Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

22 Nisan 2020

Edebiyat

Altay Ömer Erdoğan: “Baktığım ve gönlümü akıttığım durumları kaleme aldım.”

Erkan Karakiraz

Paylaş

1

0


Mevlâna’dan alıntıladığım “Göz nereye bakarsa, gönül oraya akar,” cümlesi bu yazınsal emeğimdeki ereği karşılayabilir diye düşünüyorum. Baktığım ve gönlümü akıttığım durumları kaleme aldım. Bu durumsallıkları olay örgüsü ile bağlamaya özen gösterdim. Bundan sonraki görev, okuyan gözün…

Şair Altay Ömer Erdoğan’ın ilk öykü kitabı Hiçliğin Orta Yerinde okurla buluştu. Bu öyküler toplamı üzerine yazarla söyleştik.

Merhaba. Biz, sizi şair olarak tanıyorduk. Bir öykü toplamıyla geldiniz: Hiçliğin Orta Yerinde. Bu ilk öykü kitabı nasıl doğdu? Şiir ile anlatmayı deneyen bir yazar için öykünün işlevi ne?

Altay Ömer Erdoğan: Merhaba. Hiçliğin Orta Yerinde 2020’de okuruyla buluşan ilk öykü kitabım, ama tarihi hayli eski. 90’lı yılların sonlarında ve 2000’li yılların ilk çeyreğinde kaleme aldığım öykülerin toplandığı bir kitap. Epey geç kaldı! Kitapta yer alan öykülerin bir bölümü, İnsancılAdam ÖyküNotosVarlık ve Deliler Teknesi dergilerinde yayımlandı. Sizin de değindiğiniz gibi şiir ile kabuk bulamamış yaralardan türeyen bir yapıt Hiçliğin Orta Yerinde. 90’lı yılların sonlarında çoğunu Adam Sanat’ta yayımladığım, “narratif şiir” kapsamında değerlendirilen şiirler kaleme almıştım. Hikâyeleri olan şiirler. Orda, hikâye oldukça örtüktü. Ama apaçık anlatmak istediğim hayat kesitleri vardı. Bu kesitlerin birbirlerini nasıl harekete geçirdiklerini şaşırtan kurgular eşliğinde vermek istiyordum. Bu tutkudan ortaya çıktı bu öyküler. Öte yandan, bu süre içinde öykü anlayışımda da değişiklikler oldu. Bu kitapta yer alan öykülerden farklılaşan öykü taslaklarım da var. Bir bakıma onların önlerini açmak için, şu sıkıntılı karantina günlerinde kitap hâlini aldı bu öyküler. Ruhun Gemisi ve Kırık Kalpler Tamirhanesi adlarında üzerlerinde çalıştığım iki dosyam daha var. Umarım onları da gün ışığına çıkartacağım pek yakında.

Hiçliğin Orta Yerinde’nin metinler arası referanslarına değinsek bir de…

AÖE: Tabii ki. Bu öyküler toplamının adı, Beckett’ın Godot’yu Beklerken’indeki şu cümleden türedi: “Birazdan her şey bitecek ve biz yeniden yalnız kalacağız, hiçliğin orta yerinde.” Bu yalnızlığın ve yeniden yeniden yalnız kalmanın öyküleriydi kaleme aldıklarım. Yine Beckett’ın, “Yeryüzünün gözyaşları sonsuzdur. Biri ağlamaya başladığında, bir başka yerde, bir başkasının gözyaşı diner,” cümlesini kitabın başında yer alan Christian Bobin’in Eksik Parça yapıtından yapılan alıntıya yoldaş ettim. Her öyküye epigraf olan alıntılar Mevlâna Celalaeddin’den. Tebrizli Şems, Platon, Beşir Fuad, Antoine de Saint-Exupéry, Peyami Safa, Ahmet Muhip Dranas, Oğuz Atay, Selim Sesler, Stefan Zeig, Kurosava, Cemal Süreya, Edip Cansever, şarkılar, folklorik motifler metinler arası referanslar olarak görülebilir. Kim gibi anlattım? Soracak olursanız, Sabahattin Âli tarzı bir anlatıcılığın Oğuz Atayvari bir anlatıcılığa evrildiğini hissedebilirsiniz öykülerimde. En azından ben böyle umuyorum. Mevlâna’dan alıntıladığım, “Göz nereye bakarsa, gönül oraya akar,” cümlesi bu yazınsal emeğimdeki ereği karşılayabilir diye düşünüyorum. Baktığım ve gönlümü akıttığım durumları kaleme aldım. Bu durumsallıkları olay örgüsü ile bağlamaya özen gösterdim. Bundan sonraki görev, okuyan gözün.

Varoluşçu bir yönelimden söz edebilir miyiz?

AÖE: Sartre’dan yola çıkarsak; hiçlik sanıldığının aksine hiç olmak, yok olmak değildir. Kısaca açıklamak gerekirse, egodan sıyrılıp bütün evrenle bir olmaktır. Bunu yine Mevlâna’dan alıntıladığım, “Kim benliğinden kurtulursa, bütün benlikler onun olur,” epigrafındaki düşünceden hareketle ele alıyorum. Benliğimden sıyrılıp bütün benliklere sahip olma isteğimi varoluşçu bir yönelim olarak adlandırabildiğimiz oranda söz edebiliriz böylesi bir yönelimden.

Metaforik anlatım bolluğu da göze çarpıyor öykülerde. Bir de bir öyküde önemsiz bir detay gibi görünen, bir başka öykünün merkezine oturuyor. Her öykü birbirine bağlı. Dahası postmodern sayılabilecek bir oyun da var kitapta; bu öykülerin bir taşra otogarında unutulmuş tozlu bir bavuldan çıktığını öne sürüyorsunuz. Okur göze hâlâ bir katkısı var mı böyle oyunların?

AÖE: İlk belirlemeden başlayayım: Metaforik anlatım bolluğunun göndergesel birer anlamı var. Bu anlam kırıntılarını topladığınızda, daha üst bir anlama sıçramanın basamakları bu örtük anlamlarda gizli. Metinler arası referansların okur benliğini gönderdiği yerin egosundan soyutlanmış bir benlik olduğunu ortaya koymak istiyorum. Hiçliğin orta yeri, tam da orası!

İki, öyküler arasında geçişler var. Bir öyküde figüran düzeyinde yer alan öykü kahramanı, bir başka öyküde başrole soyunuyor. Bir öyküde sıradan bir durum ya da bir olay, başka bir öykünün çatısını oluşturabiliyor. Bu öykücülüğümüzde yapılmamış bir şey değil, yeni bir şey de değil. Bu türden bir kurguyu Tebrizli Şems’in “Oysa bütün mahlûkat sabrın ipliğiyle bağlıdır birbirine,” düşüncesine yaslandırıyorum. Bilinmeze övgü değil bu tutumum, pathosu canlı tutmak yalnızca.

Postmodern oyuna gelelim: Bu oyun Orhan Pamuk başta olmak üzere pek çok yazar tarafından oynandı. Saklambacın pek çok çocuk tarafından oynanması, nasıl diğer çocukların oynamasını engellemiyorsa, açıkçası beni de engellemedi. Kaldı ki okuru sobelemek gibi bir işlevi de yok bu oyunun. Oynamak iyidir. Okur göz, beni de bağışlasın. Biri "Elma," dedi çıktım.

Bu çıkışla birlikte vicdanı harekete geçirdiğinize tanıklık edilebilir. Ne dersiniz son olarak?

AÖE: Bu yılın Dünya Öykü Günü bildirisini Türkçede kaleme alan Hasan Özkılıç’ın da belirttiği gibi, “Öykünün de vicdanı olmalı. Eğer bu duygu eksikse, yani vicdansızsa öykü, yine eksiktir.” Umarım eksikliği kapatmaya ön ayak olur Hiçliğin Orta Yerinde. Merkeze oturttuğum sözcük: Vicdan. Vicdanımızı her zamankinden daha fazla harekete geçirmemiz gereken şu günlerde, okur belleklere tek bir sözcük ekleyebilirse Hiçliğin Orta Yerinde, işlevini yerine getirmiş sayarım. “İnsan hayatta küçük şeyleri ihmâl etmemeli,” diyor Beckett. Bu da son söz yerine geçsin.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sinema Teknik midir?Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

28 Mayıs 2025

İngiltere ve Çin Tarihinde Afyon Ticar..

Çin’deki afyon bağımlılığı ülkenin hem sosyal yapısını bozuyor hem de ekonomik ilerlemenin yavaşlamasına, hatta duracak noktaya gelmesine sebep oluyordu.18. ve 19. yüzyıllarda Büyük Britanya’nın da içinde olduğu Batılı ülkeler afyonu doğal olarak yetiştiği Hi..

Devamı..

Putin’in Kontrolündeki İstikrarlı Reji..

S. G. F. Hall

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024