Ad, Ayırmaktan Gelir
4 Mayıs 2019 Öykü

Ad, Ayırmaktan Gelir


Twitter'da Paylaş
0

Kapısı aralıktı. Başımı içeriye uzattım. Masasında bilgisayara bir şeyler yazıyordu.

– Girebilir miyim?

İrkildi.

– Hayır, giremezsin. Ne arıyorsun burada?

Telefona uzandı.

– Arama boşuna. Sekreterin yerinde değil.

Telefondan elini çekti. Bana, daha çok kapıya doğru yürümeye başladı.

– Konuşacak bir şeyimiz yok.

Ellerimle sakinleştirmeye çalıştım. En sevecen ses tonunu aradım.

– Bir zamanlar saatlerce konuşurduk, aç, susuz, uykusuz. Her konuda. Hiç konuşmadan da dururduk seninle.

Kapıya yakın bir yerde durdu. Bir adım daha attım içeriye.

– Özür dilerim vaktini almak istemiyorum ama bugün özellikle konuşmak istediğim bir konu var. Kaç senedir görüşmediğin eski eşine ayıracak bir beş dakikan da mı yok?

– Ne konuşmak istiyorsun benimle?

– Lütfen oturalım. Benim için çok önemli.

– Of, Fahri, of!

Masasına geçti. Masanın önündeki misafir koltuklarından birine oturdum. Masanın üstünde güllü lokum paketi gördüm.

– Güllü lokum ha. Bizimkiler mi yolladı?

– Evet.

– Çok sevindim.

Lokum paketinin yanındaki fotoğrafı elime aldım. Neredeyse oğlumu tanıyamayacaktım.

– Orhan da sever onları. Ben de severim, gerçekten de güzeldir. Güllü lokum ne ki, daha ne lezzetleri var bizim oraların. Özür dilerim bir soru sorabilir miyim? Ayrıldıktan sonra kaç kez gittiniz memleketime Orhan’la?

– Bilmiyor musun sanki? Annen söylemiyor mu?

– Senin onları ihmal edeceğine ihtimal vermiyordum zaten. Herkese uğruyor musunuz?

– Tanıdığım herkese uğruyoruz.

– Amcama bile mi?

– Evet, amcana bile.

– Herkes iyi ağırladı mı sizi, amcamlar dâhil?

– Evet, Fahri, neden soruyorsun bunları?

– Geçen gün oğlu aradı. Orhan’la konuşmuş. Onun söylediğini içine sindirememiş, babasına sormuş. Amcamı da çok üzmüş bu durum.

– Neden bahsettiğini tahmin ediyorum. Ben de üzüldüm.

– Bunu söyleyeceğini çok iyi biliyordum. Söylediğinde şunu sormayı hayal ettim. Bir çocuğun soyadı ne zaman annesiyle aynı olur?

– Annesi de babasının soyadını taşıyorsa.

– Doğru sayın doçent Ayşe Yılmaz. Peki, sen, yıllar önce boşanarak babanın soyadına geri dönmüşken, nasıl olur da oğlunla aynı soyadını taşıyabilirsin? Daha açık sorayım. Bu çocuğun babası belli değil mi?

– Saçmalama Fahri, elbette belli.

– Şöyle sorayım o zaman. Babasının belli olmadığının sanılması seni rahatsız etmeyecek mi?

– Söyledim sana, üzüldüm. Ama benim soyadımı almak Orhan’ın kararı.

– Orhan’ı sen büyüttün, yıllardır kimin borusu ötüyor evde?

– Orhan artık çocuk değil. Kaldı ki çocukken de zorla hiçbir şey yaptırmadım kendisine.

– Çok doğru Ayşe, izin verseydin, seni alnından öpmek isterdim. Aklını sevdiğimi hep söylemişimdir zaten. Şimdi bir soru daha sorabilir miyim?

– Sor Fahri, sor.

– Dünyaya gelir gelmez bizi diğerlerinden ayıran, bize konulan isimdir, öyle değil mi?

– Öyle.

– O halde neden Orhan’ın içine doğduğu aileyi inkâr etmesine izin veriyorsun?

– Sana söyledim. Bunu tartışarak bir yere varamayız.

Tane tane konuştum.

– Peki, lütfen söyle. Bunu senin aklın alıyor mu? Yıllardır çok uzakta yaşamalarına rağmen varlıklarını hep hissettiren, yapılarına ters olduğu halde boşanma sürecinde bizi kendi halimize bırakan, hatta senin yanında yer alan aileyi silip atmak vicdanına sığıyor mu?

– Ailenin benim yanımda yer almasının nedeni sensin Fahri, senin davranışların. Bana çektirdiklerin, hovardalıkların, dayakların. Haklı olduğumu bildikleri için yanımda oldular. Artık gider misin lütfen?

Ayağa kalktım. Kapıya yürürken karar verdim.

– Henüz konuşma bitmedi. Dur şu kapıyı kapatayım da rezil olmayalım daha fazla.

Kapıyı kapattım. Yanıma geldi. Kapıyı açmaya çalıştı, ayağımla engelledim. Telaşlıydı.

– Kapatma kapıyı. Konuşacak bir şey yok. Ben Orhan’dan böyle bir şey istemedim. Yine de davayı çekmesi için bir kez daha konuşurum. Lütfen git artık.

– Konuşacakmış. Biz konuşalım önce, konuşursun merak etme. Üzüldün de ne yaptın? Sen onu söyle.

– Ona, soyadını değiştirmekle babanın baban olduğu gerçeğini değiştiremezsin, dedim. Hem, Orhan yıllardır seninle görüşmüyor bile. Yüzünü görmek için çaba harcamadığın oğlun, soyadını değiştirmeye kalkınca mı aklına geldi?

– Bravo, iyi atış. Ama soyadım benim küçük varlığımdan çok daha önemlidir hanımefendi. O, adımdan daha önemli şeylere işaret eder. Orhan’ı bunu yapmaya itmen de, senin piç annesi olmaya ne kadar gönüllü olduğunu gösterir.

– Fahri bu kadar yeter, çıkmam lazım, dersim var.

Cebimdekini çıkardım. Ona doğru beceriksizce tuttum.

– Otur yerine Ayşe, otur da bunu kullanmayayım. Bu ne görüyorsun değil mi?

Elini kapıdan çekti. Birkaç adım geri gitti.

– Nereden buldun onu?

– Ben buraya yıllardır görmediğim sevgili eski karımla konuşmaya geldim. Ama belki dinlemez diye tedbir olarak tedarik ettim.

– Fahri, ne yaptığının farkında mısın?

– Farkındayım ya da değilim ne önemi var? Ben ailemin bir ferdi olarak, onlara karşı yapılmış saygısızlığı önlemek durumundayım. Bu saygısızlığı yapanın oğlum olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Ama sana zarar vermeyi de hiç istemem. O yüzden soruma cevap ver. Tamam mı?

Dehşet içinde tabancaya baktı.

Elim titriyordu.

– Tamam mı dedim?

– Tamam.

– Yaklaşma cezam bittikten sonra bile, tüm görüşme tekliflerimi reddedip Orhan’da affedilmez biri olduğum hissini uyandırmadın mı? Gönderdiğim çiçekleri kabul etmeyip, arabamı sokağında gördüğünde polisi çağırmadın mı?

– Camımı kırmıştın Fahri, yine de çağırmamıştım polisi. Git diye çağırdığımı söylemiştim.

– Korktuğun için yalan söyleme bana. Yıllarca yaşlı haliyle o kadar yol gelip, Orhan’a bakan anneme bunu nasıl yaptın, onu söyle.

– Eminim annen bu yaptığına daha çok üzülürdü. Doğru düzgün bir adam olabilseydin de, sen ikna etseydin oğlumuzu.

– Şimdi oğlumuz oldu ha?

– Oğlumuz tabii.

– Oğlumuz derken vicdanın sızlamıyor mu?

– Sana üzüldüğümü söyledim Fahri. Ama ikna edemedim. Benim imzama ihtiyacı yok ki dava açarken.

– Bak, ben ne zamandır kendime hâkim oluyorum. Aylardır hiç vukuatım yok. Ama tepemin attığı zamanları iyi hatırlarsın.

– Lütfen Fahri, indir şu silahı.

– Soruma haâlâ cevap vermedin. Sana üzülüyor musun diye sormadım.

– Ne sordun? Hatırlamıyorum ne sordun?

– Oğlumuz derken vicdanın sızlamıyor mu diye sordum.

Gözlerini silahtan ayırdı, gözlerimin içine baktı.

– Vicdanı sızlaması gereken sensin.

Onu tek kurşunla göğsünden vurdum.

 

*Orhan Pamuk’un Kar romanının “Hocam, bir soru sorabilir miyim?” bölümünden uyarlamadır.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR