“Tarihin en küçük birimi bütün tarihtir.” - Arnold Toynbee
Batı tarihini yazan metinler, özellikle Batı tarihi üzerine fikir yürüten, söz söyleyen, hatta yön veren metinler tam olarak neyi ele alarak yazılmışlardır, neyi anlatmışlardır, gerçekte neyi anlatmaları gerekir, neler profesyonelce atlanılmıştır? Doğu tarihinin kadim geçmişine, oluşturduğu ve yaşattığı uygarlıklara bakıldığında batı tarihinin “aşırı ben merkezci” tutumla sürekli hareket halinde olması, üstüne üstlük sömürü içeren yapısı batı tarihinin içine sorular silsilesiyle dalmamıza sebebiyet verebilir. İlerlemenin, genişlemenin, işgalin, yıkımların, ne kadar sahip olunursa olunsun yetmemenin tarihidir Batı tarihi. Bu yüzden Doğu tarihinin kadim uygarlığı karşında çokça gürültülü (tam da olması gerektiği gibi) çokça cafcaflı (olması gerekenden fazla) yani çokça bencildir. Dünya tarihi, insan soyu ve toprak ana kavramları düşünüldüğünde (Hatta Toprak Ana sadece bir kavram değil, başlı başına bir varoluş hâlidir) Batı tarihi üzerine söz söyleyen metinler okumak -Batı uygarlığının yakın dönümde kurulduğu gerçeğini de önümüze koyar isek- yerkürede bir noktayı temsilidir sadece. Fakat oluşmuştur kim ne derse desin ve Batı tarihi ile beraber haritalar yeniden çizilmiş, sınır kavramı belirginleşmiş, sınırlar yeniden oluşmuştur. İnkâr edemeyiz. Arnold Toynbee de işte tüm bu inkâr edilemez Batı tarihi üzerine yazdığı metinlerle yaşadığı dönem ve sonrasında birçok tartışmaya konu batı tarihi içeren metinler yazarak çağımızın en önemli tarihçileri arasına ilk sıradan girmiştir.
Arnold Toynbee’nin Ayrıntı Yayınları tarafından yayınlanan İnsan Soyu ve Toprak Ana kitabı, görüşleri ve yazdığı tarih metinleriyle tarih felsefecisi olarak anılan Arnold Toynbee’nin bölümleri, konu başlıklarıyla, tüm dönemleri ve olaylarıyla kapsadığı Batı tarihi alanının en nitelikli kitabı olarak raflardaki yerini aldı. 800 sayfalık bir kitaptan bahsedeceğim. Uçlarının nerelerden filiz verip, nerelere ulaşabileceğini, içeriğinin nasıl şekil alıp, dünya uygarlığının haritalar üzerinden geldiği noktaları dahi görüp, inceleyebilme fırsatı bulduğumuz İnsan Soyu ve Toprak Ana’nın alt başlığı da başlı başına kitabı okumamız için çok önemli bir etken: "Dünyanın Öyküsel Bir Tarihi". Edebi metinler tutkunu biri olarak öykü denildiğinde şöyle bir duruyorum, mutluluktan elbet. Çünkü “öyküsel tarih” nitelemesinin okumaya devam edip kitabın sayfalarını çevirdikçe nasıl da yerli yerine oturduğunu görüyorum. Bu hakikaten de bir tarih metni için çok fazla, özellikle Batı tarihi düşünüldüğünde.
Arnold Toynbee bir tarih felsefecisi olarak anılmasındaki en büyük etken tarihin konusunun kültürler olduğunu söylemesi. Kültürlerin dinamik yapılar olup, özelliklerini yaratıcı kişilerden almaları, dolayısıyla tarihin kültürler hakkında olumlu ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunmak yerine kültürleri anlamaya çalışması düşüncesi Arnold Toynbee’yi dünya tarih literatürüne önemli tarih felsefecisi olarak konumluyor. 1889'da Londra’da doğan, 1. Dünya Savaşı sırasında ülkesindeki her edebiyatçı gibi savaş bakanlığına bağlı propaganda bürosunda çalışan, bu esnada birçok propaganda metninin altına imzasını atan, o dönem Büyük Britanya ile savaş halinde olan Türkiye’yi de karalayan propaganda metni Mavi Kitap’ın çıkmasına öncülük eden, fakat daha sonra Kurtuluş Savaşı’nı yakından izleyenler arasında yerini alıp, Kurtuluş Savaşı kazanılmadan hemen önce 1922 yılında Türk ordusunun Yunan ordusu karşısındaki hayranlık içeren mücadelesini kaleme aldığı Türkiye’de ve Yunanistan’da Batı Meselesi başlıklı metnini yayınlayan ve bu metin dolayısıyla üzerinde oluşan baskı sonucu 1924 yılında bulunduğu kürsüden ayrılmak zorunda kalan Arnold Toynbee metinleri yakın tarihe düşülen çok önemli tarihi tespitler içerir. Uzak tarih Batı uygarlıklarına ve metinlerine hiç değinilmemiş midir peki? Değinilmez olur mu? İnsan Soyu ve Toprak Ana kitabı batı uygarlığı ve tarihi adına geniş kapsamlı içerik oluşturması maksadıyla yazılmıştır. Buyurmaz mısınız, kitaba doğru yol almaya başlayalım.
Bir Batı Tarihi Ömrü
Tarihin bir ömrü var mı? Dönemler ve kişiler bazında evet cevabını verebiliriz fakat bir ömürden bahsetmek pek de mümkün değil. Arnold Toynbee bir tarih aralığından konuyu giriş yapıyor elbet ve bu tarih aralığı Büyük Britanya üzerinden yapılıyor. Güneş Batmayan İmparatorluk ünvanı tarih sahnesinde dünyada bir tek Büyük Britanya’ya verildiğine göre (daha doğrusu onlar bu ünvanı aldığına göre) Arnold Toynbee’nin memleketinden giriş yaparak Batı tarihini anlatmaya başlaması abesle iştigal olmaktan çıkıyor. Kraliçe Victoria’nın 1897 yılına tekabül eden hükümdarlığının altmışıncı yıldönümü kutlamalarına gidiyoruz. Bu kutlama diyor Arnold Toynbee geçmiş olan altmış yıl üzerine düşünmeye sebebiyet vermiştir. “Batı 1837’yle 1897 arasında Dünya’nın geri kalanının hepsi üzerindeki üstünlüğünü tesis etmeyi bitirmişti. Bu 1897’den dört yüzyıl önce, Kolomb’un Atlantik’i geçişi ve Vasko da Gama’nın Portekiz’den yola çıkıp Ümit Burnu’nu dolaşarak Hindistan’ın batısına seyahat edişiyle başlayan bir sürecin tamamlanmasıydı.” Öğrenim görmüş her bir kişi kaç yüzyıllık dönemleri kapsadığına vakıf olamasa da ismi geçen tarihi figürlerin isimlerine aşinadır. Tarih sahnesi denilen gerçek hep bu yüzden çok merak edilir ve projektör ışıkları hiç kapanmayan dönemler üzerinden konulardan start alınarak anlatılmaya başlanır.
İnsan Soyu ve Toprak Ana 82 bölümden oluşuyor. Kitabın 800 sayfa olduğunu düşünürsek normal bir bölüm sayısına tekabül ediyor. Önsöz yakın tarih Kraliçe Viktoria dönemi ile start alıyor. Fakat bu durum Batı tarihine giriş için bir araç. Kitabın ilk bölümü olan "Görüngelerdeki Bilmece" ile insanın ana rahmine düşüşünden itibaren batı tarihi içerisinde yolumuzu almaya başlıyoruz ve biyosfer, insanın yeryüzüne inişi, milattan önceye bizi götüren, ta o zamanlardan başlayan teknolojik devrimler, Sümer uygarlığı ile başlayan tarihsel gelişmeler, Mısır uygarlığı, Akadlar, Ekümenik dönem, atın evcilleştirilmesi, bölgesel uygarlıkların oluşması, Mezo-Amerika’da uygarlıkların ortaya çıkması, Helenistik uygarlık, Hint uygarlığı, Çin uygarlığı, Asur militarizmi, ilk Pers İmparatorluğu, ardından Roma ve Pers İmparatorluğu ve Batı Hıristiyan alemi, peygamber ve devlet adamı Muhammet, İslam devletinin genişlemesi, Doğu Asya, Bizans İmparatorluğu, İskandinavyalılar, Ortodoks Hıristiyan alemine kadar çok geniş bir yelpazede, uçsuz bucaksız bir perspektif bilgisi aktaran Arnold Toynbee’nin insanı var oluşundan itibaren ele almasındaki sebepleri tarihsel bağlamlarıyla bir çok farklı unsurun iç içe geçmişliğini anlatma eğilimi içerinde olduğundan dolayı yapmak istediğini anlıyoruz. “Hayatın farklı türlere ayrımlaşması, hem kimi türler arasında rekabet yaşanmasını hem de kimileri arsında el birliği yapılamasını beraberinde getirmiştir. Bu birbirinin antitezi ilişkilerden hangisi, -her ikisi birden değilse- doğanın en önemli kanunudur? Bilinçsiz türlerin birbiriyle ilişkisinde ne el birliği ne de rekabet bile bile yapılan bir eylemdir ama insanlarda seçim kasıtlıdır ve bizde bu doğruyla yanlış, iyilikle kötülük arasındaki insana has fark ve antitez duyusuyla iç içe geçmiştir. İnsan doğasının kendi yapısından gelen ancak insan dışındaki türlerin doğasına yabancı bu etik yargıların kaynağı nedir?”
Arnold Toynbee’nin tarih oluşurken, tarih sahnesinde uygarlıkların kurulup, uygarlıkların yok oluşundaki insani küçük ayrıntılara çekmek istediği dikkat çok önemli. Eğer bir tarih oluşuyorsa bunu insan soyu oluşturuyor hiç şüphesiz ve yeryüzünün toprakları üzerinde oluşturuyor. Tek bir faktör veya birkaç ya da basit bir sebep-sonuç ilişkisi olmamalı tarihsel gidişata sebep. Neoletik dönem, milattan önce milattan sonra, Sümer uygarlığı, Mısır yazısı ve tüm uygarlıklar, uygarlık nitelemesinden doğan tüm keşifler, olaylar hiçbiri birbirinden bağımsız olmaksızın ortaya çıkıp sonra yok olmakta. Bu adı tarih olan bir varoluş silsilesi. Aynı zamanda yok oluş da…
Retrospektif
Genel olarak meydana gelmiş olayların gerisine, geçmişine bakmak, belirsiz olan geleceği görmek ile karşılaştırıldığında basit gibi görünebilir. Fakat basit gibi görünen geçmişe bakış, geleceği kurmak, kurgulamak adına elzem. İnsan Soyu ve Toprak Ana kitabının tüm bölümleri ve içeriği geriye bakışlarla inşa edilmiş. Tarih ancak bu şekilde oluşturulabilir, evet. Aynı zamanda geçmiş zamandan oluşturulan bu tarihsel yapı geleceğin nasıl şekillendiğini de bize göstermekte. Kitabın bu çift taraflı yapısı bir diğer en önemli özelliği. Arnold Toynbee tarih sahnesindeki bu ikili unsuru kesinlikle atlamaksızın kaleme almış tüm kitabı. Dünya şekil değiştirirken en önemli tarihi olaylara bizzat şahitlik etmiş olan Toynbee için gelecek en az geçmiş tarih kadar önemli. Hatta daha önemli.
“Gelecek henüz vücut bulmadı; geçmişin varlığı sona erdi ve bundan ötürü, geçmişin bir kaydı baki kaldığı sürece, kaydedilmiş hadiseler değişmez. Ancak bu değişmez geçmiş her zaman ve her yerde aynı görünüşü ortaya dökmez. Farklı zaman ve zeminlerde farklı görünür ve bilgimizdeki artış veya azalış da resmi değiştirebilir. Geçmiş hadiselerin birbiriyle ilişkilerine, göreceli önem ve anlamına dair görüşümüz kaçak geleceğin sürekli değişimi sonucunda durmadan değişir. Aynı geçmiş aynı ülkedeki aynı kişi tarafından, ilkin 1897’de, ardından da 1973’te incelendiğinde çok farklı iki resmi ortaya döker ve şüphesiz tıpkısının aynı geçmiş 2073’te Çin’de incelendiğinde çok daha farklı görüneceği gibi, 2173’te Nijerya’da incelendiğinde gene çok daha farklı gözükecektir.”
Tarih üzerine son derece geniş perspektiften bir bakış açısı ortaya koyan bu değerlendirme İnsan Soyu ve Toprak Ana kitabını kaynak kitaplar kategorisine yükseltmekte. Geçmişi çok iyi kavrayan tecrübeleri ve bilgi birikimiyle Arnold Toynbee gelecek günleri bir an olsun odağından çıkarmıyor. Onu diğer tarihçiler arasında ön plana çıkaran, önemli yapan unsur tam da bu. Uygarlıkların, keşiflerin, işgallerin, savaşların tarihini yazıp, bunları bize aktarırken şöyle bir paragraf yazıyor mesela gelecek günlere istinaden: “İlerlemenin meydana geldiği yegâne beşeri faaliyet alanı teknolojidir. Alt Paleolitik Çağ’dan makineleşmiş teknolojiye ilerleyiş alışılmışın sınırlarını aşmıştır. Teknolojide ilerlemesinin insan soyunda dayattığı sosyal koşullardaki değişimin bu alanda mesafe kat edilmesini gerektirmesine rağmen, insan sosyalliğinde buna tekabül eden bir yol alınmamıştır.”
İnsan Soyu Toprak Ana Ayrıntı Yayınları Ağır Kitaplar dizisinden tüm ağırlığınca ve kapsayıcılığıyla, Ahmet Aybars Çağlayan çevirisi le tarihe olan tüm saygı ve sevgisiyle okunmak adına sizleri beklemekte. Kitaplığınızda bir yer açın, okuyun lütfen






