Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Haziran 2023

Öykü

Ajanda

Ahmet Cengil

Paylaş

1

0


“Ben sana keder, sana veda,

sana tutulması zor bir yas bıraktım; üzgünüm.”

– Kemal Varol, Âşıklar Bayramı 

Halep’in telefon kodu 21’miş. Elazığ’ınki 424. 1 Mayıs cumartesiye geliyormuş. Haldun Taner’in vefat yıldönümü cumaya. Kırmızı, derimsi kapağının üzerinde oval bir biçimde “Tiyatro Kulübü” yazan ajandanın lüzumlu bulduğu bilgiler bunlar. Bir de onun lüzumlu buldukları, lüzum üzerine tuttuğu notlar... 31 Aralık. Sayfanın başları. Perşembe ya da bilmediği dillerde donnerstag, joi… Hafta 53. Yıl? Önemi yok, üçü geçkin işte. Tiklerle dolu bir liste. Yapılacaklar. Gelinlik alınacak, düğün salonuna kapora ödenecek, davetiye basılacak… Listenin üzerinde özenli bir el yazısı. Sensiz bir yaşamı tahayyül edemiyorum. Tahayyül edemeyeceği yaşam gelinliksiz değil elbet. Gelinliği giyecek Deniz’siz. Deniz? Karısı. Bir yıl önce kaybettiği.

Bir yıldır çıkmıyordu evden. Göresi gelmiyordu bu şehri. Dört bir yanda yükselen moloz yığınlarını, o yığınlardan çıkardıkları demirleri çekçek arabalarına yükleyen eskicileri; durmaksızın kırıp döken koca koca iş makinelerini; sökülmüş kapıları, pimapenleri, kalorifer peteklerini taşıyan BMC’leri; ne yerden ne de gökten eksik olan toz bulutlarını; sanki yıkılan bunca yaşanmışlığın yerini tutacakmış gibi bin bir özenle dikilen binaları, ardı arkası kesilmeyen beton mikserlerini, turuncu işçi yeleklerini, beyaz kasketleri…

Yıkık dökük kaldırımlarda yürüyen kadınların yüzüne bakası, o yüzlerde unutmadığı, unutamayacağı Deniz’in yüzünü hatırlayası yoktu. Belki ölümü kabullenememekti onunki. Belki de hatıralarla dolu çeperden, evinden çıkamamaktı.

Prangalanmış gibi hiç çıkmadığı, bile isteğe tutsağı olduğu bu ev, onu işinden de alıkoyuyor; kukumav kuşu gibi bir başına yaşamaya, işinden atılmayı beklemeye mahkûm ediyordu. Her ne kadar, “Benden ümidinizi kesin, çalışmayacağım artık,” dese de, patronu bu uzatılmış yası olgunlukla karşılıyor, ısrarla kovmuyordu onu. Bu ısrar daha çok sinirine dokunuyordu aslında. Deniz’i ihmal etmesine neden olan işkolikliği onsuz geçirdiği bir yılda en çok kızdığı şey olmuştu çünkü. Hem biliyordu, karakaşına, karagözüne gösterilen bir iltimas değildi bu. Özverili, çalışkan buluyorlardı kendisini. Yerini dolduramayacaklarını zannediyorlardı. Oysa Deniz’den başka yeri doldurulmayacak kimse tanımıyordu bir yıldır.

Ajandayı karıştırıyordu tekrar. 5 Ocak. Deniz’i düşünerek üç satırlık bir şiir karalamış zamanında.

Sevdan gönlüme tek geçer akçe

ve ben sana öyle bir mecburum ki!

Atilla İlhan’ın empatisi bile nafile.

Şiiri okuduğu gün Deniz’in başını göğsüne dayayıp mutluluk içinde, “Şairmiş benim aşkım,” deyişi geliyordu aklına. Üzerindeki burukluk bir anlığına geçiyor, sonra çok geçmeden artmaya, gözlerindeki acı ifadeyle birleşmeye başlıyordu. “Nereden elime geçti bu uğursuz ajanda,” diye söyleniyordu kendi kendine. “Hem tiyatroyla ne ilgim oldu bugüne değin?”

Buzdolabının kesintiye uğrayan gıcırtısı sorularını da sorgulamalarını da yarım bıraktırdı. Evinin dibindeki site jeneratörü mazotun patlayıcı gücüyle çalışmaya başlamıştı. Jeneratörün sesine katlanmak zor geldiğinden dışarı kaçar, dakikalarca yürürdü önceleri. Taşınmayı bile düşünürdü kimi zaman. Yoktu şimdi şikâyeti. Ses oluyordu evin içinde.

Mutfak masasına bıraktı elindeki ajandayı. Yoğurt kâsesinin yanına. Yarım kalmıştı kahvaltısı, kendisi gibi. Kâsenin ucundaki sararmış, sertleşmiş yoğurt lekeleri, içindeki taze yoğurdu da üzerine ekleyecek, beton gibi kenetlenerek küf tutana kadar bekleyecekti kâsede.

Komşuların dolu tabak çanakları gelmez olmuştu artık. İçi dışı yulaf lapasıydı yalnız. Ballı börek olasıydı da fark etmezdi ya, yediğinin içtiğinin ayırdında değildi ne zamandır. Zevksiz, hissiz bir boğaz ziyaretiydi yemeklerinki. Öylece mideye yolculanıyorlardı.

Masadan kalkıp buzdolabına doğru gitti. Buzdolabının dijital göstergesini saran magnetleri inceledi istemsiz. İçi Deniz’le dolu şehirleri, tarihi yapıları, doğal güzellikleri, davetleri, düğünleri hatırladı. Kavga gürültüyle gittikleri ‘baby shower’ları, ilk yaş günlerini, falancanın dünyaya gelip filancanın abi veya abla oluşunu kutsayan hatıra taşlarıyla oyalandı. Deniz’den bir parçanın, ona baba diyecek bir insan minyatürünün miras kalmamasına hayıflandı. Hepsini alıp savurası, parçalayası, kumul kumul yere dağıtası geldi. Kıyamadı sonra. Deniz’den parçalardı.

Buzdolabının kapağını açtı. Koca buzdolabında, rafa kargatulumba sıkıştırılmış siyah poşetten ve pembe makyaj çantasından başka bir şey yoktu. Kötü kokuyordu dolabın içi. Bez değmemişti Deniz gideli beri.

Molozların arasından çıkmıştı makyaj çantası. Deniz’in arkadaşı Zühal’in depremde yıkılan evinden. İkisine de mezar olan betonların arasından. Son misafirliğinden... Karısının bir zamanlar var olduğuna delil gibi saklamıştı çantayı. Şeffaf bir poşetin içinde, üzerindeki toza kire dokunmadan… Buzdolabında dursun, bu dondurucu makine, Deniz’in kokusunu, tenini, tüylerini taşıyan nesneleri bir mumya gibi muhafaza etsin istemişti.

Şişelerin şıngırtısı arasında siyah poşetin içinden bir bira çıkardı. Çakmağıyla açtı kapağını. Bir yılda epey mesafe kat etmiş, ustalaşmıştı bu konuda. Edinilmiş tek mahareti bira kapağı açmak değildi elbet. İyi bir içici de olmuştu aynı zamanda. Sabahları, hatta aç karına bile içebiliyordu artık. Eskisi gibi iki yudumda sarhoş olmuyordu. Arkadaşlarıyla içseydi, masanın vazgeçilmezlerinden olurdu muhakkak.

Açtığı şişeden ilk yudumunu aldığı sırada telefonu çaldı. Kimseyle konuşası yoktu. Meşgule atmadı yine de. Susana kadar müsaade edecekti telefona. İlk danslarında çalan müzikti telefonunun zil sesi, yıllardan beri değiştirmediği. Unutmuştu aslında, ne çok şey hatırlıyordu bugün.

Üçüncü çalışta telefonun ekranına kaydı gözü. Tereddüt etti açıp açmamakta. Tekrar tekrar aranmayı göze alamadı sonra. Açtı telefonu. “Alo, Vefa,” dedi arayan. Sustu. Bir daha adını duydu. “Toplantım var baba. Ararım sonra,” diyerek kapadı telefonu.

Ajandanın üzerindeki oval yazıya baktı acı acı. Bir yudum daha aldı birasından.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kadınlardan Bilgece ve Hınzırca 20 SözOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

9 Mart 2025

Kısa Kısa Roma İmparatorluğu

Hazırlayan: Fulya KılınçarslanAntik Çağ’ın sonlarına doğru Batı’da, Akdeniz’in neredeyse tamamı Roma İmparatorluğu tarafından kontrol ediliyor ve o bölgede yaşayan topluluklar “Romalılaşma” olarak bilinen etkiyle yeniden biçimleniyordu. II. yüzyıla gelindiğinde bu geniş i..

Devamı..

Osmanlı Mutfağından Ramazan Şerbeti Ta..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024