Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Eylül 2021

Öykü

Altı Ahbap Bir Orhan Veli

Ömer Öztürk

Paylaş

4

0


Oturduğum koltuktan hafifçe doğruldum. Benim için hazırlanmış kahveyi almak üzere masaya uzanır uzanmaz, kahveyi almamla kahvenin bir kısmının masanın üzerindeki kitaba dökülmesi bir oldu. Ortamda bulunanlardan biri, “Tüh, yazık ettin Süleyman Efendiye!” dedi. Gülüştük. Üzerine kahve dökülen kitap Orhan Veli’nin şiirlerinden mürekkep bir kitaptı.

Bir an Deniz Hanım kendisinden ummadığım bir biçimde, “Keşke Yaprak dergisi uzun ömürlü olabilseydi.” dedi.

“Ya da Orhan Veli uzun yaşayabilseydi.” dedi Kamuran Bey.

Ortamdaki muhabbetin haz vermeye başladığının ayırdına varıyor gibiydim. Zira yaklaşık yarım saattir buradaydım. Bayer Abi’nin sahaf dükkânında. Benim ortama girmemle serin bir sessizlik sinmişti içeriye. Sanki ben içeri girmeden koyu bir muhabbetin koynundaymışlar da ben girer girmez susmak istemişler gibi. Ya da kendi aralarında özel bir mevzuyu konuşuyorlardı da benim gelmemle bir an sus pus olmuşlar gibi. Hâsılı, yarım saattir yalnızca Bayer Abi’yle birkaç diyalog kurabilmiştim. O da, “Nasılsın, iyi misin?” den ibaretti. Yarım saatin üstüne bir anda Bayer Abi beni göstererek, “ Asım, başımın belası!” dedi tebessümle. Arkadaşlar aynı tebessümle yüzüme baktılar. Yeniden sakince oturdum sandalyeye. Bu yarım saatlik zaman diliminde ortamdaki kişileri tanıma arzum, yalnızca birkaçının ismini öğrenmekten ibaretti. Deniz Hanım, Kamuran Bey bir de adını zaten bildiğim Bayer Abi. Ortamda iki kadın daha vardı. Hiç konuşmuyorlar ve sık sık sigara yakıyorlardı. Köşede oturanlardan biri kalender meşrep bir edayla, “Asım Bey yazık ettiniz Orhan Veli’ye.” dedi.

“Olsun canım, altı üstü bir kitap; hem Orhan Veli yaşasaydı herhalde bir kitabın üzerine dökülen şeyin yalnızca kahve olmasını isterdi.” dedim.

“Bir de sigara külü!” dedi diğeri.

“Affedersiniz isminiz?” diye sordum.

“Gülmisal,” dedi, düşünceli, “Adım Gülmisal.”

“ Ne güzel isim!” dedim.

“Babam Reşat Nuri’yi çok severmiş. Çalıkuşu romanında geçiyormuş, kızım olursa adını Gülmisal koyacağım demiş ve koymuş.”

Bayer Abi, “İsminiz oldukça güzel, zaten eski zamanlarda ne güzel isimler koyarlarmış çocuklara.” diye ekledi.

“Şimdikiler öyle mi, tuhaf tuhaf isimler koyuyorlar.” dedi isminin Nazlı olduğunu öğrendiğim kişi.

Ortamda bulunanların yaş ortalaması otuz civarıydı. Tabi burada mekân sahibi Bayer Abi’yi saymıyorum. Onun yaşı herhalde altmış vardır. Sonradan öğrendiğime göre hepsi farklı farklı yerlerde çalışan sıradan kimselermiş. Hepsi zaman içinde burada Bayer Abi’nin sahaf dükkânında tanışmışlar. Kamuran Bey bankacıymış. Öğle aralarında aldığı bir döner dürümle Bayer Abi’nin dükkânına gelir burada yermiş. Hatta, “Bayer Abi’yle pay edip yeriz.” demişti. Deniz Hanım mağaza çalışanıymış. “Bütün yarım saatlik aralarımı burada geçiririm.” demişti. Gülmisal ve Nazlı ise bir yabancı dil okulunda çalışıyorlarmış.

“Ben de öğretmenim, edebiyat öğretmeni.” dedim.

Yalnız Gülmisal o kadar çok sigara içiyordu ki ortamda herkes şaşkın şaşkın ona bakıyordu. Alımlı, güzel ve oldukça şık giyimli birinin, yani dışarıdan bakıldığında insanın ruhunu yaşam enerjisiyle mest eden birinin bu denli sigara içiyor olmasına –haddim olmayarak– şaşırmıştım. Gülmisal o kadar güzeldi ki herhalde sokakta, parkta ya da herhangi bir ortamda onu görenler güzelliği karşısında etkilenmeden edemeyeceklerdi.

Ortam bir anda edebiyat ve felsefe sohbetiyle coştu. Ortamdaki sohbeti görünce sonradan fark ettim edebiyat öğretmeni olmama rağmen bilgi kıtlığımın beni zor duruma soktuğunu. İçten içe üzüldüm fakat bunu kimseye belli etmemeye çalışıyordum.

Deniz Hanım, (Oldukça seviyeli bir tavrı vardı. O yüzden ona Deniz Hanım diye hitap etmem gerektiğini düşündüm. Bu tavrımı da hiç yadırgamadı kendileri.) “Ben kitaplarla vakit geçirmeyi inanın çok seviyorum, edebiyatçılar hakkında konuşurken onlar hakkındaki bilgimi aklımla değil ruhumdan süzdüğüm kelimelerle ifade ediyorum.”

“Edebiyatı sevmek zaten onu gerektirir dedi Kamuran. (Ona önce Kamuran Bey diye hitap etmemin nedeni onu henüz tanımıyor oluşumdandır.)

“Kesinlikle söylediklerinize katılıyorum. İnsan kimi zaman yalnız kalmak ister. Mesele bu yalnızlıktan keyif alabilme meselesidir. O da derin olmayı gerektirir. Zira sığ bir dimağ, sığ bir gönül ve düşünmek eyleminin verdiği hazdan yoksun bir anlayış ve irade biçimi de yalnız kalmanın korkulu ve sıkıcı bir andan ibaret olduğunu düşünür. İşte o zaman yalnızlığımıza yoldaşlık eden en değerli şey oluyor kitaplar.” dedim ben.

Bayer Abi, “Siz hiç Fehmi’nin şaklabanlıklarını okudunuz mu?” diye sordu.

Ortamdakiler, “Hayır,” dediler.

Nazlı, “Yazarı kim?” diye sordu.

Ben, “Konusu ne?” diye sordum.

Fakat Bayer Abi hiçbirine cevap vermedi.

“Fehmi,” dedi, “Öyle bir adam ki, bütün insanlığı anlamış, idrak etmiş ve hayatın kendisine verdiği kalitesizlikten sıyrılıp kendini kitaplarda bulmuş birisiydi. Okuya okuya belleğini kocaman bir dünyanın içinde buldu. Zamanla düşünme biçimi değişti, dünya ile ilgili, yaşam ve onun kendisine kattıklarıyla ilgili türlü türlü sorular sordu, sorguladı. Yetmedi üstüne anne babasını ve kardeşlerini bir trafik kazasında kaybedince bu derinlikli bellek acıyla harmanlandı ve Fehmi alelacayip bir adam oldu. Kendi yaşamının ve insanlığın yaşamının kocaman bir yalan olduğundan emin oldu ve kendini değiştirdi. Farkında olarak insanlara zarar veren biri haline dönüştü. Yalnızlığın koynunda gerçek, kalabalıklar arasında yalancı biri olarak tanımladı kendini.”

Gülmisal, “Hepimiz öyle değil miyiz biraz aslında,” diye ekledi. “Hepimiz toplumun uymak zorunda olduğu kimi kurallara zorunlu riayet ediyoruz. Hâlbuki birçoğumuz bunu istemiyoruz; fakat düzen bunu gerektiriyor. Düzene uymak istemiyorum, kimsenin irademi yönlendirmesine ihtiyacım yok, dediğin anda isyan etmiş sayılıyorsun ve muhtemelen susturulmaya çalışılıyorsun. Hâlbuki hepimiz ayrı birer bireyiz ve kendi kabuğumuzun içinde yalnızca bize ait ve yalnızca bizim anlayabildiğimiz hatta ve hatta yalnızca bize haz veren, bir başkasının keyif dahi alamayacağı kimi bencil taraflar var. Çünkü bu haldir insana huzur veren. Toplumun geneli öyle yapıyor diye bizim de öyle yapmaya zorlanmamız müstakil bir özgürlüğün önündeki en büyük engeldir.”

“Bunda da,” dedi Kamuran, “otoriteye itaatin korku yüzünden olduğu gerçeği yatıyor. Çünkü insan sindirilmeye müsait bir varlıktır. Bu sindirilme duygusunun altında yatan temel dürtü, korkunun da ötesinde bireysel menfaatlerdir. Hepimiz tek tek birer menfaat dünyasının esiriyiz. İnsan buna mecbur bırakılmıştır yaratılışı gereği. Ya da insan doğuştan itibaren belirleyemediği kimi özelliklerinden ötürü isyankâr ya da korku dolu veyahut menfaat merkezli olabilir. Burada aileni seçememe, yaşadığın toplumu ya da milliyetini belirleyememe gibi etmenler aslında kişinin mecbur bırakıldığı meselelerdir.”

“Daha doğumumuzda bile,” dedi Deniz Hanım, “Ölümün var olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz. Esasen doğduğumuzda aslında kocaman bir korku evreninin ortasında buluveriyoruz kendimizi. Ölümün var olduğu gerçeğini doğduktan sonra öğrenmek, insanın doğma konusundaki duygusunu kocaman bir kâbus iklimine dönüştürüyor.

“Esasen,” dedim ben, “Doğmadan evvel, bu evrende bir gün yok olacağım bilgisiyle donatılsaydım ve doğmak konusundaki tercih şahsıma bırakılsaydı doğmazdım. Zira içinde yaşadığımız düzen, ya da düzensizlik demek daha yerinde, bir korku iklimi. İnsan belleği düşünmeye meyillidir. Bu fıtrattır; fakat düşünmek eylemi dimağının bir köşesinde korku iklimin barındırıyor ve düşünme biçimlerini sınırlandırmak zorunda kalıyorsa bu toplumu yönetenlerin kendi şahsi menfaatleri doğrultusunda toplumu yönlendirme çabası içine girmelerinden başka bir şey değildir. O yüzden kimi zaman diyorum ki canım Orhan Veli iyi ki yalnızca otuz altı yaşamışsın. Kim bilir belki bizler de yarın öbür gün adına günah denildiğine inandığımız ve insanlığın belleğinde kötücül bir uğraştan başka bir şey olmayan o zavallı mefhuma daha fazla bulaşmadan bu evreni terk ederiz. Tabi bu noktada ölüm sonrası başımıza gelecekler konusundaki kimi düşüncelerimiz hatta meraklarımız da sınırlandırılmış durumda. Zira dinlerin ölüm sonrası hakkındaki metafizik tespitleri ve birçoğunun rivayetten ibaret çıkarımları bizim ölüm sonrası için belleğimizde biriktirdiğimiz düşüncelerimizi oldukça sınırlandırmakta. Hâlbuki insanın en büyük özgürlük anlayışı düşünmenin bizatihi herhangi bir alanda ve sınırsız biçimde yapılabilme ihtiyacıdır.”

“Tabii burada,” dedi Gülmisal, “Salt düşüncenin ya da herhangi bir konuyu düşünme biçimlerimizin bize sağladığı kısmi rahatlık kimi zaman bu düşüncelerimizden edindiğimiz çıkarımlarımızı söze dökememe durumuyla karşı karşıya kalınca, insan ister istemez ruhunun derinliklerinden fırlayan öfkenin kurbanı olmaktan kendini alamıyor. Bu noktada insanlık veyahut insanlığın seçkin olduğuna inandığımız kimi kişileri düşünme edimine dahi getirilen kimi sınırlandırmaların bir gün ortaya çıkan, gelişen ve serpilen dünyada bambaşka bir dönüşüm içine giren toplum kavramının ortaya çıkacağı ümidiyle kendini yazmaya adıyor. Ve bu dönüşeceği umulan toplumdaki siyasi otoritelerin düşünme eylemlerine tanınan özgürlük anlayışının değişeceği umuduyla yazma yoluyla belleğindeki sırlarını ileri bir zamana erteliyor. Ve fakat bu yazdıklarını da korkunun verdiği endişe haliyle kocaman bir sır gibi saklıyor. Bu noktada kendisinin yok olacağını, zaman içinde ölüp gideceğini istemsiz düşünüyor ve yazdıklarının ortaya çıkıp da o hayal edilen toplumda fayda sağlayacak bir araç haline geleceğini umduğu zamanları göremiyor. Bu görememe hali bir hayal kırıklığının ve yine sık sık vurguladığımız umarsız bir isyanın yeniden doğmasına neden oluyor.”

“Galiba muhabbet edebi olmaktan öte felsefi bir hale büründü.” diyorum.

 Gülüşüyoruz. Farklı bir gün ve saatte buluşmak üzere sözleşiyoruz.

“Kestane getirmeyi unutmayın,” diyor Bayer Abi, “sobada pişiririz.” diyor. Usulca dağılıyoruz. Belleğimizi kurcalayan kimi meseleleri böyle ortamlarda konuşmak beni rahatlattı diyorum kendi kendime. Gülmisal’in insanın aklını esir eden güzelliğini düşünerek tebessümle tutuyorum evin yolunu.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

“Delilik de bizim akıllı seçimimiz ols..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Mercan Barışkan

20 Eylül 2025

Alt Kat

Sigara uğruna…Açık bahçe kapısının tam önüne denk gelen, her seferinde lanet okuduğum o eski püskü sandalyede bir bacağımı kıvırıp altıma almış oturuyordum. Sevgi Hanım dün akşam yemek saatinde gizlice üst kata çıkıp gördüğü ilk odaya, yani benim odama girmiş, tüm sigaralarımı çalmıştı. Nasıl..

Devamı..

İstanbul’a 1 Saat Mesafede Kamp Kurula..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024