Çocuk ve genç okuyucuyu sabit bakış açısında kök salmamaya teşvik etme dürtüsüyle yazıyorum.
Ayşe Yazar: AşrıOrman’da yarattığınız dünyada doğa, başlı başına bir karakter olarak yerini alıyor. Zaman zaman kişilerin iç dünyasına yolculuklar yaptıran, fikirlerinin derinleşmesine imkân veren bir öge gibi sunulan doğa, bu kitapta bir karakter olarak yerini nasıl aldı?
İrem Uşar: Eğer doğada sessizce yürürseniz, bir süre sonra patikalarında dolandığınız şeyin başlı başına bir “karakter” olduğunu hissedersiniz. Ormanda yürüyorsam ağaçlara, ağaçların arasında dolanan ışık ve gölge oyunlarına bakar, yaprakların rüzgârdaki hışırtılarını, kuşların farklı ötüşlerini, kanat seslerini dinlerim. Yanından geçtiğim bir dere varsa onun akışını, yaprakların salına salına suya düşüşünü, her köşedeki hummalı işleyişi izlerim.
Toprak, su, ağaç, gökyüzü, güneş, ay… Her biri ayrı ayrı ve bir arada, varlıklarıyla ilham verici. Hiçbiri bana olağan gelmiyor. Aksine, var oluş biçimlerine ve böbürlenmeden biz insanlara yaşamak için gerekli oksijeni, suyu, besini sağlamalarına saygı ve hayranlık duyuyorum. Belki de duyduğum bu saygı yüzünden doğayı öykülerimde görünür kılmak istiyorum. Çocukların, yaşamı besleyen bu karakterleri önce fark etmelerini sonra kardeşlerini sever gibi sevmelerini ve korumalarını diliyorum.
AşrıOrman romanımda, Kökdiyar gibi ormansız bir halkın yanı sıra orman halkları da yer alıyor. Kitabın üç ana karakteri Sidra, Bika ve Enerro’nun fikirleri, orman halklarının temsilcileriyle ağaçlar hakkında sohbet ettikçe derinleşiyor. Üç genç, ormansızlıklarının nedenlerini sorgulamaya başlıyor.
AY: Bika’nın annesi Adenna, cesur bir harekette bulunup oğlu Adenu’ya hayalaçan armağan ediyor. Hayalaçan ile bağlantılı olarak yaşananları düşündüğümüzde çocuklar için yazan yazarları da bir çeşit hayalaçan olarak görebilir miyiz?
İU: Öyle olmasını diliyorum. İyi bir öykü bir “hayalaçan”dır elbette, benzetmeniz için teşekkür ederim. Çocuk ve genç okuyucuyu sabit bakış açısında kök salmamaya teşvik etme dürtüsüyle yazıyorum. Düşünce çemberimizi kapandığı yerden kırmak bizi özgürleştirir. Bika’nın yaptığı gibi altından girip üstünden çıkan, “bir de şu açıdan” bakan, öğrenmek için tartışabilen böylelikle fikrini esneten karakterler kurgulamayı seviyorum. Gayretim, okuyucuyu bir maceranın akışında minik adımlarla özgürleştirmek.
AY: Gerçek hayattan oldukça farklı bir dünyada, gerçek hayatın meselelerine değiniyorsunuz. Okurlarınızın bunu sadece kurmaca bir metin olarak algılama ihtimaline karşı hayatlarına aktarmaları adına nasıl bir yöntem tercih ettiniz?
İU: Çocuklar, fantastik romanları okurken, bugünküne hiç benzemeyen (aynı nedenle dikkatlerini canlı tutan) bir evrende farklı karakterlerin macerasına eşlik ederler. Güvenli alanlarında, -belki sınıfta, belki kendi odalarında- yolculuğa çıkarlar. Karakterlerin değişim ve dönüşümlerine adım adım tanıklık ederler. Bu yalnız okuma, zihinlerinde yeni patikalar açabilir, sorular doğurabilir. Bir de kılavuzlu okuma yolculukları var. Ortaokulda bana kılavuzluk eden iki şahane edebiyat öğretmenim sayesinde kitaplarla ilişkim derinlik kazanmıştı. AşrıOrman’ı okurken sınıfta geliştirici tartışma konuları açılmasını umuyorum. Sonrasında, okul söyleşilerinde okurlarımla buluştuğumda fikirlerimizi paylaşacağız. Bu da üçüncü katman olacak.
Sınıfta yapılabilecek etkinlikler de hayal ediyorum. Kökdiyar’da her çocuğun bir “ağaç ikizi” var. Çocuklar, ağaç türlerine göz atıp kendi ağaç ikizlerini seçtikleri bir sınıf araştırmasına koyulabilirler örneğin. Böylece doğadaki çeşitliliği fark edeceklerdir. Sonrasında, orman adı verilen topluluğun bu çeşitliliği kucaklayan ve birinin diğerini değiştirmeye çalışmadığı yapısını fark edeceklerini umuyorum. Zayıf düşen ağaca, kökleri aracılığıyla besin göndererek destek olan diğer ağaçların varlığını bilmek çocuk okuyucuda neyi değiştirir? Ya da her nefes verişte atmosfere saldığımız karbondioksiti ağaçların oksijene çevirdiğini ve bizlerin oksijen olmadan yaşayamayacağımızı öğrenmek çocuk okuyucuyu nasıl etkiler? Yetişkin olduklarında ellerinin ağaç kesmeye varmayacağını umalım.
Fikirleri tartışmaya açtığınızda çocuklar doğallıkla felsefe yaparlar. Orman, Bika, Sidra ve Enerro’dan ve tüm Kökdiyar gençlerinden tam da bu nedenle, yani felsefe yapmalarını engellemek için gizleniyordu.

AY: Kitabın üç önemli çocuk karakteri Bika, Sidra ve Enerro uyumsuz gibi görünse de nesillerinin hayatlarında fark yaratan girişimin öncüleri oluyorlar. Bu üç karakterinizle okurlarınızda nasıl bir değişim ya da etki bırakmayı amaçladınız?
İU: AşrıOrman okuyucuları, dilerim Sidra’nın neşesini ve rengini korumak konusundaki ısrarını severler. Bu pembe saçlı kızdan, korkunun cesarete engel olmadığını da öğrenebilirler. Bika, sabit bakış açısıyla bir ömür geçirmek yerine durumlara farklı açılarından bakabilen bir genç kız. Enerro ise yaşananları daha yukarıdan gözlemleyebiliyor. Karakterlerin üçü de, Kökdiyar’da “farklı” olarak tanımlanan ilham verici özelliklere sahip.
Ailelerimiz bizlerin hamurunu, kendi nesillerinden öğrendikleri tarifle yoğuruyor. Böylelikle nesilden nesile düşünsel, kültürel bir aktarım gerçekleşiyor. Hamurumuzu tümden değiştiremeyiz belki, ancak yaşam sürecimizde eklediğimiz malzemelerle ona, özgün bir lezzet kazandırabiliriz.
AY: Takra, doğanın mesajlarından birinin bir kuyuda kapalı kaldığını, okunmayı beklediğini söylüyor. İleride insanoğlunun böyle bir kuyudaki mesaja ihtiyaç duyacağını varsayalım. Bugünün anlayışıyla nasıl bir mesaj bırakırdınız?
İU: “Bunu gördüysen… Bir çocuğa açıklayamayacağın şeyler yapmayı bırak.” Mesajım bu olurdu. Çocuklar belli bir yaşta hep “neden, niye?” diye sorarlar. Bu soru sorma döneminin, -yorucu olmakla beraber- çocuğun ebeveynleri ve akrabalarına, kanıksadıkları en basit kavramları yeniden düşünme ve sadeleştirerek aktarma fırsatı sunduğunu düşünüyorum. Bu zihinsel egzersizler, anne babalar için bazen çok zorlu bazen çok keyifli olabiliyor.
Masumiyet, durmuş oturmuş sistemimizi sarsabilecek en güçlü şey. Maden sahası açmak için, yıllanmış ağaçları deviren ve onlarca türün yuvasını dağıtanların karşısına geçip masum gözleriyle “neden?” diye soran bir çocuk hayal ediyorum. O çocuğa, bu yıkımı açıklamak mümkün mü? Mümkün değilse, çocuk ikna olmuyorsa ve sen de “bunu gördüysen” dur. Bak aslında vicdanın ormanı yok etmemeni söylüyor.






