Seçmenler “entelektüel” siyasetçilerden hoşlanmadığından, Başbakan’ın gerçekten bir “kültür düşmanı” mı olduğu, yoksa yalnızca öyle mi görünmeye çalıştığı kesin değil.
Bilindiği gibi, İngiltere’de Mayıs başında yapılan milletvekili seçimleri Avam Kamarası’nda çoğunluğu Muhafazakâr Parti’nin elde etmesiyle sonuçlandı.
[caption id="attachment_16336" align="alignleft" width="118"]

Graham Greene[/caption]
Muhafazakârların seçim öncesindeki koalisyon ortağı Liberal Demokratlar ve muhalefetteki İşçi Partisi ise ağır kayıplara uğradı. Bu durum elbette ülke basınında ayrıntılı olarak tartışıldı. Ama
Guardian gazetesi başka yayın organlarından bir adım daha ileri gidip parti liderlerinin yalnız siyasi tercihlerini değil, edebi tercihlerini de mercek altına aldı.
Guardian’ın ileri sürdüğüne göre, seçim sonuçlarının beş yıl daha başbakan kalmasını sağladığı Muhafazakâr Parti Genel Başkanı David Cameron, TV dizileri ve popüler müzik hakkında büyük bir açık sözlülükle görüş belirtmekle birlikte, sıra kitaplara gelince sessiz kalmayı tercih ediyormuş. Gerçi bir defasında şair Robert Graves’in Birinci Dünya Savaşı anılarıyla
David Copperfield’dan çok etkilendiğini, en sevdiği yazarın da Graham Greene olduğunu söylemiş, ama bunların okulda hazırladığı ödevlerden aklında kalan adlar olması mümkünmüş. Downing Sokağı 10 Numara’daki Başbakanlık Sarayı’nda yer alan dairesinde kısa bir süre önce çekilen fotoğrafta ortalıkta kayda değer bir kitap görünmüyormuş. Gene de, seçmenler “entelektüel” siyasetçilerden hoşlanmadığından, Başbakan’ın gerçekten bir “kültür düşmanı” mı olduğu, yoksa yalnızca öyle mi görünmeye çalıştığı kesin değilmiş.
[caption id="attachment_16337" align="alignleft" width="118"]

Ian McEwan[/caption]
Gazetenin, seçim sonuçları açıklanır açıklanmaz İşçi Partisi’nin liderliğinden istifa eden Ed Miliband’i de fazla yücelttiği söylenemez. Onun da Kennedy ve Roosevelt gibi ünlü siyasetçilerin biyografileri dışında okurken (ya da en azından elinde taşırken) görüldüğü tek kitap Ian McEwan’ın kısa romanı
Sahilde imiş. Issız bir adaya düşecek olursa yanında
Ulysses’in olmasını isteyeceğini de söylemiş, ama Joyce’un romanını bitirmesinin ancak böyle bir ortamda mümkün olabileceğini eklemeyi de ihmal etmemiş.
Seçimlerin ardından istifa edenlerden biri de Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Nick Clegg, ama bütün İngiliz siyasetçileri içinde kitaplara en bağlı olanın o olduğu da kuşkusuz. Bizzat
Guardian’a yazdığı bir yazıda Samuel Beckett’a duyduğu hayranlığı ayrıntılı olarak dile getirmiş. Bir söyleşide de bol miktarda roman okuduğunu, en fazla
Suç ve Ceza, Guiseppe Tomasi Di Lampedusa’nın
Leopar ve Gabriel García Márquez’in
Başkan Babamızın Sonbaharı’nı sevdiğini ve J.M. Coetzee gibi yazabilmek için çok şey vereceğini söylemiş. (Burada bir parantez açıp annesi Hollandalı, babası yarı Rus, eşi de İspanyol olan Clegg’in çoğu romanı orijinal dilinde okuyabildiğini de belirtebiliriz.)
[caption id="attachment_16343" align="alignleft" width="118"]

Coetzee[/caption]
Guardian’daki yazıda bütün bunlar hakkında herhangi bir yorum yer almıyor, ama zaten bir anlamda yoruma gerek de yok. Muhafazakârlar 25 sandalye kazanırken İşçi Partisi’nin 26, Liberal Demokratların da tam 49 sandalye kaybetmiş olmasının tek açıklaması İngiliz seçmenlerin gerçekten de entelektüellerden hoşlanmaması olamaz tabii, ama böyle bir bağlantı da yok değil gibi sanki. Yine de, edebiyatı gerçekten sevdiği belli olan Nick Clegg’in fazla üzülmesi gerekmez. Seçmenlerin kararı ne olursa olsun,
Leopar’ın ne kadar güzel bir roman, J.M. Coetzee’nin de ne kadar büyük bir yazar olduğunu görebilen birisine bazılarımızın yüreklerinde her zaman yer olacak.