Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

15 Haziran 2018

Ne Haber

Artun Gebenlioğlu • Geniş Zamanlar

Artun Gebenlioğlu

Paylaş

41

0


Hatırlamıyordu. İlk ve aynı zamanda son işinden ayrıldığı günün üstünden kaç hafta, kaç ay geçtiğini her düşündüğünde karşı evin dış cephesine bakıyordu. Onun zaman mefhumunda önemli bir yer tutan işçiler hummalı bir çalışmayla iskeleyi beşinci kata kadar çıkarmışlardı. İnce tahta parçasının üstünde dans edercesine salınan bu cesur sihirbazları izlemekten duyduğu keyfin binde birini eski işi ona vermiş olsaydı, şimdi cep telefonunun başına oturmuş, yana yakıla bir yenisini arıyor olurdu. Bir kere düşünmeye başladığında zihninde açılan yeni sekmeler onu bambaşka mecralara sürüklüyordu. Şunlar sekizinci kata kadar varmadan bir iş bulsa ne güzel olurdu. Gözlerinin önünde bir yılbaşı ağacı gibi süslenen o şekilsiz binanın tadilatı tamamlandığında ve sokak lambasının ışıkları gecenin karanlığı içinde onu bir yıldız gibi parlak kıldığında orada olmak istemiyordu. İş bitirmiş olmanın verdiği gururla gülümseyen işçilerin yüzlerini görmeye tahammülü yoktu. Gerçi onlar da böylelikle işsiz kalmış olacaklardı. Evet, işsizlerin kardeşliği! Niye bunu daha önce düşünememişti. Şimdi kendini onlara daha yakın hissediyordu. Tabii ya! Görüşmesi vardı bugün. Nasıl unutabilmişti? Şu işsizlik günlerindeki tek işi gitmesi gereken görüşmeleri hatırlamaktı oysa. Hem kaderinden yakınıp hem eline gelen fırsatları tepme konusunda rakipsiz olduğunu düşündü. Zihnine bir karınca ordusu gibi hücum eden düşünceleri zapt edip uyuşukluğunu üstünden atınca hazırlanması gerektiğini anladı. Son görüşmesinin üstünden epey zaman geçmişti. Bunu anlamasına yardımcı olan dolabını açtığında gördüğü oduncu gömleğiydi. Hangi akla hizmet böyle bir seçim yapmıştı? Herhangi biri onun karşısına böyle bir renk cümbüşüyle çıkmış olsa patlatacağı kahkahayı düşündü ve o gömlekten bir an önce kurtulmak istedi. Yanı başında bir soba olsa, onu gözünü kırpmadan ateşe atardı. Sonunda dolabının ücra bir köşesinde yakası sararmamış beyaz bir gömlek bulduğunda eşsiz bir sevinç duydu. Son hazırlıklarını da tamamlayıp aynaya baktığında hayatının hiçbir döneminde sorumluluktan kaçmayan o adamı gördü, ama bugüne kadar omzuna binen yükleri anımsamaya çalıştığında zihninde soru işaretleri belirdi. Gömleğinin yeninden sarkan ip parçasından aşağı yuvarlanan soru işaretleri dört yanını kuşattı, varlığına damga vurdu. Evi toplaması iş görüşmesinde olumlu bir intiba yaratacakmış gibi salondaki alçak sehpanın üstündeki bardakları toplamaya başladı. Hayatının bir özeti bu bardaklardan okunabilirdi. Her biri farklı boyda, farklı büyüklükte, farklı renkte, farklı desendeydi. Bunlar arasında en dikkat çekici olanı hayvan desenli, geniş ağızlı beyaz cam bardaktı. Üstüne resmedilen o tombul ayıcığın ağırlığı yüzünden mi bilinmez, bu bardağın kenarında küçük çaplı bir çatlak vardı. Kahverengi canavarın fırlattığı rengârenk öpücükler bardağı çepeçevre süslüyordu. Ağız kısmındaki kırmızı öpücük, sevgilisinin dün bıraktığı ruj iziyle birleşiyor ve onun düşüncelerine yepyeni bir yön veriyordu. Ne kadar zamandır birlikte olduklarını düşündüğünde hafızasının kendisine yeni bir oyun oynadığını fark etti. Ah! Ne kötü şeydi şu işsizlik. Asıl mesele parasızlık değil, ufkun ötesinde bilinmeze uzanan kızıl ışıkları bile şaşkınlığa uğratacak kadar geniş olan zamandı. Yirmi beş yıldan beridir bu kadar zamana maruz kalmamıştı. Şimdi ne yapacağını bilemiyor, yetişmesi gereken bir iş görüşmesi varken ortalığı toplayacak kadar umursamaz olabiliyordu. Sonunda kapıdan dışarı adım attığında bir an için ne tarafa gideceğini unuttu. Telefondan firmanın tam adresine bakıp iyice emin olduktan sonra en yakın otobüs durağına doğru yola koyuldu. Evin hemen köşesindeki ufak yokuşu iner inmez kendini bir yol ayrımında buldu. Sağdan uzanan yoldaki büfede açlığını dindirmek istediyse de, kısa bir tereddüdün ardından diğer yolu, kestirme olanını seçti. Bu yolu esasında kestirme olduğundan değil, mahallenin tembel köpeğini sevebilmek için tercih etmişti. Hiç hazetmediği –tabelasını sevmiyordu– simitçinin kaldırımını mesken edinmiş köpeğe herkes Panço demesine rağmen o Yorgun adını vermişti. Ne kadar benzediklerini düşündü. Yorgun simitçinin brandasının altına, gölgeliğe yerleşmiş miskin miskin zaman öldürürken, camın önüne geçip karşı binadaki işçileri izliyordu. Belki de bugün onun Yorgun’dan bir farkının olacağı gündü. Yüzünde bir tebessüm şekillenir gibi oldu. İçinde uyanan, epeydir kendisini terk etmiş olan o heyecan otobüs durağına vardığında ciddi bir darbe aldı. Gün ortasında bu kadar insan nereye koşturuyordu? Ya düşüncelerle boğuşmamak için kendilerini dışarı atmışlardı ya da iş görüşmesine gidiyorlardı. Demek ki tek işsiz kendisi değildi. Bu kadar insana yetecek iş olup olmadığını düşündü. İskeleyi bitirecek işçiler elbet yeni bir inşaat bulurdu ama bir otobüs dolusu insan arasından muzaffer bir edayla sıyrılmak öyle her babayiğidin harcı değildi. Ve bir otobüs yanaştı. Yolun karşısında gördüğü kediyi dikkatli gözlerle süzerken, körüğünü naz niyaz açan kapıdan içeri hücum eden insanları, o kediden kaçmak için ufacık bir deliğe sığışmaya çalışan farecikler olarak hayal etti. Hücum borusunun sağır edici sesi dindikten sonra usulca, siperinden dışarı dizi üstünde sürünerek çıkan bir asker gibi ağır ağır içeri girdi. Bu mülakatı, bir sonrakini ve hemen ardından olanı geçtikten sonra bu işi alması halinde her gün bu keşmekeşi yaşayacağı aklına geldi. Bu düşünceyi savuşturması çok zor olmadı. Otobüsün ani freniyle savrulan bir yolcunun başına indirdiği yumruk onu kendine getirdi. Bir başlangıç noktasında olduğunu düşündükçe, taze bir heyecan sarıyordu benliğini. Yenilendiğini, hayatını hale yola koymaya çok yaklaştığını hissediyordu. Şu beyaz gömleği daha sık giymeliydi. Gömleğin yeninden sarkan ip gözüne artık o kadar çaresiz görünmüyordu. Görüşme sırasında sorulacak soruları ve vereceği cevapları zihninde tasarlarken kendine epey iltimas geçiyordu. Soruları bildiği yerden soruyor, en güzel cevapları vererek kendini bu işi alacağına inandırıyordu. Tek korkusu son zamanlardaki gevşekliğinin en beklemediği anda gelip başına iş açmasıydı. Binaya girdiğinde kendisini çiçeklerle karşılamalarını beklemiyordu, ama en azından kendisini yönlendirecek biri olsaydı. Etrafta kimseyi göremeyince tüm çaresizliği içinde hafifçe öksürdü. Bunu yaptığı için kendisinden utandı ve saatten emin olmak için telefona bakmaya yeltendi. Boş batarya göstergesiyle karşılaşınca bir an için geç kalmış olabileceğinden korktu. Tam o sırada elinde çayı ve kurabiyesiyle gelen tombul kadın samimi bir sesle yukarıdaki bekleme odasına çıkmasını, kendisini birazdan içeri alacaklarını söyleyince ağır adımlarla bir üst kata çıktı. Hiçbir zaman iyi bir gözlemci olmamıştı ama konuşmasında kullanabileceği bir malzeme bulmak umuduyla etrafına baktı. Boş, beyaz duvarlar, üstüne oturduğu kahverengi deri koltuk ve ardında geleceğinin uzandığı büyük siyah kapı dışında herhangi bir şey göremedi. O kadar çok pozisyon için, o kadar farklı şirketlere başvurmuştu ki artık ipin ucunu kaçırmıştı. Özgeçmişine aldırmadan mezun olduğu bölümle alakalı alakasız gördüğü her ilana başvurmuş, son zamanlarda bunu da bırakmıştı. Şimdi de kendisine geri dönen bu az sayıdaki firmalardan birine gelmişti. Yakın geçmişinin bu karanlık dönemine dalmışken bir duraksama yaşadı. Hangi firmaydı bu? Başvurduğu pozisyon neydi? Hatırlamıyordu. Bir anda boncuk boncuk terledi ve elini hemen cebine attı. Telefonu kapalıydı. Tam o sırada büyük siyah kapıdan dışarı uzanan bir baş onu çağırdı: “Buyurun, sizi alalım.”
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Hırvatistan, dünyanın ilk ücretsiz oku..Metin Rudar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Uğur Ugan

17 Nisan 2026

Dinçer Güçyeter: "İnsan, geçmişinden n..

Misafir işçi olarak Almanya’ya giden anne-babasının sessiz kalmış hikâyesini, üç kuşağa yayılan bir göç anlatısı olarak romana dönüştüren Dinçer Güçyeter ile Türkçe çevirisiyle “yuvaya” dönen “Almanya Masalımız..

Devamı..

Emperyalist Savaşlara Kitlesel Direniş..

M. A. Karlin

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024