Açlık
3 Ağustos 2019 Öykü

Açlık


Twitter'da Paylaş
0

İşten eve geldiğimde karımın  ilk sözü, “ Hoş geldin, aç mısın,” oldu. “Pek değil,” dedim. Hâlbuki çok açım. O yaşıma kadar önüme ne konsa silip süpürdüm. Sofra çoktan hazır, zavallı karım bana ve küçük pehlivanı andıran oğlumuza yemek yetiştirmek için dört dönüyor.

“Kaç gündür ağzına lokma götürmüyorsun. ” diyor karım, tepki veremiyorum. Kendimi banyoya zor attım, yemek kokuları başımı döndürüyor.

 Bugünkü toplantıda faaliyet raporları incelenirken bir süre dalmışım. Kendime gelip silkindiğimde müdürün muhasebeci kadını azarladığını gördüm. Şirketin durumu galiba iyi değil. Allahtan sızdığımı gören olmamıştı, sadece karşımdaki genç mühendis sırıtıyordu. Yanımdaki stajyer kıza kur mu yapıyor bana mı bakıyor anlamadım. Öğlen birkaç kaşık çorba içebildim, tadı acı turşu suyu gibiydi. Masadan kalktığımda genç mühendisin iştahla yediğini gördüm. “Afiyet olsun,” dedi pis pis.  Kafasına geçirmek istedim tepsiyi.

  Sevgi, iyi misin, diye seslene seslene hal oldu. Ağzını her açtığında kusacak gibiyim.  Oğlum Cenk, yemek ne zaman hazır olur, diye söyleniyor. Suratıma defalarca soğuk su çarptım. Sanki aynadan başka bir adam bakıyor. Gözaltları torba torba olmuş, sakalları sivrilmiş,  suratı sönmüş kirece dönmüş bir adam bu. Karım beni başka bir benle aldatıyor, uyuşuk, işe yaramaz benle. Annemin sesi yankılanıyor, serçe parmağımı  kulağımın köküne kadar sokuyorum, “Aç ağzını yavrum, he şöyle, tadı güzel mi?” Zihnimden çık artık, rahat bırak.

Sofraya oturdum,  en sevdiğim yemekler masada.  Yirmi yıllık evliyiz, Cenk'ten başka çocuğumuz  olmadı. Memnun karım, yarma oğlanı seviyor. Bazen kıskansam da belli etmiyorum, kanım ısınamadı bu çocuğa. Nedense bana hiç benzemiyor. Küçükken sınıfındaki, mahalledeki çocuklardan hep dayak yerdi. Yüzü gözü şiş eve gelirdi. Hanımın bağıra çağıra, şu çocuğa hakkını aramayı öğretemedin, sözlerine hep içerledim. Ben nasıl öğretecektim bunu, bilmediğim şeyleri nasıl öğretebilirdim.

Göz göze geldik,  koca suratını öne eğerek sırıttı. Sanki arkasından atlı koşturuyor. Et soteyi bitirmiş, gözü ortadaki mücver tabağında. Masadan kalktım, Sevgi ne oluyor der gibi yüzüme bakıyor. Cenk’in elleri kolları yerinde durmuyor, sıra tavuklu pilavda. Lokmaları her ağzına attığında suratı büyüyor, patlıcana dönüşüyor. Üzerime aniden derin bir üşüme geldi, vücudumu silkeledim, düşmemek için masanın köşesine tutunuyorum. Ağırlığıma dayanamayan masa sallanıyor, karım yerinden zıplayarak koluma atıldı. Oğlan gömüldüğü tavuklu pilavdan kaşığını çekti  Masanın tam ortasına kapaklandım, her yer simsiyah.

Kısa süreli baygınlığım evdeki herkesi sarstı. Kendime geldiğimde biricik kedimiz Teker suratımı yalıyordu. Teker, ben ve oğlan gibi toparlak bir şey, yeşil gözlü, kahverengi sarılı tüyleri var. Pencerenin önünde işten dönüşümü bekler, ben gelince taklalar atarak mırıl mırıl konuşur. Gözlerimi açık görünce suratımı yalamayı bıraktı. Burnuma ıslak dilini değdirdi, başımın yanı başında düşen tavuk budunu kaptığı gibi ortadan kayboluyor.                                                                                       

            Sevgi limon kolonyalarıyla tepemde dolanıyor. Cenk tam karşımda şok içinde kalmış, zavallı çocuk. Babasını ilk defa baygınken gördü, elinde kaşık tip tip bakıyor. Onun hali içimi acıttı, keşke hiç uyanmayıp bu çaresiz suratla karşılaşmasaydım. Saçlarım kolonyadan sırılsıklam oldu. İçim dışım limon kokuyor, neyse ki bir süreliğine yemek kokuları dindi. Sevgi bir yandan akan yaşlarını siliyor, bir yandan kendime geldiğim için seviniyor.

“Ne oldu sana,” diyerek sıkı sıkı sarıldı. Ufak tefek bir kadın, görüntüsüne nazaran ev işlerinde bana mısın demez. Temizlik hastası, aynı zamanda eşi bulunmaz bir aşçı. Yemeklerinin güzelliği diğer kusurlarını örter. Ne yazık ki artık bir şey yiyemiyorum. Ayağa kalktığımda gömleğimden pirinç taneleri döküldü, suratımdan mücver kırıntıları düştü, halimden utandım.  

“Tansiyonum galiba, iyiyim şimdi,” dedim. İnce ellerini iterek banyoya doğru gittim. Arkamdan Cenk “ Baba iyi misin baba,” diye söylendi.  Kesinkes elinde kaşık çatal ortalığa dağılan tavuk pilavı, mücveri toparlıyor. Gece uyku tutmadı. Midemden garip gurup sesler geliyor. Sakin olmasını söyledim mideme, her şeyin düzeleceğine ikna etmeye çalıştım. kar etmedi, sabahın ilk ışıklarına değin guruldamalar sürdü. İçim geçmiş, metrodayım. İlk önce kendimi oğlumun küçüklüğü sandım. Saçlarımın kıvırcıklığı, yüzümün yuvarlaklığı  birebir benziyor. Annemi görünce içim ferahladı, yalnız değildim. Altı yedi yaşlarındaki halimdeymişim. Etrafa yayılan güçlü beyaz ışık gözlerimi kamaştırıyor. Önümüzde oturan siyah pardösülü adam bana bakıyor. Kafamı öne eğdim, annemin elini sımsıkı tuttum.

“Aç ağzını yavrum, ha şöyle,” diyor annem. Ortası delikli tuhaf kokulu şeyleri yemek zorundayım. Yoksa annem çok kızar. Ağzımdakileri bir kere ısırıp hemen yutuyorum. “Doydum.” Küçük midem almıyor. “Olur mu, biraz daha aslan oğlum.” Sıkılıyorum. Kafamı kaldırıp göz ucuyla baktım, adamın elleri ve kafası büyüyor. Ağzı olağanca açık sırıtıyor, koca elleriyle diğer yolculara beni işaret ediyor. Çok utanıyorum, küçülüp bisküvilerin arasına sıkışmak istiyorum. “Aç bakalım ağzını, kızmayım bak,” diyor annem. Ellerini kuvvetlice itiyorum, gözleri ardına dek açıldı. Yemeyeceğim diye bağırmak istedim, kusacaktım neredeyse. Metroda suratları karışık kuruşuk insanlar bana bakarak kahkahalarla gülüyor, içlerinde fotoğrafımı çekenler bile var. Annemin eteklerine çöktüm, ağlıyorum.

            Uyandığımda sabah olmuş. Teker üzerime çıkmış suratımı yalıyor. Aç olduğu zaman böyle yapar. Midemin guruldaması da kesilmemiş. Kedimin mama kabı bomboş. Sevgi kızıyor, çok mama koyuyorsun, kedi obez oldu, diye. Aslında çok koyduğum yok, Teker iştahlı.  Mama kabını biraz doldurdum. Teker hemen yumuldu, sert dişleriyle kırarak yiyor. Bir yandan da keyifle mırıldandı. Hoşuma gidiyor bu hali. Mama poşetini yerine koyacakken keskin koku burnuma geldi. Doya doya  somonlu etli kedi mamasını kokluyorum. Poşeti tekrar açarak bir avuç aldım. Ben kokladıkça midem daha fazla gurulduyor. Ortası delikli mamalardan birkaç tane ağzıma attım. Kokusu ton balığına benziyor. Midemin guruldaması azalıyor gibi, doygunluk hissini özlemişim.

            Evden çıkmadan bir konserve yaş mamayı çantama attım. Etli yaş mamayı seçtim. Teker’in en sevdiği yemek, kaliteli eti hemen anlar. Ofisteyim, masama oturdum, günlerden beri ilk defa dinç hissediyorum. Genç mühendisin havalı havalı yanımdan geçmesine aldırmadım. O da beni görmezden gelerek sabahın köründe fotokopi çeken stajyer kıza yöneldi. Kız beyaz tenli, saçı kızıla boyalı. Kısa etekler giyiyor, kızım olsa öyle giyindirmem, tutuculuktan değil, genç mühendis gibiler rahat bırakmaz. İşten güçten pek anlamaz, yalaka herif.

Bilgisayarı açtım, haberleri gözden geçiriyorum. Aklım ıslak mamada, çalışmak istemiyorum. O kadar çok iş var ki, dosyalar yanı başıma yığılmış. Elim gitmedi hiçbirine, ara ara çıkarıp gizlice konserveyi kokladım. Bir ara müdür yanına çağırdı, krizden, işten çıkarmalardan falan bahsetti. Saate baktım on birdi. Acaba hemen yesem mi, sonra akşamı edemezdim, biraz daha dayanmalı.

Öğlen herkesin yemeğe çıkmasını bekledim. Konserveyi alarak fotokopi odasına geçtim. Cebimde sakladığım tatlı kaşığını kavrıyorum. Etin kokusu üstündeki jöleyle bütünleşmiş. Derin bir nefes alarak yumuldum. Ağzımdayken çok çiğnemeden yutuyorum, zamanla kokuya da alıştım. Avını sahiplenen hayvanlar gibiyim. Öğünümün en güzel yerinde aniden odanın kapısı açıldı. Genç mühendisle stajyer kız el ele odaya dalıyor. Mühendis uzun boyuyla tepemde büyüyor, ağzımda etli mama elimde konserve ufacık kaldım. Genç adam gülmeye başladı, ağzının pis kokusu odaya yayılıyor. Stajyer kız eliyle ağzını kapatıyor, gözleri genişliyor, kahkaha atmamak için kendini zor tutuyor. Mühendis “Bak aşkım tosun bir kedi yakaladık,” deyince konserveyi suratına fırlattım. Etli mama bulaşan burnuna tüm gücümle yumruğumu salladım. Ben vurur vurmaz fotokopi makinesine çarparak yere düştü. Stajyer suratı kanlar içinde kalmış aşığını görünce çığlığı basıyor. Koşarak uzaklaşıyorum, nefes nefeseyim.

 Metroya yöneldim, gömleğimde kan lekeleri var, saçım başım dağınık. Beyaz ışık kan lekelerini daha çok belirginleştiriyor. Yanımdan çocuğunun elini sıkıca tutmuş geçen kadın adımlarını hızlandırdı. Bana bakanlara sırıtıyorum. Pardösülü bir adam karşıma oturdu. Bu kez korkmadım ondan, yumruklarımı gösterdim. Herkes benden yüz çevirdi, bir kaçıkmışım gibi bakıyorlar. Sarışın oğlan çocuğuyla göz göze geldik, annesinin ağzına tıkıştırdığı ortası delikli bisküvileri yiyor.  Yüzünü çevirmedi benden, gülümsüyor. Çocuğa sarılmak istedim. Kadın oğluna baktığımı görünce söylendi. Önüne bakması için uyarıyor, çocuk bana bakmayı kesmedi, karşılıklı gülümsüyoruz. Kadın çocuğu kaçırır gibi havaya kaldırdı, ilk durakta indiler. Küçük çocuk bana göz kırptı, ağzını araladı, biriktirdiği tortuları zemine kustu. Metro hızlandı, gözden kayboluyorlar.

Eve vardığımda yaşlı bir kadın kapıyı açtı. “Hoş geldin,” dedi. Kısık sesle konuşuyor. Salona geçtim, yaşlı kadın tekli koltuğa oturdu. Başında öylesine sardığı belli ince bir tülbent var. Pencereden içeriye dolan rüzgâr tülbenttin beyazlığına vuruyor. Dizlerine kapanmak, her şey için af dilemek istiyorum. Gözlerim nemlendi. Olduğum adam değildim ben, değilim.

“Karnın aç mı oğlum,” diye sordu azize.

“Hem de çok,” dedim ellerine sarılarak, diz üstü yanına çöktüm. Koynundan bir avuç ortası delikli küçük mamalar çıkardı. Buruşmuş ellerini kokladım, içim huzur doldu. Annem kokuyor kadın, yaşlanmış annem.

“Anne”

“Söyle oğlum.”

“Nerelerdeydin?”

“Buradayım artık,” dedi. Mamaları ağzımdan içeri sokuyor, ellerini öptüm. Bir kere ısırıp  hemen yutuyorum.

“Bırakma beni bir daha.” Eteklerine çöktüm, başımı okşadı. Keşke sonsuza kadar öyle kalsaydık. “Geçti oğlum geçti.” Teker kucağıma atlayarak suratıma uzandı. Sert kırmızı diliyle yanaklarımı yalıyor. Ben annemin kedi benim kucağımda, kaç zaman öyle kaldık bilmiyorum.  Gözlerimi açtım, hava kararmış. Teker kucağımda yok, koltuktaki boşluğu yokladım, kokuyu yitip gitmeden doyasıya çekiyorum. Mutfaktan Sevgi’nin sesi geliyor,

 “Aç mısın?”

 “Hem de çok.”


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR