Balıkgözü
8 Ocak 2019 Öykü

Balıkgözü


Twitter'da Paylaş
0

Yine aynı saatte uyandım. İşler yolunda yani. Biyolojik ritmim tıkır tıkır işliyor. Her gün aynı saatte delirmeye başlıyorum, sekize iki saniye kala. Melodisi sinirlerimi bozan eski saatim çalmaya başlamadan hemen önce çıt diye bir ses çıkarıyor. Palas pandıras yataktan çıkıyor, melodi başlamadan alarmını kapamaya çalışıyorum. Çoğu kez geç kalıyorum. Buraya taşındığımızda bulmuştuk onu. Eski bir kilimle birlikte önceki ev sahiplerinden kalan bir kaç parçadan biriydi. Ayla kilimin üzerine bulaşmış kedi tüylerini görünce temizlenemeyeceğini bahane edip ikisini de atmaya kalktı. Ben kıyamadım. Nedense eve ait bir parça gibi geldi bana. Birgün taşınırsak biz de yeni kiracılara bırakırız diye düşündüm. Hayatıma anlam katacak bir amaç edindim böylece, insanın bir amacı olması önemli. Uyandıktan sonra ilk yaptığım salona geçip Balık’ı yoklamak. Epey yaşlandı, yüzgeçlerini kontrol edemediğinden yalpalayarak yüzüyor. Yerinde olduğunu görünce mutlu oluyorum, mutlu olmak önemli. Uzun süre isim düşündükten sonra Balık adını koydum. Onu bütün gerçekliğiyle ifade edecek en iyi ismin bu olduğunu düşündüm.

Eşyaların düzenlemesi bitti sayılır. Toza, tere ve hatıralara belendiğim bir buçuk ayın sonu. Bundan tam elli dört gün önce evdeki eşyaların yavaş yavaş eksildiğini fark ettim, her gün biri. Mesela Ayla’nın Samatya Meydanı’ndaki seyyar eskiciden aldığı bakır sahan. Mutfak dolaplarının kalabalığında çoktan unutulmuş. Artık ihtiyaç duyulmadığından yokluğu kolayca gözden kaçabilir. Tencere tava yığınını eşelediğin bir gün alıştığın kızıllığı yerinde göremezsin. O zaman dersin ki burada bakır bir sahan vardı. Olamaz mı? Olabilir. Eşyalar geride bıraktıkları boşluktan da tanınabilir. Son kullanım tarihi geçmiş bir paket baldo pirinç, günlerdir masa üstünde duran çikolata parçası… Dolaplar boşaldı, çekmece içleri seyreldi. İşin kötüsü bütün bunlar kendini hissettirmeden yavaş yavaş oldu.

İlk kaybolan metal aksamlı kartondan yapılmış küçük müzik kutusuydu, Ayla için almıştım. Giderken onu da bıraktı. Sadece kişisel eşyalarını götüreceğini söylemişti. Ortak geçmişimizle ilgili hiçbir şey istemiyormuş. Bu müzik kutusunu kişisel eşyadan sayıp saymadığını merak etmiştim doğrusu, saymıyormuş. Komodinin üzerindeki ıvır zıvırı bavuluna doldururken müzik kutusunu da bana ait parfüm, deodorantla birlikte bıraktı. O zamanlar bazı kuruntularım vardı. Mesela eşyalar, Ayla’nın bıraktığı yerde sonsuza kadar kalacak, aylar geçip üzeri toz perdesiyle kaplandığında bir Ayla dokunuşu arayacak sanmıştım. Öyle değilmiş meğer.

Sonunda bir liste oluşturmaya karar verdim. Boş bir defter alarak mutfaktan başladım. Dolapları sırayla boşalttım. Her birine numara verdim. Ayrıca bulundukları odaya göre bir harfle işaretledim. Yatak odası için Y, salon S, banyo B, koridorda duran üç beş parçaya K. Hepsini kaydetmek bir buçuk ayımı aldı. Aslında yaptığım iş basitti. Uzun sürmesinin nedeni kaydetmek için elime aldığım nesnelerin bana anımsattıklarıydı. Yaşanmışlıklara göre düzenlemenin daha iyi olabileceğini ancak ikinci haftada akıl edebildim. Sonra tekrar başladım. Y-38 (ilkokul birinci sınıfta kullandığım silgi) ve Y-56’yı (üçüncü sınıf karnem) aynı çekmeceye yerleştirdim. Ancak bu sefer de başka bir sorun çıktı. Bu yeni düzen eşyaların arasında manevi bir birlik yaratıyor fakat kullanımı zorlaştırıyordu. Ayla’nın en sevdiği kitap olan GörünmezKentler’leçoğu kış gecesi yatak odasına gitmeye üşendiği için çekyatın kenarında bulundurduğu battaniye aynı yerde olmak zorundaydı, eşyanın tabiatı bunu gerektiriyordu, karşısında durulamazdı. Battaniye kitaplığa sığmayacağı için kitabı çekyatın yanına koydum. Bazen bir çatalı, bir çift çorap ve balık takımlarıyla aynı dolaba yerleştirmek durumunda kalıyorum. Benim için sorun yok ama Arda’nın yeni düzenime alışması zaman alacak, düzenli olmasa da bazı hafta sonlarını benimle geçiriyor. Neyse ki çocuklar değişikliğe büyüklerden çabuk uyum sağlar. Bense eşyaların bu birlikteliğini sevdim.

Öğleye doğru çay demledim. Balık suyun içinde hızlı hareketlerle geziniyor. Halının üzeri birliktelikleri konusunda kararsız kaldığım nesnelerle dolu. En zor parça eski moda ince bir kravat, lacivert zemin üzerine yeşil çizgili. Onu gümüş sigara tablasıyla hatırlıyorum. Kravatın üzerinde küçük bir yanık izi var. Sırf bu bile birlikteliklerinin anlamlı olacağını gösteriyor. Ancak biraz daha düşününce üniversitenin ilk yıllarında elimden düşürmediğim Analize Giriş kitabının kravatı yanına çağırdığını hissediyorum. Gömleği üzerimden çıkarmadığım yıllarda neredeyse bu kitapla yatıp kalkardım. Çayım soğumuştu, tazelemek istedim. Mutfağa gitmek için doğrulunca bir çıtırdama sesi duydum. Dizimden geliyor, artrit, eski bir tanıdık. Bu ses uzun süren sessizliğin sona erdiğini söylüyor. Son zamanlarda tekrarlaması için elimden geleni yaptım. Birkaç gün içinde dizim şişecek, o sinsi ağrı yüzünden günlerce yürüyemem herhâlde. İki yıl önce gittiğim doktor dizimin yıprandığını söyledi. Yaşlanmaya bağlıymış. Yıllar içinde kemik kıkırdağı aşınarak kayboluyor ve kemikler birbirine sürtünüyormuş. Ara sıra duyduğum çıtırtının nedeni buymuş. Bu kez koltuğun kenarına asılarak yavaşça kalktım. Mutfaktan buz torbasıyla geri döndüm. Bacağımı koltuğa uzattım. Buz torbasını dizime yapıştırdım. Gözümü kapatınca varlığını hissettiğim tek yer orası. Koca bir diz kapağından oluşuyor gibiyim. Birazdan hafifleyecek biliyorum, soğuğun ağrıyı yendiğini daha derinde kendine ait başka bir sızı oluşturduğunu hissediyorum. Dizime odaklanmış beklerken aklımdan garip bir düşünce geçti. Eşyalar… Dizimdeki kıkırdak gibi yıllar süren bir aşınmanın sonucunda kayboluyor olabilir mi, mümkün mü bu? Bir kıkırdak parçasına oluyorsa kül tablasına da olabilir. Başka birisinin mesela Ayla’nın delice bulacağı bir açıklama, bu bile doğru olduğunu göstermez mi. Yalnız benim başıma geliyor olamaz. Evler satın alındıktan hemen sonra unutulan eşyalarla dolu. Kalabalık ailelerde böyle şeyler doğal karşılanır. İnsanlar hiçbir şeyin kıymetini bilmez. Kaybolanın yerine düşünmeden yenisini alır. Kafamdan birbiri ardına düşünceler geçerken telefon çaldı. Arayan Ayla’ydı. Kalabalık bir yerde olmalı, arada kahkaha sesleri geliyordu. Yarın akşam oğlanı bana bırakmak istiyormuş. Önemli bir işi varmış. Uygun olmadığımı, eşyalarla ilgili bir sorun çıktığını söyledim. Bu ara evde başka biri olmamalı. Gayet ılımlı ve kibardım. O başka biri değil, senin oğlun, dedi. Arda'yı ben de özlemiştim. Bir hafta sonra istediği kadar kalabilirdi. Ama şimdi değil. O kahrolası eşyaların hiçbir önemi yokmuş, öyle dedi. Hemen arkasından hoş olmayan başka şeyler de söyledi. Sürekli konuşuyordu. Bana mı yanındakilere mi olduğunu anlayamadım. Sakinleştirmeye çalıştım. Bu eşyalar ortak geçmişimize aitti, birgün Arda’nın olacaktı. Onun bir çöp yığınına değil babaya ihtiyacı var, dedi, telefonu kapadı.

Dizimi bükmemeye gayret ederek koltuğa uzattım. Kızgın değil, yalnızca yorgundum. Telefonu kapattıktan sonra hakkımda anlattığı saçmalıkları tahmin ediyordum. Bütün bunları unutmak istedim. Pencereden dışarı baktım. Öyle zamanlarda çoğu kez yaptığım gibi yavaş yavaş sallanıyordum. Başımı saatin tik taklarına uydurmuş saniyeleri tespih taneleri gibi çekmekteydim. Ben sallandıkça eşyalar da oldukları yerde tıkırdamaya başladı. Bir an karşı apartmanın içinde yaşayan insanlarla birlikte ileri geri sallandığı izlenimine kapıldım. Tıkırtılar sonra başladı belki de. Çünkü pencere pervazlarının zangırtısı bütün seslerin üstünü örtmüştü. Çok geçmeden dalgalara kapılmış bir teknenin içindeymişçesine sarsıldığımı hissettim. Tırnaklarımı koltuğa geçirip ne olduğunu anlamaya çalıştım. Akvaryum sularını saçarak masanın üzerinde daireler çiziyordu. O an şaşkınlıktan gözleri pörtlemiş balığı gördüm. Zavallı Balık, birdenbire dönmeye başlayan dünyasında ne yapacağını bilemez hâlde suların girdabına kapılmıştı. Yüzeye çıktığında ağzını açıp kapatıyordu. Yerimden fırladığım gibi yanına koştum. Yetişemedim. Akvaryum sehpanın kenarında bir kaç kez gidip geldikten sonra cambul cumbul devrildi. Balık yerde yatıyordu, kuyruğunu salladı, göğsü hızla inip kalktı sonra bana uzun uzun baktı.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR