Aile Bağları – Kopele
1 Kasım 2018 Öykü

Aile Bağları – Kopele


Twitter'da Paylaş
0

Aile Bağları

Ocağın altını yaktım, tavaya bir parça tereyağı koydum. Telefon çalıyor. Ekrandaki numarayı tanımıyorum, açtım. Günaydın, nasılsın, dedi karşıdaki. İyi, dedim, durdum bir süre, ağbim, İstanbul’da olmalı. Sen nasılsın, diye sordum. İyi, dedi. Neredesin? Antalya’dayım, dedim. Biz de yazlıktan dönüyoruz, dedi. Güzel geçmiştir, dedim. Güzel geçti, ablam da geldi, iki yıldır Söke'de yaşıyor. Öyle mi, dedim. Babam yaşlandı, ölmeden helalleş, dedi. Yıllar önce helalleştim, dedim, telefonu tezgaha bıraktım, tavada eriyen tereyağının kokusu geliyor burnuma. Bu kokuyu seviyorum. Üzerine iki yumurta kırdım. Telefon tekrar kulağımda. Burada iyi çekmiyor, dedim. Yoldayız, ondandır, dedi. Belki de, dedim. Bir saate İstanbul’dayız, görüşseydik iyi olurdu. İstanbul'da olsaydım, görüşürdük, dedim. Görüşürdük ya, dedi. İyi olurdu, dedim. Seni görmüş olurduk. Ben de sizi, dedim. Beş yıl oldu görüşmeyeli. Geçen yıl otobandan çıksaydınız. Geleceğimizi biliyordun, açmadın telefonu, dedi. Tanımadığım numaralara cevap vermiyorum. Geçen yıl da aynı numaradan aramıştık. Yumurta pişiyor, telefonu kenara bıraktım. Sarılarına çatalın ucuyla dokunuyorum, beyazın üzerine dağıldılar. Çok pişmiş yumurtadan hoşlanmıyorum. Telefon tekrar kulağımda. Sesin gitti, burada hiç bir şey doğru düzgün işlemiyor, dedi. Öyle olmalı. Yengeme, Uykulu, yeni uyanmış, dediğini duyuyorum. Yengem nasıl, diye sordum. İyi, ufak tefek sağlık problemleri var. Yengem, Kontörü bitirme, ablamla konuşacağım, diyor ağbime. Bitmez, diyor ağbim, konuşursun. Yumurtanın soğumasından hoşlanmıyorum, kapadım telefonu.

 

Kopele*

Babaannem telefonun üzerindeki dantel örtüyü kaldırdı. Şimdi ahize kulağında. Numarayı tuşladı, bekliyor, annemin adını söyledi. Beni çağıracak, kalktım televizyonun sesini kıstım. Yanındayım, ahizeyi bana uzattı, kulağını yaklaştırdı, dinliyor. Annemin sesini duyunca heyecanlanıyorum. Gece yarısı acil serviste ölen birinden söz ediyor. Trafik kazası ya da kavgaya karışan biri olmalı, ailesi çığlık çığlığa ağlıyormuş. Annem birilerinin ağlamasına dayanamaz, sinirine dokunuyor. Sustu, telefonu kapadığını düşündüm. Babaannemle göz gözeyiz.

“Hiç kimse bir ihtiyarın ardı sıra bu kadar ağlamaz oğlum,” dedi. Ölmesi beklenen birinin ardı sıra da ağlanmazmış.

Odası alt katta, sevmiyor odasını, ambulans sesi onu yatağından sıçratarak uyandırıyormuş. Sesi yorgun. Kendime dikkat edeceğime söz veriyorum, yanımda babaannem olmadan çıkmayacağım bir yere.

“Anne, orada mısın,” diye soruyorum yine.

“Biliyor musun oğlum, ben de öleceğim, burada öleceğim hem de.”

“Senin ölmeni istemiyorum anne.”

“Herkes ölüyor oğlum, ben de öleceğim, hem de burada.”

“Ne zaman eve geleceksin?”

“Baban, o getirdi beni buraya, zorla.” Kulağımın dibinde, “Söyle yavrum,” diyor babaannem, “burada kaldı, babam geldi burada kaldı anne, de.”

“Babam da iyi olmanı istiyor, her şeyi senin iyiliğin için yapıyor.”

“Sana böyle mi söyledi, benim iyiliğim için miymiş? Beni burada unutacak,” dedi, soğuk bir demirde yankılandı sesi. Konuşmamız üç dakikayla sınırlı, kapanıyor telefon. Televizyona dönüyorum yüzümü ve annemi özlüyorum. Babama, annemi hasta eden bir kopele olduğu için kızıyor babaannem. Bir de ince dudaklı, götü yere yakın, boyu devrilesi Tülay var, saçları permalı, ruju pembe, mahallenin orospusu.

*Piç


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR