Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

8 Mayıs 2021

Öykü

Bêmal

Meral Çiçeklidal

Paylaş

5

0


Öğretmenim bizim eve geldiğinde, okuldan çıkmamızın üzerinden iki saat kadar zaman geçmişti. Öğretmenim babamı kenara çekti. “Biraz konuşalım mı?” diye sordu. Sonra da bahçemizin en dip kısmına geçip kuruldular. Babam tütün tabakasını açıp sarma sigaralardan birini öğretmenime uzattı. Konuşmaları pek uzun sürmedi. Bitiremedikleri tütünü ayaklarıyla çiğneyip çöktükleri yerden kalktılar. Babamın gözünde, bizim eve yeni gelen televizyonun tek kanalının yayın sonu karıncaları belirdi. Ta uzaktan seçebiliyordum gösterisinin bittiğini.

Yalpalayarak eve attı kendini babam. Kapıyı kilitleyip gözlerini kardeşimin ve annemin üzerinde gezdirdi ve bakışlarını benim üstümde sabitledi. İri cüssesinden çıkarabileceği, en yüksek sesiyle kükredi.

“Bermal hariç herkes odaya geçsin!”

Anneme baktım. Çaresiz, korktuğu belli halini benim dışımdaki her şeye sarıp koruma güdüsüyle öbür odaya atmıştı kendini.

Ağır bir çekim başladı evimizde. O vakte kadar benim olduğunu sandığım ama asla benim olmayan eve. Babam ağır ağır yanıma ilerlemeye başladı. Her bir adımı saatlere kavuştu. Derin ve hissiz bakışları önüme düştü. “Büyüyünce ne olacaksın Bermal?” diye sordu. Öğretmen de bugün okulda aynı soruyu sormuştu. Çok hafif bir renklenmenin belirdiği göz bebeklerine inanıp: “Hayat kadını olacağım büyüyünce,” dedim. Sabah sınıfta öğretmene verdiğim cevabın aynısıydı bu. Babamın gözündeki yeşiller söndü, siyahlar büyüdükçe büyüdü.  Önümde soyunmaya başladı. Çırılçıplak kalana kadar attı üzerindekileri. Bedeni öfkeden morardı. Bacak arasını gördüğüm an, öğürme isteğimi bastıramadım. Midem iyice kalkınca, kafamı yere eğdim. Kafamı yerden kaldırıp bedenimi çıplak bedenine yaklaştırdı. “Hayat kadını olunca bol bol göreceksin, alış şimdiden,” dedi. Titremelerimi kontrol edemiyordum, korkum arttıkça arttı.  Korkuma üzüntüm eklendi ve ardından ağız dolusu kustum halıya.

Yakın zamanda tanıştığım televizyonda görmüştüm.  Bir adam, “Bir hayat kadınına uzatıyoruz şimdi mikrofonumuzu,” demişti. O kadar güzel bakan, o kadar güzel konuşan bir kadındı ki gördüğüm. “Biz gücümüzü yalnızlığımıza borçluyuz,” gibi bir laf etmişti. Ben de hayat kadını olmayı güçlü olmaya ve güzelliğe atfetmiştim. Onun gibi olmayı istedim.

Ben hayat kadını olunca kimsenin çıplak bedenine bakmayacaktım. Sadece herkesin en sevdiği, en ihtiyaç duyduğu, her şeye gücü yeten, mükemmel tek kadın olacaktım. Hayatı var eden kadın olacaktım. Tıpkı izlediğim kadın gibi. Diyemedim. Pantolonundan çıkardığı kemeri ile hıncını alana kadar, vurdu. Kimse çıtını çıkarmadı.  Annemin olduğu odanın kapısı açılmadı. Hıçkırıklarıma bir hayat kadınının kurtarıcı sesi karışmadı. Bayıldım…

***

İki doğum arası verdiğim molada arayan kardeşimin, “Babamız öldü,” demesiyle donmuştum. Bir yanlışı düzeltmek istediysem de ağzımı açıp, Senin baban öldü, diyemedim. Oradaki “-mız” eki anlamsızdı. Sekreterimin, “Sancısı sıklaşan kadını alalım mı masaya Hocam?” diye sormasına boş ve kimsesiz bir hayat kadınının yalnız bakışını attıktan sonra çöktüğüm koltuktan kalktım.

“Babam ölmüş,” dedim kendimin duyacağı cılız bir sesle.

Hastayı masaya aldım. Ikınmalarının şiddetiyle çabam arttı. “Hadi canım, az gayret güzelim,” deyişimin bitimine, bebeğin kafası doğum kanalına tamamen yerleşti.  Ellerimle biraz daha genişlettim alanı. Bebek sıkıntısız ilerledi. Kadının çığlığı doğumhaneden taşıp koridorda yankılandı. Babam ölmüş. Benim de çığlık atmam, kendimi yerden yere vurmam lazımdı. Yapamadım. Doğum bitti, göbeği kesip bebeğin poposuna ilk soluklanması için şaplağı attım. Alamadığımız nefesi tokatla aldırmak… İşte tam da böyleydi hayat. Kursakta kalanlarımızı, yutamayışlarımızı, çıkaramadıklarımızı ve alamadıklarımızı sarsarak veriyordu yaşam bize. Bebek ilk soluğunu aldığında babamın soluksuz kalan yüzü gözümün önünde belirdi. Morarmış, soğumuş ölüsünü hayale durdum. Eldivenlerimi çöpe attım. Üzerimi değiştirdim, yola çıkmaya hazır olana kadar babamın ölüsünü diri tuttum düşlerimde.  Çocukken hayat kadını olarak utandırdığım babamı, öve öve bitiremediği doktor kızı olarak gömmeye gidiyordum. O son hadiseden sonra, beni yolladığı yatılı okullar, akraba evleri…

Boşa geçen onca yıldan sonra geri dönüyorum.

Direksiyona geçtim, emniyet kemerini tokaya taktım. Yol almaya başladım. Her tabelada, “Babanız öldü, sağa sapınız, hız limitinizi aşmayınız!” yazılıydı. Asla öyle bir şey yapmadım.  Aksine olabildiğinden fazla yavaş ilerledim. Bol küfürlü korna sesleri eşliğinde vardım, memleketim olamayan kasabaya.

Çarşambaydı. Günü üç doğum, bir ölüm, bir çocukluk sarsıntısı ile kapatmıştım. Yol kenarında, şalvarlı kadınların meraklı bakışları arasında, döndüm evimizin olduğu sokağa. Daha doğrusu babamın evine. Ben buraya asla ait olamamıştım. Hayat kadınları adlı televizyon programını izledikten sonra benim kötü kadın olacağım korkusu sinen adamın eviydi, kasabasıydı burası. Bana ait tek kaldırım taşı, saklambaç köşesi, evcilik anısı yoktu. Buraya gelmem hataydı. Vedalaşacak, hakkımı helal edecek, her denilene harfiyen uyacak, siyahlara bürünüp her evlat gibi davranacak ve sonra defolup gidecektim. Neresinden tutacaktım ölüsünü, hangi soğukluğundan öpüp veda edecektim? Çıplak bedenini tekrar görmeye hazır mıydım? Bu sorularla kalabalık avlunun önünde durdum.

Yıkılmış annemi gördüm avluda. Zerre kadar üzülmedim onun perişanlığına. Çocukken gelip beni babamın çırılçıplak soyunup dövmesinden kurtarmamış kadına asla merhamet etmedim. Bir an önce yapmam gereken ne varsa yapıp geri dönmek için eve ilerledim.   Kardeşim de bana doğru ilerledi. İçimde tuttuğum ne varsa kardeşimi görünce taşıp dağıldı. Arabamın önünden, Onun olduğu tarafa doğru hızla yol aldı. Yıllardır akıtamadığım yaşım, kinim, kırgınlığım, çatırdayan ruhum, sendeleyen hayat kadını yanım sel oldu, kardeşimin önünde durdu.  Onun üzüntüden taşmaları, benimkiyle buluştu, minik bir kanal yolu açıp kardeş kardeşe ilerledi.

“Başınız sağ olsun,” sesleri arasında içeriye attım kendimi. Kafamı az sonra babamı gömeceğimiz topraktan kaldırıp tek kelime edemedim.  Hayat kadını olup tüm kadınların yarasını saracağıma olan inancım paramparçaydı. Bundandı kasabalı kadınların gözlerine bakamayışım. Çocukken görmüştüm yüzlerinin ince çizgisine sakladıklarını. Dokuz yaşında şifacı olup her birinin yarasına merhem olmak istemiştim. Hayat bulsunlar, aksınlar, bağırsınlar, direnip bu evlerden, avlulardan taşsınlar istemiştim. Kimliksizliklerinin acısı, evsiz kalma korkusunu yok etsin dilemişim. İlk engelim, bir adamın cinsel organı olmuştu işte. Hiçbirinin kederine şifa olamayıp, hepsinin kendilerinden bir parça koparıp var olma kaygısına bürünen yanlarını karşılamak için kadın doğum doktoru olabilmiştim sadece.

Kemerle dayak yediğim yere istemsizce çöküp kaldım. Babam, buradan başlamalıydı hayata. Elimi tutup, göz hizama inip, incitmeden kelimelere yüklediğim anlamlarımı tane tane anlatmalıydı. Hayat kadını olmak isteyişime kızmasaydı bu kadar. Kadının kendisinde var olan güce inandırsaydı beni. Ne değişirdi o zaman hayatımda, bilmiyorum. Belki doktor değil, başka bir kurtarıcı olurdum o zaman. Suratına kezzap atılan bir kadının yüzüne kalkan olurdum. Evinde öldürülen bir diğerini kurtarırdım. Kötü sözler kulaklarına ulaşmasın diye sesleri yeryüzünden kaldırırdım. Tanrıça olurdum söz gelimi. Sevgiye bulardım her köşe başını. Rengârenk boyardım dünyayı. Siyahlığın nefretini silerdim kentlerden…

Çöktüğüm yerden annem kaldırdı beni. Gözlerime bakamadı. En az babam kadar suçluydu benim gözümde. En az onun kadar merhametsizdi. “Geçecek yavrum,” dedi. Sesi samimiyetsizdi. Geçmeyecekti, ikimiz de biliyorduk. Benim içime kaçan hislerimin katili adamı yıllar önce gömmeyişimizin kederi bitip gitmeyecekti. Mezarına gömüp kırk su döksek, aramızdan kaybolup toprağa karışamayacaktı. Çocuk oldum işte o zaman. Evvelden çok önceydi, anlık inandım anneme, sarıldım. Hıçkırıklarımı takıldığı yerden kurtarıp kalabalığın arasına saldım. Susmadım, sakinleşmedim, dinmedim…

        Babamın bedenini açılan çukura indirdiler. Hemen öncesinde onu son kez görmek isteyip istemediğimi sormuşlardı. Kafamı hayır anlamında sallamıştım sadece.  Son kez hakkım varmış görmeye. Öyle düşünüyorlardı. Yazık, ben payıma düşen sonu yıllar önce acımasızca bir ilikte gördüm diyemedim. Toprağa hızla kavuştu babam. İri bedeni, bacak arası organı, sere serpe önüme attığı erkekliği örtülüydü artık. Şükür.

Herkesten sonra dönmek istediğimi söyledim aileme. Buna hakkım vardı. Anlayış gösterip ayrıldılar. Kafamı kafasının olduğu yöne konan küçük tahtadaki ismine çevirdim. Korkmuyordum bu defa babamdan. Ağzımı sakince araladım.

“Korkma baba, senin başını önüne eğmedim, hayat kadını olup adamlığını zedelenemedim! Övünebilirsin kızınla. Bir erkeğe karşı hislerim olmadı. Hiçbirinin elini tutmak istemedim. Kızın Bermal sadece kadınları sevebildi.”

 Ölen bedeni konuşmaya başladı. Sinirlendim.

“Oradan konuşma, sus artık, ölüsün sen! Son yirmi bir senedir sesinle beraberim. Senin tenin, benim tenimde kapanmaz yaralar açtı. Çok güzel seviyorum kadınları, sana rağmen seviyorum. Korkma olur mu? Alnının akıyla öl; kızın hayat kadını olmadı!”

Bavooo!

Jibokû malaxwebiparêze te navêmin kir Bermal,                                                  

Lê te per û baskêminşikand ez bûmebêkes û Bêmal*

Babamın cesedini ruhlarımızın arasında bırakıp arkama bakmadan uzaklaştım.

Aileme hiçbir şey anlatma ihtiyacı duymadım. Kardeşime samimiyetle sarıldım, anneme yalandan el salladım. Arabama geçtim. Kalbi kırılan çocukluğumu çöktüğü yerden arkama saklayıp yola koyuldum. Ölüsünü bekletmeden gömen kadınlara, dikiz aynasından göz kırptım. Kavgam bitmişti benim.

*Babaaa!

Evini korusun, ev kadını olsun diye adımı Bermal koydun,

Ama kolumu kanadımı kırdın,  kimsesiz ve evsiz kaldım.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Tıbbın Askeri Deyimlerle İstilasıFaik Çelik
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adrien Rivierre

26 Ocak 2025

Makine Çevirisinin Bilişsel Kapasitemi..

Yeni bir dil öğrenmenin beynimizi doğrudan etkilediği uzun süredir bilinen bir gerçek ama bu etkinin boyutu hâlâ tartışma konusu. Makine çevirisi, yapay zekâ teknolojisindeki hızlı gelişmeler sayesinde kısa süre içinde hayatlarımıza ..

Devamı..

Antalya’nın En Büyüleyici Antik Kentleri

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024