Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

16 Nisan 2023

Öykü

İntihap

Murat Özsan

Paylaş

3

2


Dakikalardır dalgın dalgın yürüyor, arada bir çarptığı insanların sitemlerine aldırmadan yoluna devam ediyordu. Başı da hafiften zonkluyordu.

Sabah kahvaltı sofrasına oturduğunda keyfi yerindeydi oysaki. Banyoda dişlerini fırçalarken rüyasında Müge’yi gördüğünü hatırlamıştı. Ancak başka bir detay yoktu aklında. İçindeki huzursuzluk işte o sırada başlamıştı. Sanki kötü bir şeyler olacak hissi...

 “Rıfat... Hey, Rıfat!” Omzuna dokunan elle irkildi. Gözlerini çevirdiğinde Akif’in ona gülümsediğini gördü. “Bir saattir sesleniyorum. Bu ne dalgınlık.”

“Duymamışım,” dedi,

Beraber yürürlerken Arif durmadan konuşuyor ancak Rıfat dikkatini arkadaşına vermekte zorlanıyordu. Aklı hâlâ Müge'deydi; gerçi günlerdir ondan başka bir şey düşündüğü yoktu ya. Rüyamda ters bir şey vardı kesin. Bir erkek? Onu bir başkasının kollarında hayal edince kıskançlık zehirli bir hançer gibi yüreğine saplandı. Masallardaki prenseslere benzeyen kızın daha pek çok erkeğin hayallerini süslediğini iyi biliyordu. Hayır, kimse seni benim kadar sevemez. Senin için her şeyi yaparım. Kimsenin göze alamayacaklarını bile.

Bildiği kadarıyla Müge’nin erkek arkadaşı yoktu. Ya sevdiği birisi? Hançerin zehri usul usul kanına karışıyordu... Öte yandan kız zaman zaman kendisine öyle bir bakış fırlatırdı ki bunu düşündüğünde içinde bir ümit ışığı uyanmıyor da değildi. Neden olmasın? Hele geçen gün kantinde herkesin içinde ettiği o laflara ne demeli: “Çok hoşsun... Sevgilin olacak kız çok şanslı...” Diğer kızlar da bu sözlere anlamlı anlamlı kıkırdamamış mıydı? Yoksa ona mı öyle gelmişti?

Bunları sürekli düşünüyordu ama eyleme geçip Müge’ye duygularını açmamıştı henüz. Böyle bekledikçe belki de şansını yitiriyordu. Daha neyi bekliyorsun aptal!

Birdenbire sabırsızlaştı. Bugün açılmaya karar verdi. Artık sensiz bir gün bile geçirmek istemiyorum.

“Beni dinlemiyorsun,” dedi Akif.

Onu düşüncelerinden sıyıran arkadaşına tatsız bir bakış fırlattı. Dinlemek zorunda mıyım?! Ne demeye rastlaşmışlardı ki? “Haklısın. Kendimi iyi hissetmiyorum,” dedi.

“Neyin var?”

Ne diyeceğini bilemedi. Başını boş boş salladı. Akif arkadaşının yüzünü görünce başka bir şey sormadı.

Sokağın köşesinde durduklarında Rıfat’ın gözü trafik lambasının kırmızı ışığına takıldı. Bakışlarını ondan ayıramıyordu. Kor parçası gibi bir canlanıp bir matlaşan ışığın karşısında donup kalmıştı adeta. Derken harekete geçen kırmızı renk ağır ağır irisinden içeriye girip beyninin ön kısmına ulaşırken tedirginliği dehşete dönüştü. Çığlık atmak istedi ancak başaramadı. Alnının ortasında başlayan titreşim bir kara delik gibi bilincini yutarken gözleri hala lambadaydı. Görüntü, kapatma düğmesine basılan televizyon gibi tek bir nokta haline gelinceye kadar küçüldü ve sonunda tamamen karardı... 

***

Her yer karanlık. Korkutucu derecede zifiri bir karanlık hem de. Neredeyim? Yürüdüğüm sokak nerede? Ya bedenim? Hiçbir şey yok. Ne hareket eden eller ne bir gövde... Öldüm mü yoksa?

“Beni duyuyor musun?”

Duyduğu sesle irkildi. “Kimsin?”

“Kim olduğumun önemi yok.”

Cevaba bak! Kesin rüya görüyorum... Evet, öyle olmalı...

“Rüyada değilsin.”

Umarım kâbustan kâbusa geçtiğim, bir türlü uyanamadığım rüyalar gibi uzun sürmez...  Bir dakika! “Aklımdan geçeni duyuyor musun?”

“Elbette.”

“Nasıl?”

 “Bunun da önemi yok.”

“Öldüm mü, onu söyle bari!”

“Ölmedin.”

“Neredeyim o halde? Ya bedenim?”

“Soru sormayı bırak. Sana bir şey göstereceğim.”

Karşısında az önceki sokak belirdi. Televizyon ekranına bakıyor gibiydi.

“Kendini görüyor musun?”

“Evet.”

“Kavşağa yaklaşan kırmızı kamyonete iyi bak. Sürücüsü kalp krizi geçiriyordu. Az önce bilincini kaybetti.”

Yeşil ışıkta karşıya geçmekte olan yayalar kontrolsüzce ilerleyen kamyonetin üzerlerine geldiğini görünce panik halinde sağa sola kaçıştılar. Ancak Rıfat’ın olduğu taraftakilerin bazıları pek şanslı değildi. Araç, önünden kaçmayı başaramayanlara çarptıktan, birkaçını da altına alıp çiğnedikten sonra trafik lambasına vurarak durdu. Rıfat kanlar içinde yatanlar arasında kendisini de görünce ürperdi.

“Ölmedim değil mi? Az önce öyle dedin bana!”

“Hayır öldün.”

“Ama ama... Hani ölmemiştim?”

 Bedeni olmamasına rağmen kanı donmuş gibi hissetti. Olamaz!.. İyi ama bana bunları neden izlettiriyor ki?

“Çünkü sana bir seçim şansı vermek istiyorum.”

“Şans mı? Yani ölümden kurtulma ihtimali mi?”

“Evet.”

“Kabul ediyorum.”

“Ama bunun bir bedeli var.”

Hangi bedel ölümden daha güçlü olabilir?

Karanlıktaki sesler teklifini sunduğunda Rıfat öyle şaşırdı ki, olmayan kaşları yukarı kalkarken bir an ne diyeceğini bilemedi. Ancak sessizlik uzamadı.

“Hemen bir karar vermek zorundasın. Fazla zamanımız kalmadı.”

Ölümü tercih etmek... Bu ürkütücü yerde kalmaya razı olmak... Varlığının tepeden tırnağa ürperdiğini hissetti. Hayır, hayır... Yaşamak istiyorum.

 “Emin misin? Karşılığında ödeyeceğin bedeli iyi düşündün mü?”

“...”

“Cevabını bekliyorum.”

“Yaşamak istiyorum.”

“Yalnız seçimini bir daha değiştiremezsin ona göre.”

“Umurumda değil,” diye haykırdı. “Ben yaşamak istiyorum!”

“Son kararın bu mu?”

“Evet.”

“Pekâlâ. Artık geri dönme zamanı.”

Bir sessizlik oldu yine. Rıfat düşünmemeye çalışsa da bunu engelleyebilmesi zor hatta imkânsızdı.

“Döndüğünde konuşmalarımızı, burayı hatırlamayacaksın.”

Rıfat’ın olmayan yüz çizgileri gevşedi.

***

Tek noktadan başlayan ışık giderek büyüdü. Etraf tamamen aydınlandığında Rıfat kırmızı ışığa bakıyordu. Bir an başının döndüğünü düşündü. Eliyle alnını ovuştururken yeşil ışık yandı.

Akif’le yola adım attıkları anda hızla üzerlerine yaklaşan kamyoneti gördüler. Panik halinde kaçışanlar, tiz çığlıklar, ne yana koşacağını kestiremeyenler, birbirlerinin yoluna çıkıp yere devrilenler arasında araç birden burnunu sola çevirerek karşı kaldırımdaki kalabalığa yöneldi. Önünden kaçmayı başaramayanlara, ardından da direğe çarparak durdu.

Her şey öyle ani gelişti ki; inlemeler, çığlıklar, kırılan kemikler, yarılan kafalar, rengi yavaş yavaş kırmızıya boyanan asfalt karşısında şaşkınlıkla bir an donakalan insanlar...  

Peşine takıldığı kalabalığı yararken Rıfat’ın içindeki huzursuzluk giderek şiddetleniyordu. Derken yerde kanlar içinde yatan kızı gördü. “Müge!” diye bağırdı. Dizleri üstüne çöktü. Yaşam emaresi bulmak için elleri kızın yüzünde, kollarında gezindi, kalbini duymaya çalıştı. Fakat bedeni, sabit bir noktaya bakan büyümüş gözbebekleri kadar cansızdı.

***

Korkutucu derecede zifiri karanlıkta parlayan ışık alacakaranlığın sırıtışına benziyordu. “Sana demiştim,” dedi. “İnsanlara güvenmeyecektin.”

“Evet... Ama inanmak istedim,” dedi diğer ses.

“Kaçıncı defa?”

YORUMLAR

Gülnur Payzanoğlu

Bitmesin istedim. Teşekkürler.

25 Nisan 2023

Gülnur Payzanoğlu

Bitmesin istedim. Teşekkürler.

25 Nisan 2023

Öne Çıkanlar

Tıbbın Askeri Deyimlerle İstilasıFaik Çelik
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adrien Rivierre

26 Ocak 2025

Makine Çevirisinin Bilişsel Kapasitemi..

Yeni bir dil öğrenmenin beynimizi doğrudan etkilediği uzun süredir bilinen bir gerçek ama bu etkinin boyutu hâlâ tartışma konusu. Makine çevirisi, yapay zekâ teknolojisindeki hızlı gelişmeler sayesinde kısa süre içinde hayatlarımıza ..

Devamı..

Antalya’nın En Büyüleyici Antik Kentleri

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024