Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Kasım 2017

Öykü

Azad Karadereli • Nisan Havası

Azad Karadereli

Paylaş

31

0


Senuber az önce tandırda ekmek pişirmişti. Soluklandıktan sonra çay bile demlemişti. Karıkoca balkonda oturup çay içiyor, dinleniyorlardı. Senuber sofradaki sıcak ekmeğe ve üzerini kapattığı yemeğe işaret ederek sordu: “Yemek yiyecek misin?” Zeynel bin bir güçlükle yanıt verdi: “Be zalimin kızı, bende yemek yiyecek hal mi kaldı, Allah aşkına! İlkbahar gelince o kadar iş yapmak zorunda kalıyorum ki, değil yemeye, yürümeye bile dermanım olmuyor. Getir bir şeyler belki de yerim hani…” Genç kadın oturduğu yerden kalktı kalkmasına ama, o yerinden kalkınca iki tane serçe avludaki dut ağacından öterek kayıp düştüler balkona, direk sofranın üzerine, ordan da âdeta birbirine sarılarak yukarıya kalktılar. Sonra tekrar aynı deminki gibi öterek, biraz da kavgaya tutuşurmuşcasına tandırın ta dibine kadar sağa sola koşturdular. Biraz da orada cilveleştikten sonra ansızın ortadan kayboluverdiler. Az sonra etrafa kebap kokusuna benziyen garip bir koku yayıldı. Senuber hemen balkondan fırlayıp tandııra doğru koştu. Zeynel de doğrusu yerinden nasıl fırladığını bilemedi, tandırın yanında, Senuber ile beraber durduğunu farketti ansızın. Kuşlar yan yana kor misali tandırda kavruluyorlardı resmen. Zeynel genç karısının yaşlı gözlerine baktı bir süre: “Bu neydi, kızım, n’olmuştu böyle bu zavallılara? Sanki akıllarını kaçırmışlardı.” Zeynel yaşamı boyunca Senuber’den duymadığı laflar duydu: “Bu nasıl bir sevdaydı, Allahım?! Nasıl da aşkla uçuyorlardı kadersiz kuşlar.” Genç koca karısının iyice büyümüş gözlerine, değişmiş yüz ifadesine bakındı uzun uzun: “Saçmalama, kuş ne anlar sevdanın ne olduğunu... Tandırın ağzını iyice kapa, içine oğlak falan düşüverir, Allah korusun. Kendin az gel şöyle.” Gerisingeri gelip az önce oturdukları yerde oturdular. Ama deminki neşeleri falan yoktu. Yemek, çay akıllarının ucundan dahi geçmiyordu. Zeynel bakışlarını karısının üzerinde dolaştırdı bir süre. “Yine gebe mi bu? İyi mi, altı etti artık.” “Peki çocuklar nerde?” Yanık kokusu hâlâ Senuber’in burnundaydı: “Her çocuk elinde bir dürüm koyunların peşinden gitti. Tosu’yu da annem beraberinde götürdü.” Kafası keçi misali biçimsiz tıraş edilmiş bir erkek çocuğu girdi avluya ve seslendi: “Zeynel dayııı!” Zeynel oturduğu yerden yanıt verdi çocuğa: “Ne var, ay uşak?” Çocuk elindeki fidanı gösterdi Zeynel’e ve kafasını kaşıyarak başladı ötmeye: “Seyfel emmi verdi, ceviz fidanıymış. Ordubat* türü olduğunu söyledi, beşini böyle avcunda sıkıyormuşsun, hepsi kırılıyor. Bir tane çürüğü bile gelmiyormuş eline. Hem… söyledi ki, tam da dikim zamanıymış, hemen bugün dikiversin toprağa.” Zeynel fidanı alıp bağırdı: “Tamam ya, boş boş konuşup kafamızı şişirme.” Çocuk pantolonunu çekiştirerek uzaklaştı. Zeynel fidana şöyle evire çevire iyice baktı: “Allah babasına rahmet eylesin, ne iyi etti göndermekle. Avluda her ağacın olması çok iyi.” Yere yaydığı yorganı çırpan Senuber sordu: “O ne öyle?” Zeynel balkondan inerken konuştu: “Ceviz işte. Seyfel’e söylemiştim, o da sana öyle bir ceviz fidanı vereceğim ki, abi Hindistan’da dahi böylesini bulamazsın demişti. Şimdi, göndermiş sağ olsun, Ordubat türüymüş.” Senuber elini yorgandan çekerek olduğu yerde donakaldı. Sanki kötü bir haber duymuştu. Zeynel’in peşinden öylece bakındı. Sonra aklına ne geldiyse, koşarak bahçeye indi. Zeynel’in elindeki küreğin bir tarafından tutuverdi: “Dikme Zeynel`im, dikme. Kurban olurum sana, dikme. Ya da ver, ben kendim dikeyim.” Zeynel şaştı kaldı. Geçen sene kızı komşularının ağacının dibinden ceviz toplarken bahçe sahibi kızına ne söylediyse artık kız gün boyunca hiç susmadı. O zaman Senuber kocasını verdi veriştirdi bir güzel: “El âlemin kocaları her ağaçtan dikiyor bahçesinde. Ya, ceviz dediğin nedir ki, bizim bahçede olmasın.” İşte o zaman Zeynel’in içinde bahçeye bir ceviz ağacı dikme isteği uyanıvermişti. Şimdi tam da fidan bulmuştu, ama galiba karısının kaprisleriyle uğraşmak zorunda kalacaktı. “Neden?” Zeynel usulca sordu. “İstemiyorum. Öylesine istemiyorum. Bir nedeni falan da yok.” Bu kez Zeynel bağırdı: “N’oldu da böyle ansızın karar değiştirdin? Sen değil miydin bizim bahçede niçin ceviz ağacımız yok diye soran?” “Şimdi sormuyorum, tamam mı, şimdi sormuyorum kurban olduğum. Rahmetli dedem hep derdi ceviz fidanı dikene meyvesini toplamak nasip olmuyormuş. Dikme, istemiyorum.” Zeynel yüksek sesle gülmeye başladı. Çok yüksek sesle gülüyordu, Senuber’in dizlerinin bağı çözülecek gibi oldu. Zira biliyordu âdeta böyle naralar atarak gülüşünden sonra Zeynel’in çok fena sinirlendiğini. Zeynel küreği alarak ağaç için yer belirledi. Avlunun taşamhor dedikleri köşesinde toprağı kazarak fidanı dikiverdi. Henüz şafak bile sökmemişti. Kapı çalınmaya başladı. Köpek bir iki kez havlayıp sustu. Zeynel saga sola döndükten sonra gözlerini açtı. Sokakta birileri yavaş sesle konuşuyordu. Cafer galiba, dedi kendi kendine, sabah gelip erkekleri dere temizlemeye götürecekti. N’apsın, nisan bu, napacağı belli mi olur? Göklere umut etmek aptallık olur. Yağmayınca yağmıyor işte. Yatakta saga sola dönünce yanında Senuber’i göremedi. Bir iki kez sesleyince, karısı bahçeden yanıt verdi. Zeynel vücudundaki acıları falan hepten unutuverdi, kalktı ayağa, Tosu’nun üzerini kapattı yorganla, sonra elbiselerini giyinirken kapıya bakınarak bağırdı: “Kızım acele et, galiba ben bugün Kalbi Kevşen deresine gideceğim.” Ansızın küreği de, baltayı da dün bahçede fidan dikerken unuttuğunu hatırladı. Aşağıya indi. Avludaki çeşmede elini yüzünü yıkadı bir güzel, uykusunu kaçırdı soğuk su. Bahçenin derinliklerine doğru ilerledikçe ağaçların dalları gözüne dokunmasın diye ellerini öne doğru uzatıyordu. Dün fidanı diktiği yere vardığında nerdeyse küçük dilini yutacaktı, kürek bıraktığı yerde değildi. Alacakaranlık bile olsa Zeynel fidanın çıkarıldığını farketti. Saçma sapan bir fikir dolaşıverdi ansızın aklında: Bahçeye hırsız girmiş galiba. Taşlığa vardı ve işte o an duvarın dibinde küreğin gözüken sapının farkına varınca sakinleşti. Az ilerde fidan da gözüküyordu. Toprağı kazarak ceviz fidanını tekrar dikmişlerdi. Eliyle fidanın dibi kontröl etti, su bile dökmüşlerdi. Gülümsedi istemdışı: Kadın aklı işte. Küreği alıp avludan çıkarken bir yerlerden kulağına serçe sesi, garip bile olsa, sabahın bu erken saatlerinde burnuna da kebap kokusu geldi. Sonra Senuber gelip durdu gözünün önünde. Susup öne çıkmış “altıncısını” sıvazlayarak: “Bu nasıl bir sevdaydı, Allahım. Nasıl da aşkla uçuyorlardı kadersiz kuşlar,” dedi. Zeynel dereden atlayarak bahçesine doğru koştu, Taşamhora vardı, usulca uzanıp fidanı çıkardı, soluk soluğa getirip yine evvelki yerinde dikti ve bahçeden çıktı. Akşamsa irice dut ağacına konarak bir birine sarılmış nisanın ılık havasından mest olmuş serçelerin şen şakrak cıvıltıları etrafa yayılıyordu. *Ordubat: Azerbaycanda il merkezi Azad Karadereli (Veliyev Azad Veli oğlu) 1954 yılında Azerbaycan'ın Zengilan ilinin Karadere köyünde doğdu. Üniversiteyi bitirdikten sonra öğretmen olarak çalıştı. Doğduğu il ve köy ermenilerce işgal edildikten sonra ailesiyle Bakü'ye yerleşti. Bir süre radyoda çalıştı. Dumduru Su, Ulartı, Kar Beyazlığı, Burda Yer Dönmüyordu, Burda Erkek Var mı?, Savaşın Çocukları öykü kitapları, Güneşin Tutulduğu Yerde, Şehircik, Kuma-Manıç Ovası romanları basıldı. Süt Gölü adlı öyküler kitabı Türkçede yayımlandı. Öyküleri Türkiye’de gercekedebiyat.com, erikagcioyku.com sitelerinde ve Sincan İstasyonu ve İnsancıl dergilerinde öyküleri yayımlandı. Yazı edebiyat dergisinin genel yayın yönetmeni ve sahibi. (yazidergisi.com
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yüzüklerin Efendisi’nin Bilinmeyen Ada..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sean Glatch

13 Ekim 2025

Serbest Dolaylı Anlatım: Üçüncü Tekil ..

Serbest dolaylı anlatım da tıpkı bilinç akışı gibi karakterin iç dünyasına odaklanır ama burada karakterin duygu ve düşünceleri önce düzenlenir ardından belli bir biçemde ifade edilir. Serbest dolaylı anlatımda yazar, hikâyeyi aktarmak için üçüncü ..

Devamı..

Denizin Canavarları: Kendi İzini Doğad..

Adalet Çavdar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024