat Kuşağı üyesi arkadaşı Neal Cassady (Jack Kerouac’ın Yolda romanındaki Dean Moriarty karakterinin ilham kaynağı) ile "Further" adını koydukları otobüsle yolculuk ettiler. Yanlarında Merry Pranksters grubundan kişiler de bulunuyordu ve tabii ki LSD katılmış portakal suyu. Bu yolculuk daha sonra Tom Wolfe’un The Electric Kool-Aid Acid Test romanıyla ölümsüzleştirildi. Wolfe’a göre bu yolculuk iki amaca hizmet ediyordu: “Birincisi Amerika’yı aydınlığa kavuşturmak, diğeri Kesey’nin yeni romanını halka duyurmaktı.” 

New York’s vardıktan sonra Ken Kesey Publishers Weekly’e konuştu: “Bu ülkedeki iletişim algısı felaket yozlaşmış. Ama ilerledikçe insanlarla iletişim kurmanın daha kolay olduğunu keşfettik. İnsanlar keşke farklı olmanın bir tehdit oluşturmadığını anlasa.” Ekip Kaliforniya’ya dönünce Kesey evinde “asit testleri” denilen partiler veriyordu. Bu partiler Kesey Ocak 1966’da tutuklanmamak için Meksika’ya kaçtığında son buldu. Kesey Amerika’ya dönünce, davaya çıkmayı beklerken son bir asit testi düzenledi. Bu test insanların LSD olmadan zihinlerini değiştirebileceğini savunuyordu. 

Kesey işte böyle tanınıyordu: Beat Kuşağı ve yola düşmüş hippilerin arasında köprü görevi gören, psychedelic sanat takipçilerinden Jefferson Airplane ve the Grateful Dead gibi müzik gruplarına, birçok kişiye ilham veren bir lider.

Wolfe kitabında aynı zamanda Ken Kesey’nin daha özel olan hayatında atıldığı maceralarına değindi. Kesey’nin ilk uyuşturucu deneyimini yaşadığı 1959 yılından önce Sonbahar’ın Sonu adlı romanını yazdığı ve bu romanın yayımlanmadığı doğru. Ancak bir hastaneye gidip haklarında az şey bilinen uyuşturucu özellikleri gösteren psikotomimetik ilaçları test etmek için gönüllü olduğunda yaratıcılığı, şaşırtıcı bir değişime uğradı. Kesey San Francisco’nun hippileri ile ilgili yazdığı Hayvanat Bahçesi isimli romanı üzerinde çalışmak ve fazladan para kazanmak için bir hastanenin psikiyatri bölümünde gece görevlisi olarak çalışıyordu. Oradaki hastaları izlerken onların tedavi olmak yerine bir sistemin içinde hapsolduklarına inanmaya başladı. Hastanede yaptığı gözlemler Guguk Kuşu’nun temelini oluşturdu.

Bir gün hastanede uyuşturucu aldıktan sonra birdenbire Şef Bromden ya da diğer hastaların ona hitap ettiği ismiyle Şef Broom’u kurguladı, hikâyenin Kızılderili anlatıcısı böylece doğmuş oldu. Amerikan yerlileri hakkında bir şey bilmemesine rağmen Şef Broom’un bakış açısı, şizofrenik aklı anlatmak ve aynı zamanda diğer iki karakterin (aralarına yeni katılan McMurphy ve acımasız Miss Ratched/Büyük Hemşire) arasındaki irade savaşını betimlemesine Kesey’ye olanak tanıdı. Şef Broom’un dengesiz zihinsel durumu ve Bay Kesey'in bunu kafasında kurması, yazarın hastaneyi, baskıcı Amerika’nın metaforu olarak ele almasını sağladı.

Guguk Kuşu 1962 yılında Viking Press tarafından yayımlandı ve birçok olumlu eleştiri aldı. Time’a göre roman bir protesto niteliğindeydi. Soğuk Savaş’ın etkileri 1950’lerde Amerikan edebiyatında fazlasıyla hissediliyordu. Hapsedilme, kontrol ve yalnızlık işlenen konular arasındaydı. Bireylerin objelere indirgenmesi, Ginsberg’in Howl (1956) romanı ve William S. Burroughs’un Naked Lunch'ı (1959) Kesey’in hayal gücünü en az uyuşturucular kadar etkiledi. Devletin bilimi kullanarak insanları kontrol etmeye çalıştığını, ancak başarısız olduğunu Kesey uyuşturucu deneylerine katılarak ilk elden deneyimledi. Kesey’nin daha sonra psychedelic kültürünün lideri olması Guguk Kuşu’nun yaratım süreciyle ilişkilendirildi. Şef Broom karakterinin uyuşturucu etkisi altında yaratılmış olmasına karşılık Kesey aslında karakteri yaratmasında en önemli etkenlerin Shakespeare, Dostoyevski ve Melville’in olduğunu, ilaçların onun için yalnızca bazı kapıları açtığını söyledi. Kendisi nasıl Wolfe tarafından hayal edilmiş bir karakter ise, Bromden de kendi hayal gücünden çıkma bir kişilikti. Bromden yalnızca Cooper, Melville ve Twain’in karakterlerinden değil, aynı zamanda Kuzey Amerika yerlilerinin hikâyelerinden bir şeyler taşıyordu. 

Birçok eleştirmen Şef Broom’u şizofren olarak betimlese de aslında o türlü mitolojilerde karşımıza çıkan soytarı figürü, yani asıl işlevi etrafındaki insanları yanıltmak. Romanın başında okura şöyle sesleniyor: “Bu olay gerçekleşmese de gerçeğin ta kendisi.” Bu tarz oyuncu figürler Kuzey Amerika Kızılderili edebiyatında sık sık karşımıza çıkıyor. Bu figürlerin ilkel geçmişin sembolleri olan, düzeni ve hiyerarşiyi yerinden sallamak üzerine kurulu yapıları var. Şef Broom herkesi sağır ve dilsiz olduğuna inandırır, ancak aynı zamanda kendini bu duruma hapseder. Güçlü fiziksel özelliklere sahip kocaman bir Kızılderili olsa da “kendi gölgesinden bile korkar”. Bu korkunun nedeni geçmişine ait bölük pörçük olaylardır. Ailesiyle yaşadığı yerde devletin hidroelektrik baraj kurmak istemesi birçok kayba neden olmuştur. Doğanın yerle bir edilmesi hastanedeki bireylerin makineleştirilmek istenmesi durumuyla örtüşür.

Bir tekerlemeden alınan Kesey’nin romanının adı (One Flew Over the Cuckoo’s Nest) okuru uygarlığın işleyişi ile doğanınkini karşılaştırmaya davet eder. Guguk kuşu yuvası “deli evi”ne gönderme olabilir (aynı zamanda kadın cinsel organları anlamı vardır), ama guguk kuşu ile deliliğin arasında kurulan bağ, guguk kuşlarının vahşi davranışlarından kaynaklanıyor. Guguk kuşları yumurtalarını, hepsine birer tane olmak üzere, diğer kuşların yuvalarına bırakır. Yumurtadan yeni çıkan yavrunun etrafındaki kuşlarla herhangi bir bağı olmadığından onları yuvadan aşağı atar. Dışlanan bir zorbaya dönüşür, olması gereken düzen bozulur. Darwin guguk kuşlarının bu davranışının içgüdü olduğunu belirtiyor, tıpkı karıncaların köleleştirme güdüsü gibi. Bir zamanlar Kızılderililer somonları kandırıp yakalamak için eski tekniklerden yararlanıyorlardı. Kesey roman boyunca sorar: O hâlde uygarlığın tuzakları, doğanın tuzaklarından o kadar farklı mıdır? 

Kaynak:

Robert Faggen, "Introduction", Ken Kesey, One Flew Over the Cuckoo's Nest, Penguin, 2002.

David D. Kirkpatrick, "Ken Kesey, Checking In on His Famous Nest", NY Times, 2001.

Edward Helmore, "How Ken Kesey's LSD-fuelled bus trip created the psychedelic 60s", Guardian, 2011.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR