Friedrich Nietzsche kırklı yaşlarındayken gözlerinde sorun yaşamaya başladı. Uzun süre kâğıda odaklandığında başağrılarından yakınıyordu. Bunun üzerine, yazmaya devam edebilmek için bir daktilo almaya karar verdi. Kızkardeşine yazdığı mektuplarda belirttiğine göre, doğrudan daktilonun mucidi Danimarkalı Rasmus Malling-Hansen ile irtibata geçti. 1882'de, renkli şeridi olan, 125 seri numaralı, taşınabilir en yeni modeli satın aldı. İlk modellerde kâğıdın geçişi görülmediğinden, Nietzsche'nin gözleri yorulmaksızın, yalnızca yazıyordu. Ancak besteci arkadaşlarından biri filozofun yazma stilinin zamanla değiştiğini, yazılarının daha da ciddileştiğini, argümanlardan aforizmalara, düşüncelerden sözcük oyunlarına, retorikten telgraf stiline kaydığını farketti. Müzik ve dildeki düşüncelerin sıklıkla kâğıt kalitesine bağlı olduğunu da tecrübelerine dayanarak savundu. Nietzsche'nin de bu savı kabul ettiği ve cevap mektubunda, “Kullandığımız yazı yazma araçları düşüncelerimizin şekillenmesinde rol oynarlar,” dediği söyleniyor.

Kurgusal metinleri elle yazmanın yararlarını pek çok yazar savunur ve bu konu da çok tartışılırken, kullandığımız araçların yaratıcı süreçte oynadığı rol için kesin konuşmak büyük bir itiraf olurdu. Bu arada, yarımküre biçimindeki ilk daktilolara writing ball deniyordu. The Hansen Writing Ball 1865 yılında Sağır-Dilsiz okulu müdürü, din adamı Malling Hansen tarafından ilk kez geliştirildikten sonra, 1870'de patenti alınmış ve üretimine başlanmıştı.






