Madam Agavni cezaevinden çıkan Muhsin Bey’e şöyle dedi: “Evimizi yıkorlar. Bütün Beyoğlu’nu yıkorlar.” Muhsin Bey / 1987
İstiklal bizimdi, ama çok eskiden.
Bir zamanlar Beyoğlu diye bir yer vardı. Kadınlar şapkasız, erkekler kravatsız dışarı çıkmazdı ama anılar hiç unutamayacağımız güzel bir rüya gibi belleklerimizde kaldı. Şapkalı ve ince topuklu ayakkabılarıyla caddede yürüyen kadınların ve kravatlı erkeklerin yerini, saç ektirdiği için kafası bezli gezen, etek uçları yerdeki çöpleri süpüren, terlik sesleri caddeyi çınlatan turistler aldı. Osmanlı zamanından günümüze kadar çeşitli değişimler geçirse de her zaman İstanbul gece hayatının merkezi olan Beyoğlu özelikle son on yıllık dönemde seçkin duruşunu kaybetti. O eski İstanbul semti sayısız nargileci ve bin bir farklı baharatın birbirine karıştığı ağır yemek kokularına yenik düştü.
Beyoğlu ve Beyoğlu’nu seven kesim artık yenildi. Semt şekil değiştirmeye başladı. İlk dönemlerde esnafla yapılan röportajlarda, sıkıntılar dile getirilirken masaların azaltılması hatta bazı yerlerde kaldırılması nedeniyle işlerin yüzde elli azaldığı belirtildi ama her zamanki gibi sorunlar çözümsüz kaldı. 2011 yılında ilk kırılma yaşandığında tesadüf bu ya Beyoğlu henüz Arapça tabelaların bu kadar boy gösterdiği bir yer değildi ve Beyoğlu’nda vakit geçiren aydın kesim bütün bunların olabileceğini aklından geçirmiyordu. Dünya, olmayacak her şeyin olabileceği bir yer ve herkes göründüğünden daha tehlikeli olduğundan Beyoğlu gözümüzün içine bakılarak, yüzümüze gülünerek, sırtımız sıvazlanarak değişti, dönüştü. Eskilere ne oldu peki? O güzel mekânlar, haciz arabalarına ve nakliye kamyonlarına yüklenen eşyalarıyla hepimizin hatıralarına gömüldü.
Fransız turistlerin gezdiği Galata sokakları, edebiyat okulu gibi hizmet veren Cihangir kafeleri, cumartesi geceleri okul yorgunluğunu atmak için öğrencilerin Burger King önünde buluşup yeni bir dünyaya girer gibi heyecanla yürüdüğü İstiklal Caddesi artık çok eskilerde kaldı. Bazı röportajlarda Beyoğlu hiçbir zaman bitmez deniyor. Her geçen gün daha kötüye gidiyor olması bittiğini göstermiyor ancak bir şeyin devam ediyor olması onun güzel olduğu anlamına da gelmiyor. Çok sesli ve çok kültürlü bir yer olan Beyoğlu hızla tek sesli bir yere dönüşüyor. Eskiden kitap ve plak sergilenen vitrinlerin bazılarında şimdi sanki dünyanın bütün şekerlerinin eritilerek üzerine dökülmüş gibi görünen garip tatlılar duruyor. Nargileciler arasında nefes almaya çalışan bir kitapçı dükkânı bulduğunuzda çölde su bulmuş gibi seviniyor insan.
Sinema çıkışlarında oturup izlediğiniz filmi eleştirirken bir yandan da biranızı yudumladığınız, geleceğe dair umutlarınızı da masaya koyduğunuz -çünkü o zamanlar gelecekten umut vardı- Beyoğlu’nun simgesi haline gelmiş The House Cafe, Hardrock Cafe de elimizden kayıp giden mekânlardan. Kitapseverlerin uğrak mekânı olan Aslıhan Pasajı’na girdiğinizde aradığınız kitapla karşılaştığınız an duyduğunuz heyecanı hatırlıyorsanız şu anki içler acısı halini görmezsiniz umarım. Bir meyhane kapanıyor, onlarca nargileci ve restoranı açılıyor. Beyoğlu yavaş yavaş elimizden kayıp gidiyor.
1954’de kurulan ve sahibi Refik Aslan’ın Beyoğlu gece hayatına adını altın harflerle yazdırmayı başardığı Refik de Beyoğlu’ndaki yok oluşa yenik düştü. İmroz da kapanan meyhanelerden biri ne yazık ki, belki de ben bu yazıyı yayına hazırlarken başka bir Beyoğlu meyhanesi işler kötü gittiğinden bahsediyor, yaklaşan kaçınılmaz sona kendini hazırlıyor.
Kapanan bir başka meyhane ise Degüstasyon oldu. Orhan Veli, Canan isimli şiirinde Degüstasyon Meyhanesi’nden şöyle bahseder: “Canan ki Degüstasyon’a gelmez. Balık Pazarı’na hiç gelmez.” Ah be Orhan Veli, şimdiki Beyoğlu’nu görsen ne sen gelirsin, ne de Canan’ı getirmeye kıyabilirsin. Degüstasyon’un yerine de, yerlerde oturarak yapılan bir börek türü olan saç böreği lokantası açıldı.
Beyoğlu’ndaki durumu yaprak dökümü olarak adlandırmak bile artık lüks, çünkü ortada bir ağaç kalmadı. Bu satırları yazarken Ahmet Kaya’nın Yüreğim Kanıyor şarkısı çalıyor kafamın içinde. Biri saksımızı çiğneyip gitti, biri şarabımızı döktü. Kaya’nın şarkısında da söylediği gibi hiç yoktan susturuldu şarkımız.






