Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

8 Nisan 2021

Söyleşi

Ayşe Özlem İnci: “Bunun yerin dibinde de devam eden yıpratıcı bir hal olduğunu fark ettiğimde yazarak bu durumla başa çıkmaya çalıştım.”

Demet Aksu

Paylaş

0

0


Kişisel atmosferimden çıkıp başka atmosferleri  anlama ve anlatma çabamın baskın olduğunu söyleyebilirim.

Ayşe Özlem İnci’nin ilk öykü kitabı Yerin Dibinden Geliyorum Mart 2021’de İletişim Yayınları etiketiyle okuyucusuyla buluştu. İnci, insanı  farklı halleriyle ele alıp farklı yolculuklara çıkarıyor. Yarattığı canlı karakteri, iyi düşünülmüş kurgularla birleştirerek sıkı öykülerle tanıştırıyor okuyucuyu. Ayşe Özlem İnci’yle Yerin Dibinden Geliyorum’u konuştuk.

Demet Aksu: Yerin Dibinden Geliyorum ilk öykü kitabın. On üç öyküden oluşuyor.  Her bir öykünde okuyucu farklı karakterlerle, farklı yerlere yolculuk yapıyor. Belki de çoğu zaman yerin dibi oluyor gittiğimiz yer, sonra da oradan çıkıp tekrar geliyoruz. Yerin Dibinden Geliyorum’un doğuşu, yolculuğundan bahseder misin?

Ayşe Özlem İnci: Her zaman notlar alan biriydim. Aklıma geldiğinde not tutacak kadar heveslendiren her şeyi yazardım, hâlâ öyleyim. Bazen topluluk içinde canımı sıkan bir hâl olurdu. O an belki de yaşımın daha küçük olması sebebiyle o masadan kalkıp gitmek ayıp olur diye düşünüp ne oradan kaçabilir ne de gönül rahatlığıyla  orada kalabilirdim. Böyle anlarda mesela yer parkeden mi oluşuyor, onlar ayrılsa da içine girsem, ardımdan kapansa ve kimse görmese hissi beni kuşatırdı. Bu kaçıp saklanma arzusu tanıklık ettiğim ya da kendi yaşadığım can sıkıcı olaylardan ötürü olabilirdi. Kendimle baş başayken toplumdaki olumsuzluklara tam olarak, dur, diyecek gücü gösteremediğimde, yetmediğimi hissettiğimde ve bazı insanların hâlâ o dertlerle tek başlarına mücadele etmek zorunda kaldıkları anlarda da, Sen ne yapıyorsun ki, düşüncesi ve utancıyla kendimi suçladığım zamanlarda da yerin dibine girmek isterdim, isterim. Bunun aslında bir kaçış değil, yerin dibinde de devam eden yıpratıcı bir hâl olduğunu fark ettiğimde yazarak bu durumla başa çıkmaya çalıştım. Yazdıklarım önceleri daha kişisel şeylerken 2012’de yazma eylemi benim için daha ciddi hâle dönüşmeye başladı. Kimi edebiyat dergilerine öyküler gönderdim. Bir dönem röportajlar da yaptım ama öykü yazmak her zaman daha baskın şekilde hayatımdaydı. Ve 2019’da kısmi bir kampa girip öykü dosyamı bitirdim. Notos’ta öyküm “İsmim Cecilia” yayımlanmıştı. Kitabın editörü Emre Bayın bu öyküyü okuyup beğendiğini, ileride bir dosya fikrim varsa haberleşebileceğimizi yazdığında,  zaten bastığı kitapları ve yayıncılıkta durduğu yeri sevdiğim İletişim Yayınları’na dosyamı gönderdim. Elbette bir yayın kurulundan geçtikten sonra dosyamı basacaklarını söylediler. Yerin Dibinden Geliyorum böyle yola çıktı.

DA: Yazma sürecine  dönüp baktığında Yerin Dibinden Geliyorum’da birleşen öykülerinle ilk yazdıkların arasında nasıl bir fark gözlemliyorsun?

AÖİ: Genellemeleri pek sevmemekle birlikte zaman zaman kendimizi açıklarken referans olarak onlara başvurabiliyoruz. Sanırım şimdi ben de böyle yapacağım. İlk kitaplar daha çok yazarın kendi yaşantılarından meydana gelen anlatılardan oluşur denir. Benim de ilk yazdığım metinlerin merkezinde kendi yaşadıklarım vardı, kendimle meşgul olduğum öykülerdi. Ama 2012’den bu zamana dek bu fondaki genellemeyle dönüp dönüp hele ki son zamanlarda yazdıklarıma baktığımda bunun pek de böyle olmadığını fark ettim. Çünkü bu konuda kendimle didişip mesai harcadıkça, kendimden çıkıp başka hâllerin de öykülerini yazmaya başladığımı görmeye başladım. Kişisel atmosferimden çıkıp başka atmosferleri  anlama ve anlatma çabamın baskın olduğunu söyleyebilirim. Sanırım fark bu.

DA: Peki kitaptaki ilk ve son yazdığın öyküler hangileriydi?

AÖİ: İlk yazdığım öykü “Sezer Hilkan’ın Not Defteri”ydi. 2012’de yazmıştım. Son öykü de “Zeynep Teyze ile Yılan”

DA: Kitabın ismi de kapağı da oldukça etkileyici. Kapak ve isim konusundaki süreçten bahsedebilir misin?

AÖİ: İsmin oluşmasına vesile olan ilk soruda cevapladığım yerin dibine girme hissiydi. Yerin dibine girdiğim anlardaki yazma arzumu sembolize etsin diye ayakları yerin altında bir sandalye düşündüm. Ama bir bölümünde yapraklar da olsun ki yerin dibinde olan bitenin aslında bir vazgeçmişlik değil, “hâlâ alandayım, mücadaledeyim düşüncesi” de taşısın istedim. Seda Mit de düşünceme çok yakın güzel bir çizimle bu kapağı yarattı.

DA: "İsmim Cecilia", Notos’ta okuduğum, senin kaleminle tanıştığım ilk öykündü. Bir kadın öyküsü. Bu öykünü okurken Saint Cecilia yani müziğin koruyucu meleği, kalbiyle Tanrı’ya şarkı söylerken tasvir edilen kadını anımsadım, bu bağlamda neler söylemek istersin?

Ne güzel bir bağlantı. Bu öyküyü yazarken biraz da buraya gönderme yapması planladığım bir durumdu. Ama elbette metin içerisindeki Cecilia, bir kadın olarak kendi tercih ettiği şartlar içerisinde, biricik hayatının koruyucusu, karar vericisi olarak var olmaya çabalayan ve başaran da bir birey. Kimsenin koruyucusu olmayan, kimsenin onu korumasına gerek duymayan, edilgen olmayan bir karakter.

DA: Öykülerine genel olarak baktığımızda müzikle sıkça karşılaşıyoruz. Bu da bana müziğin hayatında büyük bir yer kapladığını hissettirdi. Müzik ve edebiyat bağlamındaki düşüncelerini merak ediyorum.

AÖİ: “Paralellikler ve Paradokslar”(Türkçesi: Osman Akınhay, Agora Kitaplığı) Edward Said ve Daniel Barenboim epey derin ve etkileyici sohbetlerinden oluşan bir kitaptır. Bir bölümde Edward Said, Metnin yorumunda edebiyattan müziğe ilginç paralellikler kurulamayabilir, ama müzikten edebiyata aynı paralelliklerin kurulup kurulamayacağını merak ediyorum, der ve  edebiyat eleştirmeni Richard Poiriet’in, ondan herkes faydalanacağına göre edebiyat daha demokratiktir, olağandışı kullanıma sokulanlar, bir bakıma birlikte yaşadığımız sözcüklerdir, sözüyle devam eder. Ben de buradan yola çıkarak edebi türler içerisinden özellikle şiirin müzikte yorum kazanabilme olanağının daha güçlü olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte hikâye ya da romanda cümlelerin oluşması, bir cümle içerisinde kelimelerin; bir bölüm içerisinde cümlelerin ve kitap içerisindeki anlatının birbirleri arasındaki ritminden ve melodisinden de bahsedilebilir. Dolayısıyla bazen doğrudan bazen dolaylı yoldan, metin izin verdiği sürece müzik ve edebiyat arasında bir bağ olduğunu düşünüyorum. Bir metnin başına oturmadan şiir okumak, öncesinde müzik dinlemek bir ısınma egzersizi gibidir benim için. Bahsettiğin belki de bu olabilir.

DA: Hatta Billie Holiday ve Edith Piaf’a ithafen bir öykün var.

AÖİ: Öyküyü yazmanın öncelikli sebebi elbette  Billie Holiday ve Edith Piaf müziklerini sevmemdir. Muhabbete iştahlı biriyim. Muhabbet etmek, dinlemek... Elbette muhabbetti ettiğiniz kişiyle paylaştıklarınız bu iştahın tetikleyicileri olabiliyor.  Billie Holiday... Edith Piaf.... Karşılaşsalar ne konuşurlar... İki sahne insanı bir araya geldiğinde birbirlerine sahneden mi seslenirler yoksa yan yana oturup içlerini mi açarlar... Muhabbetlerine duyduğum bu merak sebebiyle de sanırım müzik ve edebiyat yan yana geldi.

DA: Zenjey, bir yapay zeka öyküsü. Günümüzde yapay zekâ, üzerine oldukça düşünülen ve çalışılan bir konu. Öykünden de yola çıkarak sence yapay zeka insanın yerini alabilir mi, yapay zekâ karakteri yaratan bir yazar olarak bu seni korkutuyor mu?

ayşe özlem inciAÖİ: Bu bir insanın görev tanıma göre değişebilir sanırım. Şoförsüz arabalar, bir elin sürekli kendisine eşlik etmesine ihtiyaç duymayan robotlar, hatta kimi ülkelerdeki trafik polisleri... Bu öyküyü yazarken birçok belgesel izledim, podcast dinledim ve makaleler okudum. Hatta telefondaki Siri isimli uygulamaya sorular sorup kendimce sohbet etmeye çalıştım. Yapay zeka tarafından yaratılan şiirler, besteler, resimlerden bahsediliyor. Yapay zeka ve duyguyu henüz gerçek bir yere oturtamadım. Henüz bu aşamada olduğu için korkutmak değil de beni ikna etmiyorlar diyebilirim. Gerçek sanatçı olarak yaratılar tam anlamıyla bir yapay zeka tarafından sanırım icra edilemeyecek. Benim için de merak uyandıran ve heyecan verici bir konu bu...

DA: Ayşe, yıllardır edebiyatın, sanatın içinde olan birisin. Yerin Dibinden Geliyorum’un yolculuğu boyunca sana neler, kimler, hangi kitaplar eşlik etti?

AÖİ: Bu süreçte bana eşlik etmiş birçok  kitap, dizi, müzik, film, belgesel, podcast programı, yaratan, üreten arkadaşlarımla ettiğimiz muhabbetler var. Son zamanlarda okuduğum ve okumakta olduğum kitaplardan birkaç tanesini paylaşmam gerekirse; Biri Sizi Bulmaya Çalışıyor, Marc Augé, Cicim, Collette, Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler, Jose Ortega y Gasset ve Modern İran ve Afgan Öyküleri Antolojisi.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Dijital Sanat Merkezine Dönüştürülen D..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Katie Tobin

2 Temmuz 2025

Sylvia Beach, Nazilere Meydan Okuyan K..

Sylvia Beach, Paris’te açtığı Shakespeare and Company ile yazarları bir araya getirdi ve onlara yaratıcı deneyler ortaya koyabilecekleri bir alan sundu. Aynı zamanda James Joyce’un hamisi olan Beach, modernist hareketin de merkezi figürlerinden biriydi. Pa..

Devamı..

Demokratik Başarılardaki Paradoks

R. H. –. S. Lewandowsky

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024