Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Ağustos 2018

Öykü

Ali Can Eren • Bir Giz Yaşıyoruz Köşemizde

Ali Can Eren

Paylaş

4

0


“Yahu şuna bak,” diyor, elindeki gazeteyi bana uzatarak. Merakla alıp bakıyorum. Kısa bir süre sonra içine dalıyorum gazetedeki fotoğrafın. Damarlarımdaki kan git gide hızlanıyor, bir çıkış arıyor sanki fışkırmak için. “Yahu bu ne iş,” diyor, meraklı bakışlarla. Çıtım çıkmıyor, bir suçluluk hissi bağlıyor sesimi. İnsanın ruhunda barındırabileceği en derin kinlerden bir kasırga yaklaşıyor, beni geçip ellerime ayaklarıma vuruyor. Ben de masaya vuruyorum! Olanca hızımla fırlıyorum kahvehaneden. Peşimden, “Yahu nereye,” diye bağırıyor. Cevaplamıyorum, hırsla koşuyorum sokakta. Sokağın sonuna geldiğimde geri dönüyorum kahvehaneye. Çünkü sokaktan çıkmak yasak.

Karşımda, “Yahu sakin ol, gel otur gele,” diyor. Oturuyorum. İnsanın nefes alış verişlerinden bir ses çıkması ne ilginç. Beni izliyor kahvehane sakinleri. Sakin değiller artık ama korkuyorlar. “Ne oldu,” diye koşarak dışarıdaki masamıza geliyor kahvehaneci Ahmet abi. “Ne oldu oğlum, sakin ol.” “Yahu şuna bak,” diye gazeteyi uzatıyor Ahmet abiye. Ahmet abi uzun uzun bakıyor gazeteye. “Tövbe, oğlum bu sen değil misin?” Benim, ama benim diyemiyorum. Aklımda korkunç düşünceler var. Her yere sızmışlar anlaşılan, konuşmamam gerekiyor, biliyorum. Beynim kine odaklanmış, dudaklarımı hareket ettiren kasları felç etmiş, gıkım çıkmıyor. Evet, o benim. Benim ama neden gazetedeyim? Neden fotoğrafımın üstünde, “Kayıp, aranıyor,” yazıyor. “Yahu senin adın Hasan değil mi,” diye soruyor. Evet Hasan! “Ee, oğlum burada Emre yazıyor,” diyor Ahmet abi. Emre diye isim mi olur? Siz hiç Emre adında bir ajan gördünüz mü? “Ajan mı,” diyor Ahmet abi. “Oğlum sen manyak mısın?” Manyak mıyım?

Sevgili günlük,

Bu gün manyaklığımın kaçıncı günü bilmiyorum. Bildiğim tek şey tehlikede olduğum. Genç şairleri gözüne kestirip, onları birer yaban hayvanı gibi avlayan ve ardından da cinayetlerine doğal ölüm süsü vererek şiirin geleceğini yok etmek isteyen katillerin peşimde olduklarını biliyorum. Ama yanılıyorlar, asıl ben onları avlayacağım! İşte bu nedenle çıktım yolculuğa. Kod adım: Hasan - Mesleğim: Şair değil.

Kahvehanenin içinden bir ses, “Polis çağırın,” diyor. “Çocukcağız hasta, kaybolmuş demek ki.” Demek polis çağıracaksınız. Demek siz de onlardansınız. Nasıl anladınız adımın Hasan olmadığını? “Yahu gazetede fotoğrafın var ya, altında Emre yazıyor.” Demek öyle... Bakıyorum, gerçekten de benim fotoğrafım. Adım Emre. İlanı kim vermiş, “Ailesi.” Hmm. Yanlız, bir ayrıntıyı göz ardı etmişsiniz sevgili düşmanlarım. Benim bir ailem yok! İşte şimdi foyanız ortaya çıktı. Yalnız Ahmet abi, senden beklemezdim doğrusu. “Oğlum sen manyak mısın, polisi arayacağım bekle.” Demek polisi arayacaksın. Manyak mıyım? Kaşlarım kalkıyor. Yavaşça Ahmet abinin yüzüne yaklaşıyor yüzüm. Sen her manyak gördüğünde polisi mi ararsın? “Tövbe estağfurullah tövbe...” Demek ki her yerdesiniz, demek ki kimseye güvenilmez artık. “Yahu oğlum, bir dur Allah aşkına,” diyor. O zaman alın bakalım, yakalayabiliyorsanız, yakalayın. Bir anda fırlıyorum yerimden, koşmaya başlıyorum. Kahvehane ahalisi pencereye doluşuyor. Arkamdan bağırıyor Ahmet abi, “Oğlum dur, gel buraya bak hastaymışsın sen.” Senden beklemezdim Ahmet abi, demek sen de onlardansın. Sokağın sonuna kadar koşuyorum. Ama çıkmak yasak, yasak çıkmak sokaktan. Geri dönüyorum kahvehaneye. “Hah şöyle, otur bakayım şuraya,” diyor Ahmet abi, sonra çıraktan benim için bir çay istiyor. Çay geldiğinde farkediyorum her şeyi. Rengindeki değişiklik... Bu, bu yeşil. Yemyeşil bu, bu ne? Yoksa, yoksa... Ahmet abi, senden beklemezdim bunu. “Yahu manyak mısın, oralet bu, iç işte mis gibi, çay demleniyor daha,” diyor Ahmet abi. Ben manyak mıyım Allah aşkına?

Değerli kardeşim,

Sen bu mektubu okurken ben, çoktan manyamış olacağım. Ama üzülme, benim hakkımda söylenenlere de inanma. Çünkü düşmanlarımı bulmak zorundayım. Çünkü şiir insanlık tarihinde hiç görülmemiş bir tehditin altında, ama yaşamalı! Henüz, daha şair bile denemeyecek, keşfedilmemiş gençleri o katillerin elinden kurtarmalıyım. Üzülme, hakkımda söylenenlere de inanma. Çünkü...

Gazete tekrar elimde, yine kendime bakıyorum. Emre. Demek Emre... Bu mümkün mü? Benim böyle bir fotoğrafım var mıydı ki ? Bence yoktu, sen Ahmet abi, sence bu fotoğraftaki ben miyim? “Yahu sensin işte!” O zaman benimdir, çünkü bu kadar benzerlik de olmaz doğrusu. Demek ki benim ve adım da Emre. O zaman Hasan kim? “Yahu ne bilelim, adının Hasan olduğunu sen kendin söyledin!” Demek ki aynı zamanda Hasan’ım ben. Ama burada Emre yazıyor? Hasan Emre. 

Polis arabası yaklaşıyor, kahvehanenin önünde duruyor. Ahmet abi atlıyor polisin önüne, eliyle beni gösteriyor. “Tamam tamam,” diyor polis durumu biliyormuş gibi. Ahmet abi de şaşırıyor, eliyle beni göstermekle yetiniyor. Polis kıyafetli adam gülümseyerek yaklaşıyor bana doğru. Hayrola, tanıyorsunuz sanırım beni. Nasıl da biliyorsunuz. “Emre, n’aber,” diyor. Demek tanışıyoruz. “Tanışmaz mıyız ya, her yerde seni arıyoruz kaç gündür.” Demek beni arıyorsunuz. Eğer beni kandırabileceğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Elini uzatıyor polis kıyafetli adam. Beni eve götüreceklermiş. “Hadi bakalım Emre, eve gitme vakti,” diyor. Ahmet abi senden beklemezdim bunu. Benim peşimdeler, beni de öldürecekler. “Yahu manyak mısın sen,” diyor. “Ne öldürmesi, eve götürecekler seni!” Zavallı sen. Demek inanıyorsun onlara. Beni eve götürecekler ha. İstersen sen de bizimle gel, seni de öldürsünlerb “Emre oğlum, bak şimdi,” diyor elini omzuma atarak polis kıyafetli, “Annen çok üzülüyor, evden kaçtın, daha önce de kaçmışsın, yapma böyle, hadi gel gidelim.” Evden kaçmışım demek... Ev... “Hadi bak annen çok üzülüyor,” diyor, derken omzumu sıkıyor gizlice, sertçe. Ahmet abi! Bunlar... Bunlar polis değil, bunlar onlar! Beni götürecekler. “Yahu valla manyak bu,” diyor.

Sayın Yetkili,

Mücadelenizde sizin saflarınızda olmaktan onur duyarım. Şiirin içinde bulunduğu tehlikeye karşı onu savunmak, gizli cemiyetinizin bir ferdi olmak ve düşmanlarınıza karşı mücadele etmek için bu başvuruyu yapıyorum. Yıllardır takip ettiğim cemiyetinize ve davanıza gönülden inanıyorum. Her gece, gökyüzüne,  öldürülmüş bir şairden şiirler savuruyorum.

Polis kıyafetli kolumdan tutuyor. “Tamam, sakin ol.” Çırpınıyorum. Abi, bunlar polis değil. Boynuma dolanan kol bir anda yere kapaklıyor beni. “Yahu şu manyağa bak,” diyor. Ahmet abinin endişeli gözlerini görüyorum bir an. Kahvehane ahalisi, “Vah vah,” diyor. Penceredeki teyzenin el dışı diğerinin içine çarpıyor bir iki kez. Koltuk altlarımdan tuttukları gibi atıyorlar beni arabaya. “Tamam, sakin ol!” Ahmet abi, abi bunlar polis değil! Öldürecekler beni. “Tamam kardeşim, hadi girin içeri diyor,” polis kıyafetli. Ahmet abinin yüzündeki şüphe derinleşmiş gibi. Bir şeyler konuşuyor yanındakilerle. “Yahu bu çocuk neden bu kadar çırpındı,” diyor şüphe dolu gözleri. “Allah Allah.” Bunlar onlar Ahmet abi. Bunlar insanı, medeniyeti, şiiri yok etmeye çalışanlar. İnan bana. “Hasta bu çocuk, ailesi arıyor kaç zamandır,” diyor polis görünümlü. Kahvehane ahalisi yavaş yavaş girmeye başlıyor içeri. “Merkeze telefon gelince biz de aileye haber verdik, orada bekliyorlar, isterseniz karakola kadar bir kişi refakat edebilir.” Ahmet abi, senden beklemezdim. Gel işte birlikte ölelim.

Polis arabası git gide uzaklaşıyor. Mahalleli pencerelerde hâlâ, “Ne olmuş, ne olmuş?” “Yahu yok bir şey, girin içeri,” diyor. Diyor ama, diyen de Ahmet abi de tedirgin. “Bu çocuk neden bu kadar çırpındı ki?” “Yahu sokaktan çıkması da yasaktı halbuki.” Araba gözden kayboluyor. Bir vakit sonra polisler geliyor. “Ee, aldınız ya komiserim bir saat kadar önce.” “Yahu, ne demek biz almadık!”

Hasan Emre

Şiire olan hevesi hiç kırılmadı. Hiç yılmadı. Hiç başaramadı. Sonunda bir gün, genç yaşında aramızdan ayrıldı. “Ani bir kalp krizi” onu bize kaybettiren. Şimdi, zihniyle birlikte kaybolan şiirleri cemiyet binamızın duvarında bir fotoğrafla yaşıyor. Dünya her geçen gün anlamsızlaşsa da, onun gibiler oldukça şiir yaşamaya devam edecektir.

Ruhuna El- Fatiha

Türkiye Muharip Şairler Cemiyeti

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Albrecht Dürer’in Yahudi Düşmanlığı Ta..T. Erbarıştıran
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Elisabeth Braw

31 Ağustos 2025

Rusya Svalbard'a Dönüyor

Svalbard’ı yirmi beş yıl önce terk eden Ruslar, Sovyet Döneminin ihtişamını geri getirebilmek için Norveç takımadalarına döndüler.  Neil Armstrong Ay’a ayak bastığında yaptığı ilk şey Amerikan bayrağını dikmekti. Ülkeler bir arazinin kendilerine ait olduğunu belirtmek için o ..

Devamı..

Yaz Sıcağıyla Baş Edebilmek İçin Orta ..

James Clark

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024